Sayfa Görüntüleme Sayısı

16 Ocak 2019 Çarşamba

NEDENSE KENDİSİNİ ÜZECEK ŞEYLER YAPMAYI SEVER İNSANOĞLU, AYNI YAĞLI YİYECEKLERİN SEVİLMESİ GİBİ







Ya bu kıskançlık halleri ne olacak ? Bir de trip durumları... Haklı nedenlerim var deyip abuk sabuk şeyleri öne sürerek trip yapma, hep kendinin haklı olduğunu düşünme halleri ? Söyleneni dinlememe, ''Ama ....'' diyerek, her dakika laf kesip, hep baskın olma atakları, nereye kadar ? Mutsuz eder insanı bu tür bir yaşayış. Hep durup dururken, kendi kendine, karşındakinin haberi olmadan kendini onunla yarışa sokmak yorar insanı. İki haset insanın yan yana gelerek, baş başa verip birbirlerini ağırlamaları da en tehlikeli birlikteliklerdendir. Kıskanarak kimse kimsenin mutluluğunu, başarısını engelleyemez. Tam tersine öyle aşikar belli oluyor ki bu durumlar, kıskanan, hasetlenen, egolanan kişi kendi kendisni ifşa ediyor esasında ister istemez. Ve de etrafı boşalıyor, kimsesi kalmıyor, yada çevresi aynı kendi tarzında, aynı hisleri karakterinde barındıran kişilerce dolu oluyor. Bir muhabbette oluyorlar ki sormayın.
Bir de; bu kişiliklerin karakterlerinde, kendilerince rahatsız oldukları şeyleri karşısındakinin yüzüne söyleyememe cesaretsizlikleri vardır ki hep içten içten, arkadan arkadan hasetlenme, çekememe ruhi haliyeti... Her ne kadar sizi çekemeseler de bu kişiler, zorlanarak durumu idare edip, bağlantıyı koparmadan, sizin hayatınızın devamını merak etme isteğinin karşı koyulmaz cezbine esir düşerler ve rahatsızlıklarını kimsenin yüzüne söylemeden hep etrafda yer alırlar, uzaktan da olsa. Diğer bir nedeni de esasında hislerinin (kıskançlık, hasetlik, çekememezlik,ego) yanlış olduğunu çok iyi bilmeleridir. Karşısındakine bunlarla gitme utancını hissederek o kişi yada kişilere kendince duydukları rahatsızlıkları asla söyleyemezler.
Çok haklı olduğunu düşünüyorsan canım, kendine güveniyorsan, ne hissediyor ve düşünüyorsan, söylersin o insana, hem sen rahatlarsın, hem de karşındakini mutlu edersin. Kimse üzülmez merak etme. Paylaşılır ne varsa, uzlaşılırsa uzlaşılır, olmadı herkes farklı yönlerde hayatını sürdürmeye devam eder.
Zaten şu da var; sen ben olamazsın, olmanı da istemem. Herkes, herkesin sahip olduğuna da sahip olamaz; o zaman hayatta "hazım etmeyi" becermeye çalışmak gerekir. Yapamıyorsan da kendini üzmeyecek, çok uzaklara gideceksin. Kıskanarak, hasetlenerek bir kişinin önü kesilebiliniyor mu ? Yo hayır. Zaten kişinin kısmetinde varsa, iyi bir insansa yada azimliyse er yada geç güzel şeyler hayatında oluyor ve başarıyor. Bu kıskananlara ne oluyor peki ? Her gün kendileriyle didişiyorlar, yazık. Bunun yerine örnek almayı yada ders çıkarmayı deneseler hayatları değişecek haberleri yok.
Çoğunlukla şunu görüyorum; ''Sen kimsin'' e getirilen haller uçuşuyor etrafta. Herkes paha biçilemez bir değerde olduğunu kendi kendine kabul ederek tavırlarında hadsizleşebiliyor. Başka bir kafada yaşayarak, o kafada davranabiliyorlar etraflarındakilere. Yahu peki ''Sen kimsin'' Bunu sorabildiğine yada davranışlarınla bunu hissetirme cesaretinde bulunabildiğine göre çok üstün bir varlık olduğun kanaatini getiriyorum ben. Ya o kadar ukalaşmaya gerek yok; çünkü alt tarafı bir insansın. Sınanan, yanlışlarının çok çok olduğu, doğaya, hayvanlara, kendi ırkına, her türlü mandiği gözü kapalı atan bir insan. Benim gözümde; vasfı, mesleği, maddi durumu v.b, o, bu, şu, herkes eşit. Bu yüzden benim için herkes aynı yerde. Bu noktada bu eşitlikte benim için; sadece saygı ve sevgi yüzdeleri farklılık gösterebilir. Herkese duyulan saygı ve sevgi insani güdülerin de etkisiyle zaten eşit olamaz. İnsan her şeyi eşit sevemez.
İnsanoğlu uslanmaz bir hal içersinde ve de ısrarlı. Ne laf, ne ibretlik şeyler, hiç bir şey ders olmuyor onlara. Kıymet bilmiyor, huzursuzluk çıkarmaktan ve mutsuz etmekten keyif alıyorlar. İnatla acımsızlaşıyorlar. Başkaları mutsuz olursa kendileri sakinleşiyor, ruhları huzura kavuşuyor.
Sigmund Freud şöyle söylemiş; ''Bir gün dönüp geriye baktığınızda, mücadelelerle geçen yılların en güzel dönemler olduğunu fark edersiniz'' Bu sözden benim anladığım; Hayatınızı artık ne kadar yapabilirseniz güzel şeylerle doldurun. Hayatınızı, boş, lüzumsuz ve kötü şeylerle meşgul ettiğinizde o meşguliyete harcadığınız zamanlarınızın en kıymetli dönemlerinizin olması gerektiği gerçeğini çok geç olunca anlayacaksınız. 

(Ayrıca bir dip not da eklemek isterim; şu facebook denen şey de çok şey gösterdi bana. Hiç ummayacağım bir kanaldan deneyimlemelerim oldu. Sonuçta o da hayatın içinden zaten öyle değil mi?)





















BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:



7 Ocak 2019 Pazartesi

‘HAYAT ARTIK BİLGE OLMA GEREKLİLİĞİNİ ŞART KOŞUYOR BİZLERE YOKSA HAYATIMIZ VE İŞİMİZ ÇOK ZOR’

 
 



Farkında mısın, insanlar hem mutlu huzurlu, bolluk bereket, aşk ve sağlık dolu bir hayat istiyor hem de küçük şeylerle uğraşıyor! Günlük hayatında, diğer insanlar gibi haklı çıkmaya, kendini kanıtlamaya, farklı gözükme çabalarına giriyorsan istediğin iletişimi yaşayamazsın, bunu biliyor muydun ?

Doğru sabır için akılcı sorular sorarak, bilinçli zihni yani aklını güçlendirip bu duygulardan çıkmalısın. İyi bir düşünce avcısı olup, nasıl ve ne düşündüğünü, iyi bir duygu kaşifi olup duygularını keşfetmeyi ve kontrolü elinde tutmayı, harekete geçmeyi öğrenerek bazı davranışlarını değiştirmen gerektiğini bilmelisin.

Hayata dair stres ve belirsizlik arttıkça bilinçaltı yönetimi ele geçirir. Bilinçaltı yönetimi ele geçirdimi kişinin tehlikede olduğuna dair otomatik düşünceler üretmeye başlar. Bilinçaltının yönetimi ele geçirdiğinde otomatik olarak duygularının ve düşüncelerinin devrede olduğunu ve seni esir aldığını unutmamalısın. Sen duygularının ve gerçekçi olmayan düşüncelerinin esiri olmayınca öfken de azalacak, öfken azaldıkça sevgiye döneşeceksin, sevgiye dönüştükçe hayalini kurduğun hayatı yaşayacaksın.

-         Bundan sonraki yaşam sürecimde olayları iyi kötü diye değerlendirmeden, yaşadıklarımı olduğu gibi kabul etmeliyim yani ? İçimden nefret, kin gibi duygular geçse de bunların her insanın içinde olduğunu, yaşamın amacının zaten onları sevgiyle kucaklayabilmek becerisi olduğunu hatırlamalıyım.

-         Evet, en önemlisi de ilahi düzene verdiğin duyguların sana aynı oranda geri geldiğini hatırlamalı ve saf sevgide kalmalısın. Kötü duygular yayıyorsan kötü şeyler çekiyorsun. Kural çok basit. Sen hastalıklı deneyimler yaratıyorsun sürekli. Çünkü bu hayatta her ne olduysan öyle olmak istediğin için oldun. Zengin yada fakir, başarılı yada başarısız, evli yada bekar, güvenli yada güvensiz isen bunu sen böyle yaptın. Sorunların için hep dışındaki şeyleri suçladın. Sorumluluğu üstlendiğinde her şey senin kendine çektiğini kavradığında intikam duygundan, nefretinden kurtulacak ve huzura ereceksin. Sürekli kafam karışık diyorsun, peki kafanı kim karıştırdı ? Sorumluluğu üstlen. Onu sen karıştırdın. Her şeyin sorumulusu ve nedeni: ‘’Sensin’’                  

‘’Ne elinizden gidene ne de başınıza gelene üzülün’’

Yaratan; güçlenmem, kendim olmam ve ona yaklaşmam için istedi ve bu yüzden bu deneyimleri ‘’Ben çektim, ben istedim ve ben yaşadım’’dediğinde, artık suçluluk ya da başarısızlık diye bir şey olmaz; başarı olur, bilgelik olur.
 
Hayat Cesurlara Torpil Geçer
Bircan Yıldırım






BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:







 
 


29 Aralık 2018 Cumartesi

YENİ YIL 2018 → 2019








Bu günü yaşamak; yarını düşünmek değildir. Artık yaşamak, günü ve içinde bulunduğunuz anı kurtarmaktır. Kendiniz için ne yaparsanız yanınıza kar kalır. Kendinize ve hatıralarınıza katacağınız olumlu şeylerden, yeni güzelliklerden bahsediyorum. Yaşamak; hayatın bütün acımasızlığına karşılık, koca tehlikeli bir ormanda bütün olumsuzluklardan sıyrılabilme marifetini gösterebilmektir.
Bakıyorum da dört beş sene öncesine yeni yıl dilekleri hep aynı: Peki değişen ?
Değişen yine hiç bir şey yok; güzellikler ve iyi olmak ve oldurmakla alakalı hiç bir şey değişmemiş, yapılmamış. Her şey hayallerde ve sözlerde kalakalmış.
İsteklerle, istekleri hayata geçirmek yine çelişmiş. Bir söylenen bir söyleneni tutmamış. Hani hasta olduğunuzda ve çok korktuğunuzda; söz veriyorum, bu günleri atlatıp bir iyileşeyim şunu yapmayacağım, bunu yapacağım falan dersiniz ya, iyileşince de bütün söylediğinizi unutursunuz; işte yılbaşında ve bütün dönüm noktalarında bu iyimserlik takınılır. Güzel şeyler için umutlanarak dilekler dilenir ancak gün gelince istenilen güzelliklerin gerçekleşmesi adına hiç bir şey yapılmaz, katkıda bulunulmaz. Sonra dönüp yanlış olan şeylere bakıyorum; ohoooo karnemiz beş yıldız, geçmişiz, hatta aşmışız.
Formaliteye dönüşmüş bir yılbaşı kutlaması, klişe dilekler, inanın, yıllar, yıllar önce dinlediğim masallar kadar çok güzel geliyor kulağa. Bir masalın anlatımında, başlangıcından bitimine kadar olan kısım kadar sürükleyici, keyifli ve inandırıcı. Oysa masallar anlatılıp dinlendikten sonra hayatın gerçekleri tekrar önünüze çıkmak için sıraya girerler. Dilekler de ve kağıttan okunur gibi söylenen güzel ama gerçekleşmeyen sözler de aynı bu masallar gibiler. Ağızlardan çıkıp sözler bittiğinde hayatın gerçekleriyle yüz yüze yaşamaya devam ediyorsunuz.
Evet gelelim yeni yıl kutlamamıza :)  :
''Her şeyin en güzeli, en mutlu edeni bizlerin olsun. Sağlık, daha çok mutluluk, daha çok başarı bizlerle olsun. Önümüzdeki günlerde de akıl sağlığımızı koruyacak gücü ve sabrı bulabilelim. Ne kadar mutsuz ve bu mutsuzluğunu her yere saçan insanlar var, dilerim bizler mutlu yaşayanlar arasında olmaya devam edebiliriz yeni yılda da.
Ve umarım gerçekleştiremediğimiz bütün hayallerimizi hayata geçirebiliriz. Yaşadığımız, tanıdığımız muhteşem şeyler için çok şanslı olduğumuzu ve yeni yılda da bunların süre geleceği inancını kaybetmeyelim.
Yılbaşına nerede ve ne şekilde girerseniz bütün yılınız öyle geçer efsanesini de göz ardı etmeyin. Mesela ben çok marjinal bir şekilde .........?.......... gireceğim. :) İyi seneler !

















BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:





13 Aralık 2018 Perşembe

GÖRSEL VE YAZILI MAGAZİN BASINI

 
 
 
 
 
 
Misafirliğe birbirine giden tanıdıklar gibiler. Şeyi diyorum şeyi; yirmi beş yıldır, aynı yüzleri, aynı yerlerde gördüklerimden bahsediyorum. Hep bir; birbirlerini ağırlama durumları. Adına sanat dünyasındakiler mi diyeyim, show dünyasındakiler mi, müzik dünyasındakiler mi ? herneyse.
Yakın zamanda tesadüf dağıtıldıktan sonra tv'de gördüğüm Altın Kelebek ödüllerindeki yüzlerin, yine geneli aynı yahu. :) Ama yaşlanmışlar. Aralarına bir iki yeni yüz de almışlar ki, hani ''yap, çalış sen de çık buralara, bak yapan nasıl yapıyor'' denilebilmesi adına. Eh, o iki üç yeni yüz de bayrağı devir alıp bir otuz sene daha götürse işi (ki hiç sanmıyorum) böylelikle müzik ve medya aşkınız, takibiniz on beş yirmi kişi arasında son bulacaktır.
''Bir de biz seçmiyoruz halk seçiyor.'' gibi bir klişe cümle vardır ya :) Valla nasıl böyle oluyor, anlamıyorum ? Ben halkın zevk sahibi olduğunu düşünüyorum ? Bir yerde bir terslik var.
Bakalım ödül alanlara:
 
45. ALTIN KELBEK 2018 KAZANANLARI:

EN İYİ HABER PROGRAMI : AHMET HAKAN (?)
EN İYİ ERKEK HABER SUNUCUSU : CEM ÖĞRETİR (atv Haber) (?)
EN İYİ KADIN HABER SUNUCUSU :  BUKET AYDIN
EN İYİ DİZİ : ÇUKUR / KEREM ÇATAY VE PELİN DİŞTAŞ (😏?)
ONUR ÖDÜLÜ : TÜRKER İNANOĞLU
25.YIL ÖZEL ÖDÜLÜ : KENAN DOĞULU (😏?)
EN İYİ KOMEDİ DİZİSİ ERKEK OYUNCU: ÇAĞLAR ÇORUMLU
EN İYİ KOMEDİ DİZİSİ KADIN OYUNCU : PINAR ALTUĞ (😏?)
EN İYİ KOMEDİ DİZİSİ : ÇOCUKLAR DUYMASIN / BİROL GÜVEN (😏?)
EN İYİ ÇOCUK OYUNCU : ALİ SEMİ SEFİL, KÜBRA SÜZGÜN, DEMİR BİRİNCİ
EN İYİ ERKEK SUNUCU : ACUN ILICALI (😏?)
EN İYİ KADIN SUNUCU : MÜGE ANLI (😏?)
JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ : CEM YILMAZ
ONUR ÖDÜLÜ : CÜNEYT ARKIN
ONUR ÖDÜLÜ: GÖKÇEN KAYNATAN
ONUR ÖDÜLÜ: NİLÜFER
ONUR ÖDÜLÜ: SILA (😏?)
EN İYİ GÜNDÜZ KUŞAĞI : FATİH ÜREK (😏?)
EN İYİ MAGAZİN PROGRAMI : MÜGE VE GÜLŞEN'LE 2. SAYFA (😏?)
EN İYİ YARIŞMA : ALİ İHSAN VAROL
EN İYİ PROJE : YILDIZ TİLBE (😏?)
EN İYİ POP MÜZİK KADIN : ALEYNA TİLKİ (😏?)
EN İYİ POP MÜZİK ERKEK: EDİS
EN İYİ KLİP : HADİSE - FARKIMIZ VAR (😏?)
AZERBAYCAN YILIN KADIN SANATÇI ÖDÜLÜ : AYGÜN KAZIMOVA (😏?)
EN İYİ ROMANTİK KOMEDİ DİZİSİ : ERKENCİ KUŞ / FARUK TURGUT
EN İYİ FANTEZİ MÜZİĞİ ERKEK : HAKAN ALTUN (😏?)
EN İYİ FANTEZİ MÜZİĞİ KADIN : SİBEL CAN (😏?)
ONUR ÖDÜLÜ : MÜSLÜM GÜRSES
EN İYİ HALK MÜZİĞİ ERKEK : MÜMİN SARIKAYA (?)
EN İYİ HALK MÜZİĞİ KADIN : SEVCAN ORHAN (?)
EN İYİ MÜZİK GRUBU : ATHENA (😏?)
YILIN ŞARKISI : GAZAPİZM - HEYECANI YOK (?)
EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN : EZHEL (?)
EN İYİ YOUTUBER: ORKUN IŞITMAK (?)
EN İYİ DJ : MAHMUT ORHAN

Özetle şunu söylemek isterim: Şimdi yaptığım bir şeyi (şu an) söyleyeyim; Hadise'nin klibi hakkında bir fikrim yoktu, en iyi klip seçildiğinden merakımı uyandırdı, acaba ne atraksiyonlar var dedim, neler yapmışlar, izlemeden de bir kanıya varmak istemediğimden bir izleyeyim dedim; ya Allah aşkına en iyi klip mi bu şimdi ? Birbirinin kopyası diğer kliplerden hiç bir farkı yok. Hadise bol bol görüntü vermiş, sıradan bir klip. Şarkı teneke. Zıngır zıngır. Bekledim bekledim, ha şimdi bir şey olacak, ha oldu olacak derken klip bitti. Bu arada en iyi klip ödülü şarkıcıya değil o klibi çeken yönetmene verilir. İlk defa gördüm ödülü klip şarkıcısının aldığını.
Bakın arkadaşlar; iki tür vitrin vardır; biri her öğlen aynı saatte açılır ve gecenin geç saatlerine kadar dolar taşar, bakılır, harmanlanır. Bir vitrin vardır; sabah erken saatlerde açılır, akşamın makul saatinde kapanır. Günde içeri üç beş kişi girer. Ve kaliteli bir alışveriş yapar. Bir vitrinin sahibi; camlarına indirim yazıları yapıştırır, diğer vitrin sahibi duruşuyla aynı duruştaki alıcılarını bekler.
Herhalde bütün bunlar ''iyi''nin buralarda çok göreceli olmasından kaynaklanıyor. ''Neye göre, kime göre iyi ''denir ya, e iyi de göz var nizam var. Şimdi ekşi bir yoğurdu beğenmeyene; ''E bana göre iyi ben yerim'' diyebilir misiniz ? O yüzden bu laf bana tam bir kılıf gibi gelmiştir hep. Eğer her konuda; ''iyi'' çok fazla görülseydi, her konuda fazla fazla ''iyi'' çıkarabilseydik, anlama ve seçme anlarında doğru kararlar verilebilecektik. Daha önce sunulanı görmeyen birisi ilk defa gördüğünü ''iyi'' sanıyor. Sonra da aynı şeyi sıkça gördüğünde ona benzer şeyleri de iyi sanmaya devam ediyor. Çünkü sadece gördüğünü biliyor. Bir kıyas yapma durumu yok.
Yine gözüme giren bir şey paylaşayım o ödül gecesinden; bir ''Show Must Go On'' söylendi o gecede, yani o show devam etmeli mi ?, ederse iş nereye gider düşünür oldum. Donuk bir ifade, yapay hareketler falan. Durmuyor elbise işte üstünde. Ve alkış alıyorsun, ödül alıyorsun büyük başarı inan. Ama sadece burada yerler bunu. Özellikle şarkı söyleyen kesimden hiç bir kimsenin yurt dışında tutunamaması (bakın bir süreklilikten bahsediyorum, yurt dışında yolda yürüyememekten bahsediyorum.) da çıkan işlerin ve bu işi çıkaranların dünyaya hitap edecek düzeyde olmadığını çok net gösteriyor.
Yurt dışında da müzik endüstrisinde bu gibi absürd durumlar var, yok değil. Sesinin gerçekten olmadığı ama sahne show'unun ve görselinin aklı başından aldığı müzik yapan kişiler var. Ama buradaki gibi sadece bu absürdlüklerin üzerine kurulu pembe dizi gibi yürümüyor işler orada. Herkes hakkını alıyor. Her şeye eşit ilgi var. Bizimkisi ''Müzik Dünyası'', onlarınkiyse ''Müzik Endüstrisi'' bu çok önemli bir fark.
Yazımın başlığı neden; ''Görsel Ve Yazılı Magazin Basını'' ?
Çünkü kendileri sadece o dünyaya giriş anahtarlarının, işte bildiğimiz malum kişilerde olduğu alanda yaşıyorlar. Özellikle ''Müziği'' , o dünyada, tam olarak yapıtlar değilde yüzde yetmişini ilginç ve aykırı özellikteki duruşlar yada bürünmeye çalışılan şeyler temsil ediyor.
Bir Fatih Erkoç'u görmek isterdim orada ödül alırken.
- ''E bir şey yaptıda hakkını vermedik mi ?'' dediniz.
Athena'nın yeni bir üretimi mi oldu da ''En iyi müzik grubu'' ödülünü aldı ? Benim mi haberim yok ?Fatih Erkoç ise çok üretken ve kaliteli gerçek bir müzisyendir, neden oralarda gözükmüyor, kaç tane ödülü var söyleyin bana Fatih Erkoçun. Onu kaç kere bir bar çıkışı yada bir dizi oyuncusuyla gördünüz ? Kaç kere yaptığı sanatla alakalı televizyonda görebildiniz ? Erol Evgin ''Ateşle Oynama'' şarkısıyla yeniden müzik hayatında önemli bir gelişme elde etti. Ödül aldı mı? Ve yine soruyorum; Erol Evgini hangi dizi oyuncusuyla ne zaman flörtleşirken görebildiniz? Bir bar çıkışı kaçarcasına arabasını ararken ne zaman gördünüz ? Televizyonda yada yazılı basında ne kadar sıklıkla kendisini görebiliyorsunuz ?




Altın Kelebeğin 44.'üncü ödül töreninde, yılın şarkısı katagorisinde; Tarkan iki şarkısıyla aday olarak şansını ikiye katlamış. Aynı şarkıcı, aynı katagoride iki şarkısıyla ödül almaya çalışıyor, ilk defa gördüm. :) Yine bu yıl da gördüğümüz bingo iki isim de yine bu listede. Ve sonuç: Tarkan, yılın şarkısı katagorisinde ''Beni çok sev'' ile ödül alıyor. Erol Evgin orada duruyor ki şarkısı (Ateşle Oynama) listelerde uzun zaman yer aldı, çok yerde çalındı, beğenildi. Yetmiyor, popüler kültür ve nama gölge düşmesin ''Tarkan varken olur mu'' muhabbetine, en iyi pop müzik erkek ödülünü de Tarkan alıyor. Böylelikle ne olmuş oluyor sevgili canlarım; 1969 yılından beri sahnede olan ve şarkı söyleyen Erol Evgin, yıllar sonra ayağa kalkışının emeklerini, halk böyle istiyor açıklamasıyla almış oluyor. ''Ne olacak sende seneye alırsın. Yazalım adını şuraya, hatırlat ama haaa'' gibilerinden.
 
Şunu diyeceğim; Ben biliyorum ki; o dünyaya bilerek girmek istemeyen (biri de benim) şarkı söyleyen, müzik yapan, üretken ve değişik fikirlere sahip çok başarılı arkadaşlarım var. Bana soracak olursanız; o dünya sanattan uzak, emekten uzak bir dünya. Hep bir yarış var orada. Bu yarışın en güzel sergilendiği kitap; Radi Dikici tarfından kaleme alınan, son zamanların (anlatımı kopuk olmasına rağmen) en etkileyici biyografi kitabı: ''Aşkın Kavurduğu Güneş: Zeki Müren'' di. O kadar şöhretine, halk tarafından sevilmesine rağmen Zeki Müren'in diğer sanatçılarla ilgili yaptıklarına okuyunca inanın benim kadar şaşıracaksınız.Yarış elbette güzeldir ancak olan yarış adil ise güzeldir, ortaya çıkardığın eserinle (çalışmanla) güzeldir, rakibin doğruysa güzeldir. Her an şahsına söylenen düzeysiz laflara cevap yetiştirilen, her zaman kendini aklamaya çabalamak zorunda bırakılan, bir sidik yarışına girme mecburiyeti doğurtulan, onun bunun işine çomak sokmaya çalışılan bir yarış ortamında olmayı elbette kimse istemez. Şimdi ben öyle bir ortamda popüler olmak istemem. Ben şarkımı söyler, işimi yaparım, o dünyada tanınmayı hiç bir zaman istemedim ki. Popüler olma yarışına katılarak her şeye normal bakmak ve bu hırsın getirdiği hareketleri sergilemek müzik (sanat) dünyasından çok uzaktır, bunu asla müziğime yapmam. Ne bileyim duygusal bir işin içinde bunlar yer alamaz. Siz sevdiğiniz, duygusal bağınızın olduğu birisiyle aranıza kötü şeyler sokuyor musunuz ? Eh işte müzikle benim aramdaki bağ da böyledir. Onunla benim arama kötü olan hiç bir şey giremez. Böylelikle o dünyada (yazılı ve görsel medyada) yer alıp almamak kişinin kendi tercihidir. O dünyaya katılmak istemeyen bir kişi yaptığı sanatsal çalışmaya ilgi gösterilmeyeceğinin farkındadır ne yazık ki. (aynı benim gibi) Çünkü sadece iş üzerine konuşmak hiç bir magazinciyi cezbetmez. Ya özel bir durumunuzla çıkış yapmalısınız yada birilerini beğenmediğinizi söylemelisiniz. İşte bunu da yapmayan sanat sevdalısı ve üretici insanlardan bir haber yaşıyor oluyorlar sevgili görsel ve yazılı magazin gazeteciliği yapan arkadaşlar. Ödül törenlerinde yer verilmeye, televizyon ve gazetelerde haber yapılmaya layık görülmüyorlar o dünyadan uzak olanlar. Magazin; dedikodu haberi, iki tanıdık simanın atışması haberi yada flört haberi, kişinin bir açığını yakalama merciyi değildir. Magazinin o boyutunda olmayan bir kişiye, çalışmalarıyla beraber kendisini tanıtmak adına basında yer almak istemesine sıcak bakmamak haksızlıktır bence.
Son olarak, o masadan uzakta başka bir masada oturuyor olan sanatçıların da (müzisyen, tiyatro oyuncusu, sinema oyuncusu, ressam, heykeltraş...) var olduğunu unutmayın. Sadece aynı kişilerle ilgilenerek başka insanların başarısından nasıl haberiniz olabilir ? Hiç bir sanat dalı o dünyanın etrafında dönmüyor. Türk Müzik dünyasının  bir kaç isimden oluştuğunu sanıyor olmak da büyük talihsizlik bence.
















BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:



6 Aralık 2018 Perşembe

NE KADAR RAHATSIN





Kötü bir tarz edinmenin ve kimsenin birbirine karşı bir sorumluluğunun olmadığı fikrini benimseme durumunun yaygınlaşmasından dolayı ve son zamanlarda da başıma sık gelmesi üzerine yazımda ''Ne Kadar Rahatsın'' başlığını kullandım, bloğumda da bu duruma yer verme gereğini duydum. Beni bilen bilir, bilmeyen de şöyle bilsin; çok gözüme girmediği sürece ve de sınırları zorlamadığı sürece kolay kolay bir yerlere çıkıp birilerinin yaptığı durumları yorumlamam, eleştirmem. Ancak yapılan etik olmazsa, hak yemek söz konusuysa ve had aşıp hiçe sayma tavırları takınılınarak bir saygısızlık oluşturuluyorsa, o zaman: ''Bir dur bakalım'' dememden doğal ne olabilir ?   ''Sen bunları bunları yaptın, neden yapıyorsun ?'' derim.
Hayatda aklı selim insanların, sevgi saygı çerçevesi içerisinde gerek sosyal hayatlarında gerekse işinin gereği, yaptığı belli başlı hareketleri ve düşünceleri birilerinin red ederek yapmaması; günümüzde bir marifet, bir yaşam tarzı oldu adeta. Bunu da rahatlıkla yapar oldular.
Benim için belli başlı değişmeyen olmazsa olmaz bir kaç şey vardır. Onlardan biri, saygıdır diğeri; yaptığın işi iyi yapma disiplinidir, o işin hakkını vermeye çalışmaktır. Bu ikisini yapamıyorsanız benim için görüntü vermekten başka bir şey yapmıyorsunuz demektir. Benim anladığım; amacı varmış gibi dolandığınızdır. Amaçlı olanlara engel olmanız da toplumda açtığınız ayrı bir yaradır. Şunu söyleyeyeim; siz önemsemeyebilirsiniz ama devamlı itibar kaybetmeniz de sizin fark etmediğiniz ama başınıza gelecek zararlardan olur. Gelecek kaygısı oluşturur. Aynı benim şimdi hiç bir şeye saygısı olmayan ve iş disiplini (yada yaşam mantelitesi tamamiyle kendi kurallarına odaklı) kişilerden burada bahsetmem gibi. Yeri geldiği zaman bu durumlardan bir yerlerde bahsetmem gibi. Bu tür kişileri hiç zaman unutmayacağım gibi.
Şunu düşünüyorum: ''Zaten yaşını almış akıl başında bir kişi, hayatında bu tür şeylere önem verseydi, duruşuna ve çizgisine değer verir, çok özen gösterirdi. Kötü eleştiri gelecek diye rahatsız olurdu. Kendi imajına zarar vermekten çekinirdi.'' Çalıştığı markayı temsil eden bu tür kişiler ilk o ada zarar vereceklerinin farkında değiller herhalde. Çünkü ''Şurada şu oluyor'' ''Burada bu, bunu yapıyor'' diyerek insanlar eleştirirler.
Bilinçli ve ısrarcı yapılan yanlış davranışların sahiplerinin kendisine saygısı olmadığını, başkasına da kolay kolay saygı duyamayacaklarını düşünüyorum. Ve görüyorum ki yanılmıyorum da. Hakkında düşünülen olumsuz şeylerden rahatsız olmayan bu kişiler sadece işlerini bir şekilde yürütmeye odaklıdırlar. Bu satırlar da bu kişiliklerin umrunda olmayacaktır. Zaten umrunda olmasını, düzelmesini yada utanmasını beklemek bir mucize olur. Fakat benim, haksızlıklar fazlasıyla umrumda.
Bir insan sorumsuzca ve saygısızca davrana biliyorsa yani öyle biriyse, dilediğiniz kadar o kişiye hatasını söyleyin; arkasını dönüp gitmekten, suratınıza sırıtmaktan ve garip bir şekilde manasız savunmalar yapmaktan vazgeçmeyecektir. Bir de yalanlar söylemekten. Doğru olmayanın en yakın dostudur; ''Yalan''.
Had aşma, yerini hazım edememe, ukalalık yapma ... böyle nereye kadar gider bir insan ? Nerede tutunabilir, nasıl toplum içinde bir yer edinebilir, nasıl mutlu olabilir ?
Eğer işinin gereği, senden bir yanıt bekleyen insanlara cevap veremeyecek kadar sorumluluk sahibi değilsen, o pozisyonda ne işin var ? Temsil ettiğin marka senin tekelinde değil, yetkini hatalı bir şekilde öyle hoyratça, kafana göre kullanamazsın. Bu kadar rahat olamazsın. Çünkü sorumluluğunu bilmen, insanlara saygılı olman, ağzından çıkanı unutmaman senin işinin gereği. Her şeyden öte doğru bir kişiliğin gereği.
Bunları yapamıyorsan boşuna bir markanın da adının olumsuz yorumlarda geçmesine neden olma.
Olmadık yerlerde olmadık kişiler yahu.
 














BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:



16 Kasım 2018 Cuma

EN GÜZEL CEVABI VEREBİLMEK: BAŞARMAK

 
 
 
 



Başarı şizofrenik derecede zıtlıkları bir arada düşünebilmeyi, ama bu düşünceler arasında dengesini kaybetmeyip, sağduyulu seçimler yapabilmeyi gerektirir.
İşte yapmanız gerekeni yaptınız, olması gerekeni oldurdunuz. Aldığınız sonuçla insanları şaşırttınız. Başka insanlarda yapmak istiyordu, ama siz yapabildiniz. Sonuç almak kutsaldır! Hem kendinizin hem başkalarının gözünde ''özel'' birisiniz artık. Kıskanılırsınız. Çekilemezsiniz. Adınız olur olmadık her yerde geçecektir artık. Çemberin dışında değil içindesiniz. Sınıf atladınız, sosyal başarı piramidinde üst kata çıktınız. Aile hayatınız süper, iş hayatınız başarılı, kimbilir kaç kişi yerinizde olmak isterdi. Başarı insanı onurlandıran bir deneyimdir. Başta anneniz olmak üzere bir çok insanın sizden gururla bahsetmesi bir insanın başına gelebilecek en güzel şeylerden biridir. Bu süreçte karşılaşacağınız abartı soslu övgüler, yolda çektiğiniz acıları ve alayları unutturur. Başarının ödülleri bedellerini telafi eder. Başarının güzel yanlarından biri de başka insanlara yardım etme imkanı vermesidir. Gücünüzü ve adınızı iyilikten yana kullanabilirsiniz. Başarınızla başkalarına ilham ve cesaret verebilmek çok onurlu bir mutluluk duygusudur. ''Başardıkça özgünleşir, anonimlikten kurtulursunuz'' Başardıkça kıt kaynaklar arasında seçim yapmaktan bolluk ikilemine geçersiniz. Kötü ile iyi arasında değil, iyi ile daha iyi arasında seçim yapmaya başlarsınız. Seçeneklerinizin sayısı ve kalitesi artar. Başarmak için hayatta insanların peşinden koşmayın, peşinden koştukları şeyin peşinde koşun ! Siz onların istediklerine sahip olduğunuzda onlar sizi bulacaktır !
Haksızlıklara karşı verilecek en zevkli, zarif ve zekice karşılık gidip başarılı olmaktır.
Başarı çok güçlü bir ''kusur giderici''dir. Başarılı olmak taç giymek gibidir, tacı başınızın üzerine koyduğunuzda size bakan gözler kamaştığından, insanlar yüzünüzdeki sivilceleri (kusurlarınızı) göremez hale gelir. Buna psikolojide halo (hale) etkisi denir.
Biraz kendini beğenmiş bir gramer hocası yaşadığı kentten bir adaya geçmek ister. Kıyıda bekleyen bir kayıkçıyla anlaşır, beraber yola çıkarlar. Denizin ortasına geldiklerinde gramer hocası sorar; ''Sen hiç gramer öğrendin mi?'' Kayıkçı, ''Ben cahil bir adamım beyim, hayatımda hiç gramer kuralı öğrenmedim'' der. Gramer hocası küçümseyen bir ifadeyle, ''O zaman senin ömrünün yarısı boşa geçmiş'' diye karşılık verir. Denizde ilerlerken aniden hava kararır, şiddetli bir yağmur ve sert bir fırtına başlar. Kayıkçı bir yandan sandalın batmasını engellemeye çalışırken, bir yandan da korkudan tir tir titreyen gramer hocasına sorar: ''Beyim, yüzme biliyor musunuz?'' Gramer hocası; ''Hayır'' cevabını verince, kayıkçı, ''İşte bu çok kötü, tekne batıyor ve hayatınızın tamamı boşa gidecek!'' der.

 

Mümin Sekman
''Her Şey Seninle Başlar''
adlı kitabından.
 

 
 
 
BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:


12 Kasım 2018 Pazartesi

BAŞARI VE BAŞARISIZLIK OLGUSUNU NEYE DAYANDIRARAK AÇIKLIYORUZ ?

 
 
 
 
 
  




Ünlü mucit Edison'nun bütün fabrikası yanıp kül olduğunda, ''Bütün hatalarımızı da yaktık, artık sıfırdan başlayabiliriz'' diyebilmiştir. Bir deneyde defalarca başarısız olduğunda, sonuçsuzluğu ''Başarıya götürmeyen yolları elemek'' diye adlandırıp, ''Her denememde başarısız olmaya götüren bir yol daha buluyorum'' demiştir. Edison felsfesine göre, başarısızlığa götüren bütün yollar tükenince geriye sadece başarıya giden yol kalır.
Ünlü gangester Al Capone; ''Çocukken her akşam yatmadan önce ve aklıma geldiği her an Tanrı'ya bana bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım! Ertesi gün gittim, kendime bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.''
Bu örnekler, başarının genler ve çevrenin ötesinde bir şeyle, ''olayları yorumlama biçimimizle'' bağlantısı olduğunu işaret eder.
Tek bir başarısız olay kadar, başarı ve başarısızlık olgusunu neye dayandırarak açıkladığımız da çok önemlidir. Olaysal atıflar kadar olgusal atıflara da dikkat etmek gerekir. ''Başarı, işini ne kadar iyi yaptığına değil, kimleri tanıdığına bağlıdır'' diyenle, ''Başarı, bir işte herkesten iyi olmaktır'' diyenin başarı davranışları aynı olmayacaktır. ''Başarı, çabayla üretilir'' diyenle, ''Kısmetinde varsa ayağına gelir'' diyen aynı derecede çaba göstermeyecektir. Başarının bağlı olduğu faktörler hakkındaki yorumunuz başarı davranışlarınızı belirleyecektir.Neden bulma biçimi, başarı ve başarısızlığı sahiplenme davranışını da etkiler. Sonuçlar iyi çıkarsa bunu biz başarmışızdır; kötü çıkarsa, başkalarının suçudur! Bilirsiniz: İyi notu öğrenci alır, düşük notu öğretmen verir! Bir kitap çok satmışsa, bu yazarın başarısıdır, az satmışsa yayınevinin başarısızlığıdır! Başarının her zaman birden çok baba adayı vardır, ama başarısızlık hep ortada kalır.



Mümin Sekman
''Her Şey Seninle Başlar''
adlı kitabından.
 

 
 
 
BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA: