Sayfa Görüntüleme Sayısı

21 Aralık 2024 Cumartesi

2025'e GİRERKEN EVRENDE HERKES EDERİ KADAR




Bir türlü olmuyor, insanlık her sene yeni yıla girerken kendisi için bir çok dilekte bulunuyor ama hala herkes hayatından şikayetçi ve işler yolunda gitmiyor.

Bu durumunuzla alakalı inceden inceye düşündünüz mü hiç? Neden hala yaşananlar bu kadar acımasız?
Bu ruh haliyle, bu kafayla iyi şeylerin size akacağını ve hayatınızın güllük gülistanlık olacağını düşünmediniz herhalde. Her şeyi doğru yaptığınızı ve yanlış yapmanın kendinize tanınmış bir hak olduğunu düşünüyorsanız. Fena yanılıyorsunuz. O zaman göreceksiniz ki, gelecek sene de, bir sonra ki senenin aynısını yaşayacaksınız, belki de (büyük olasılıkla)  daha kötüsünü... Ama hala inatla ve ısrarla aynı tiyatroyu oynuyorsunuz.
Her şeyi, kendinizi de dahil, çıtayı çok yüksekte tutuyorsunuz, uçuyorsunuz....
Bir hayal aleminde yaşar gibi umarsızsınız. Kendinize olmadığınız ve layık olamayacağınız etiketler yapıştırmayın. Yada olmadık insanlara bunları yapıştırmayın.
Neden kokuşmuş aynı şeyler etrafta dönüp duruyor ve çoğalıyor? Bu kadar hata, yanlış neden oluyor? Durup dururken olmuyor herhalde. Kendinizi kaybetmeyin. Doğru olmaya ve doğru için çalışın. İnsanlara karşı rahat davranışlar sergilemeyin, dangul dungul olmak size kötü nam kazandırır. Başkalarının hayatına ve kendisine saygı duymayı öğrenin. Yeni nesilleri organik mama ve organik sevgiyle büyütün. Onları iyi hazırlayın. Yolda yürurken insanların yol haklarına saygılı olun, onların üzerine doğru yürüyüp çarparak mastürbasyon yapmayın. Böylelikle ve bunun gibi bir çok doğruyla kaliteli ve doğru bir yaşamı hak edin. Evet hak edin çünkü vermeden almak olmaz. Nasılsanız öyle olur.
Mütevazi ve görgülü olmak, saygılı olmak, kendini bilmek, kibiri bırakmak, laftan anlamak, bencil olmamak, kimsenin hakkını yememek, emeğe değer vermek, vicdanlı olmak, yardım sever olmak, kaliteli ve medeni olmak, rahat durmak, kötülük yapmamak, hırslardan arınmak, aklınızı kullanmak, becerilerinizi arttırmak, kendinize yatırım yapmak, kendinizi yetiştirmek, iyi arkadaşlar edinmek, güzel çevrelerde bulunmak......İnsana dair iyi olan ne varsa en fazlasından hayatınıza taşımaya çalışmak ve hayatlarınıza dahil etmek bu kötü hayatı çok güzel bir hale getirecektir.
Bu saydığım şeyleri uygulamaya koymak gerekiyor. Klişe ve yüzyıllardır bilinip söylenen şeyler bunlar. Reçeteyi biliyorsunuz ama uygulamıyorsunuz. Sorsan herkes herşeyi biliyor.
Lay Lay Lom olan her şeyin içinde olmaktan keyif alıyorsunuz. Hayat ile ilgili ciddi konuların içinde de çözüm odaklı yer almaya çalışsanız ya. Görmezden gelmekle olmuyor yada beni ilgilendirmez, ben dahil olmayayım demekle... Böyle olduğunuzda da hayatın içindekiler olumsuzluklar hep sizi buluyor. bir anda  yolunu bularak karşınıza çıkıveriyor işte. Sonrasında da yakınmalar başlıyor.
Yeni yılın gelmesi bir şeyi değiştirmeyecek. Ne size, ne dünyaya. Siz değişmedikçe hiç bir şey değişmez. Bu yazıdan sonra iyice bir düşünün yada olduğunuz gibi devam edin.



 




Toplumsal olaylarda sanatçıların tepkisizliklerini, düşüncelerini paylaşmamalarını konuşuyor toplum.

Ben de kendimce, içinde olunulan ruhi haliyete ve yaşanılan kötü durumlar hakkında bir iki şey karalamak istedim. Ancak eksik şeyler kalacağını biliyorum, yada yazmayı unuttuğum şeyler… Elimden geldiğince toparlamaya çalışacağım.

Fısat buldukça bahsettiğim bir konu var. Bunu kendimi övmek için değil, bu durumu  başkalarının nasıl fark etmediğine şaşırdığım için burada yine sizlerle paylaşacağım.

Lise yıllarımda (90’lar), insanları gözlemleme merakım oldu. Nasıl oldu bu? Mesela insanların davranışlarına dikkat ederdim. Bir olaya nasıl tepki veriyorlardı yada nasıl ve neden tepki vermiyorlardı, bir insan nasıl manüpüle ediliyor veya kişi bir başkasını nasıl manüpüle ediyordu. Kıskançlıklarını, hasetliklerini, birbiriyle olan yarışlarını, yetersiz hissetmelerini, yalakalıklarını, egolarını, komplekslerini, sahteliklerini, gözyaşlarını, göstermek istedikleri sevgilerini, mutluluklarını v.b gözlemleme, onlara şahitlik etme fırsatım oldu. Bu tür eylemleri anlayabilmek, anlam çıkarabilmek bir yetenek mi yoksa Tanrı vergisi bir şey mi bilemiyorum. Çünkü her insan, her insanı okuyamaz. Ben arkadaşlarım arasında, tek yada topluluk ile birlikte bulunduğum yerlerde, bulunduğum ortamlarda mutlaka bu tür sonuçlar çıkarabilirdim. Ve zamanla yanılma payımın giderek düştüğünü görmeye başlamıştım. Sonunda; “Evet, bak yine haklı çıktım” diyordum kendi kendime. Ve günümüze kadar ister istemez yaptığım, yıllardır süre gelen bu filitreleme hali beni çok yordu. Çünkü bir şeylerin yada birilerinin ne olduğunu anlamak (özellikle gizli kötü niyet ve gizli kötü davranışlarla bezenmişleri anlamak) ve ona göre bir tavır sergilemek, bir önlem almak beni mutsuz etti.

Keşke bilmeseydim dedğiniz şeyler vardır. Bazen her şeyi anlamak da insana iyi gelmiyor, bezdiriyor, mutsuzlaştırıyor ve yoruyor.

Geleceğim nokta şudur ki, o yıllarda (90’ların sonuna doğru)  toplum yapısını çözmeye başlamıştım. Ergenlik dönemimin bitiminde daha bir aklı başındalıkla anlam veremediğim şeyleri de anlamam kolaylaşmış, yavaş yavaş da tecrübeyle sabit hale gelmeye başlamıştı. Toplum içindeki insanların tavırları (şahsıma karşılık) çoğu zaman beni memnun etmedi. Ya saygısızlık gördüm, ya bir haksızlık yaşadım, ya itibarsızlaştırılmaya çalışıldım, ya yok sayıldım, sabrımın sınırları çok zorlandı, tahrik edildim, egom normal kıvamda olmasına rağmen kibirli insanların mastürbasyonuna maruz kaldım, herkes her şeyi çok iyi biliyordu, lüzumsuz boş konuşan ama itibar görenlerin arasında en arkada kaldım, hatasını kabul etmeyenlerin verdikleri sıkıntıları ve stresleri yaşadım, gibi gibi, bunun gibi bir çok şey. Çok az iyi insan ve iyi davranışla karşılaştım. Ancak o azınlık fikirlerimi değiştirmeye elbette yetmedi. Tam 50 senedir bu toplumun içindeyim (1975), doksanların sonundan itibaren değişen bir şey görmediğim gibi kötüye giden bir çok şey gördüm. Ben hayatın kendisiyim. Ben toplumun içindeyim ve olanları en gerçekçi yaşayan ve olanların gerçek şahiti de haliyle benim. Yani herkes. Toplumu oluşturan bir bireyim diğerleri gibi. Bu bozulma, aşama aşama nasıl görülmez ?

Toplum bahsettiğim o yıllarda (90’ların sonuna doğru) gözlemlerime göre iyice değişmeye başlamıştı. Hatta yakınlarıma, arkadaşlarıma anlatırdım; ya şöyle harekete maruz kaldım, döndü bana şunu dedi, gitti adam bir diğerine şunu yaptı, otobüste yer kavgası çıktı, yolda yürüyordum karşıdan gelirken bir anda boş yolda üzerime doğru geldi bana çarparak yürümeye devam etti…. gibi, sıraya girilen bir yerde göz göre göre önünüze geçilmesi gibi, yaya geçitinde arabanın üzerinize sürülmesi yada tanımadığınız birinin suratınıza bakarak ireti edici bir şekilde gülmesi gibi…şeyleri. Onlarda ya hafife alarak “hep mi seni buluyor” diyorlardı. Şimdi artık bunu söyleyenleri de buluyor; o tipler, o hareketler … Demek ki hep beni bulmuyormuş. Belki de onlar, o insanlara yada o hareketlere yakın tarzlarda oldukları için,  o zamanlarda o profiller ve o tip davranışlar kendilerine garip gelmiyordu, bilemem. Ama sonuçta o küçük davranış bozuklukları günümüze kadar bir çığ gibi büyüyerek üzerimize çullanı verdi işte.  O zamanlar Televole vardı, magazin programları sıkçaydı. Hoş şimdi de cinayet çözen televizyoncular var. Ne trajikomik. Kimileri bu zamandaki ekonomik zorlukları, bu bozulmaya neden olarak gösteriyor. Ben bunu kabul etmiyorum. Çünkü bunun bir anda olan bir şey olmadığını biliyorum. O yıllardan şahit olmuştum buna. Ancak ekonomik zayıflık, psikolojik rahatsızlığı olanları daha da hasta etmiş olabilir.  Bir de bu işin psikolojik (sağlıksal) boyutunun yanında, manevi (iyilik – kötülük) boyutu var. Her şey bir tercih sonucu doğar. Bazen fark edersiniz, bazen fark etmezsiniz. Bir insandaki kötülük, insanın  genetik yapısında (soyunda) olabilir. Ancak bu bile tercihinize, kararlılığınıza, seçiminize etki edemez. Bana sorarsanız günümüzde yaşadığımız kötülük dolu olayları yüzde 70’i tercihen, yüzde 30’uysa sağlıksal (psikolojik - istem dışı) olarak gerçekleştiriyor.

Hatalar, hatalar, hatalar. İnsanız bir hata sonucu dünyaya getirilmişiz. İnsan, hata yapar. Ancak hatayı kabul etmek, düzelmenin yada düzgün olmaya başlamanın çok güzel bir yolu ve örneğidir. İnsanlar,  garip bir kibire, ukalalığa ve çok bilmişliğe sahip olduğu ve dünyanın kendi etrafında döndüğünü sandığı için, hata kabul etmek bir insanda mahcubiyet, zayıflık ve yenilgi hissi yaratıyor. Halbu ki kabulümüz kendi iyiliğimize olacakken… “O niye bunu yaptı?” derken, “Ben ne yaptım ki?” diye sorabilmek, (çıkış noktası – neden – sonuç), orta yolu bulmaya veya hak vermeye çalışmak, medeniyetin en güzel göstergesidir. Ve en sağlıklı yoldur. Kendinizin rahatsız olduğu ve hoşlanmayacağı şeyleri siz başkasına yaparken rahatsız olabileceğini aklınıza getirmek kötü şeylerin önünü kesecektir. Kötülük yapacak olan kişinin, aynı kötülüğü kendisine ve ailesine yapıldığını düşünebilmesi onu kötü niyetinden alıkoyabilir. Eskideki o yozlaşmamış, pek kirlenmemiş insanları anmak hiçbir sorunumuzu çözmez. Bu anış sadece onlara bir saygı göstergesi olacaktır. Geçmişteki kahramanları anmak ve onların başarılarından pay çıkarmak onları gücendirir. Adama: “Siz ne yaptınız?” diye sorarlar. İşte bilanço (rapor) ortada. Sadece iki saatinizi ayırın ve herhangi bir kanalın akşam haberlerini izleyin. Hiç olmadı, dönüp bir sokağa bakın, insanlara bakın, ağaçlara, hayvanlara, suya bakın, sebzeye - meyveye bakın, toprağa bakın. Aynılar mı? Göz göre göre de yalan söylenmez herhalde. Vicdanlı, iyi kalpli, düzgün bir insan bu gerçeği görmezden gelemez.  Hiçbir şey yokmuş gibi yapmak, doğruyu gizlemeye çalışan söylemler kullanmak işleri daha da kötü boyuta taşımaktan başka hiçbir işe yaramaz. Size anı kurtartır, en fazla günü kurtarırsınız. Sonunda etrafınızdan “E Hani Böyleydi - Böyle Böyle Demişti, Nerde Hani” sesleri yükselir. Bence, toplumun sosyal medyada gösterdiği itirazı, kabullenmeyişi, baş kaldırıyı, eleştirel yorumları yaşadıkları hayatta .gösteremeyişi de hiçbir şeyin düzelmemesine neden oluyor. Kişinin sosyal medyada (sanal dünyada) oluşu, gerçek hayatta ise olmayışı, verilen o tepkilerin yerini bulamamasına neden oluyor. Klavye kahramanlığı diyorlar ya gerçek hayatlarında insanlar o kahramanlığı dışa vuramıyor. Bakıyorum etrafa, en vahim olayların ertesi günü, herkes havasında, güneş gözlükleri suratlarda, bir havayla dolanan bir sürü şişme insan sağda solda. Kafeler cıvıl cıvıl, tıklım tıklım, sohbet, muhabbet, gülücükler havalarda uçuşuyor. Güzel ama e dün haberlerde onca şey olmuştu. Onca can hiç uğruna gitmişti. Bir toplum hiç mi acısını dışa vurmaz, bir şeyler de belli olsun etrafta yahu. Bir üzgün hava essin, bir boş kalsın mekanlar bakalım, kaygılanın, üzülün… Yok. Milletin keyfi yerinde. “Yooo öyle bir şey olmadı ki” kafasında sallana sallana dolaşıyor herkes. İşte bu vurdum duymazlık, bananecilik, ben kendi havama bakarımcılık…. Durumu bu hale getirdi. İşte bütün bunlar bu yüzden oluyor.

O, kendimce gördüğüm doksanların sonuna doğru insan (toplum) psikolojisindeki değişimden önceki yıllarda yetiştirilmiş evlatlara bir bakmak gerekir. Keşke onların hem kariyerlerini, hem psikolojilerini, hem de manevi yanlarının gücünü inceleyebilme fırsatımız olabilse. Bir de şimdi evlat yetiştiren anne – babaya ve onların üretimlerine (evlatlarına) bakalım. Hiç zamana – teknolojiye yada herhangi bir şeye kabahat bulmayalım. Çünkü bir çocuğa his yüklemek, onu iyi şeylerle doldurmak sadece anne – babanın elindedir. Hiçbir teknoloji, anne – baba izin vermezse çocuğa erişemez. Ama özgürlük adı altında ve kendi başının çaresine bakabilme becerisi kazandırma bahanesi ile çocuğunuzu kontrolsüz bıraktığınızda onu meçhule terk etmiş olursunuz, bunun farkına varın derim. Çocuk üzerinde iyi kontrol sağlama, çocuğu kaliteli yetiştirme (yükleme yapma) ve düzgün bir çevrede çocuğu büyütme becerisi, sizleri topluma iyi bir birey kazandırma başarısına götürecektir.

Kötü eylemler yapan, başkasının canını yakan, başkasının mutsuzluğunu isteyen, bundan keyif alan, ileri düzeyde başkasını kıskanan (takıntı – obsesyon), yaralayan, yok etmek isteyen bir şahsın, önce ailesine sonra aile çevresine, gençlik dönemindeki sosyal yaşantısına (gezdiği yerler, arkadaşları v.b), çocukluk ve gençlik dönemindeki ilgi alanlarına, kişinin çocuklukta ciddi bir travmatik olay yaşayıp yaşamadığına bir bakmak gerekir. Bu yeterli olacaktır. Kadın döven, canice cinayetler işleyen, hayvanlara eziyet eden X bir kişinin geçmişinde yaşadığı illa ki kötü bir çıkış noktası vardır. O hale dönüşmesine neden olan şey yada şeyler mutlaka mevcuttur. Her insan melek (bebek) doğar. Scooter’ı (martı) kaldırımda yüksek hızla sürenlerin hepsi genç. Kaç kere birilerine çarpmaya ramak kalmışken gördüm ve ben de bir çok defa çarpılma riskiyle karşılaştım. Bir de hızlıca sağa sola yatırarak sürüyorlar, kendilerine de zarar verme riskini taşıyarak. Mesela ben buna hiç anlam verememişimdir; o alet ile neden hızla insanın üzerine gelirler, bu aleti neden kaldırımda kullanırlar bir de neden bu aletleri kullandıktan sonra yere fırlatırlar.(devrilmiş bir şekilde yerde görmüşlüğüm çok var) Şimdi bunları yapanın iyi bir birey olduğunu düşünemem, düşünürsem kendimi sorgulamama neden olurum. Bunu yapan iyi bir bireyse ben neyim (yapmayan) diye sorarım kendime. Bu tip genç kişilikleri gördüğüm zaman hemen aklımdan şu cümle geçiyor: “Anne – babası ne ki , bu düzgün olsun.”  Çocuk dünyaya getirmek, evde bir ses, bir hareket olsun mantelitesinden çıkmalıdır. Çocuk dünyaya getirmeden önce her türlü detay ve olasılık düşünülmeli bence. Hele, “Allah rıskını verir”  kör görüşü bir an önce tarih olmalıdır. Bu tür düşüncelerle dünyaya getirilen bireyin iyi yetiştirilmesi bence bir mucizedir. Bu tür zihniyetin taktiği; “saldım çayıra mevlam kayıra” yöntemidir. Eşim ile ben, kötülük dolu bir dünyaya verebileceğimiz bir çocuğumuzun olmaması konusunda hem fikiriz. İstemi dışında onu bu berbet hayatı yaşama mecburiyetinde bırakmaya hakkımız yok diye düşünüyoruz. Bizce dünyaya çocuk getirme gayretinden çok yaşam ve düşünce tarzını iyileştirme gayretine öncelik tanınmalı.

Her zaman dediğim ve diyeceğim gibi; “Bu dünyada her şeyin başı, her şeyin sonu ve her şeyin nedeni insandır.” İnsan kaliteniz neyse yaşam kaliteniz de odur. Etrafınızdaki her şey, yanınızdaki insanlara göre şekillenir, gelişir.

Başıboşmuş gibi bir halde, su nereye akarsa oraya giden, kendini bırakmış ve beş para etmeyen şeylerin kendilerine bir fayda sağlayacağını düşünen ve buna inanan bir gençlik var. Kısa bir eteğe sahip olmak, dekolte giymek aklına estiği gibi asi tavırlarla konuşmak, hareketler yapmak, özgürlüğün gerçek tanımını bilmemek, etik olmayan yollardan kolayca  ilgi odağı haline gelmeye çalışmak, paraya ve mevkiye ulaşmak, genç bir kıza hayalden başka hiçbir şey vermez ve kendisine hiçbir değer katmaz. Ukalalık yapmak, herkesin favorisi markalardan giyinmek, tatlı serseri kafasında dolanmak, birileriyle aşık atmak, saygısızca tavırlar sergilemek, aile parası yemek de genç bir adama hiçbir değer katmaz. Ama ne yazık ki gençler bu. Gençler bu kadar. Böylelikle ve ne yazık ki, iyi bir gelecekten söz edemeyiz. Geçmişte güzel günler görmüş biri olarak güzel günler henüz göremeyen gençlere şunu söylemek isterim (tabii ciddiye alırlarsa): “Kanatlarınız olduğu sürece rüzgara ihtiyacınız yok”

Su bulanıksa içer misiniz ? Ben içmem, herhalde sizler de içmezsiniz. Dünya insanları da içmez emin olun. Pırıl pırıl su dururken, bulanık suyu kimse tercih etmez.

Uzun lafın kısası, “Laf ile peynir gemisi yürümez” derler ya; onca doğru şey konuşuluyor, onca insan ve olay kınanıyor ama değişen hiçbir şey olmuyor. Herkes doğru, herkes masum, herkes iyi,  peki kim bu kötülükleri yapan? Onlar aramızdan, hatta hiç ummayacağınız kişilerin arasından çıkmıyorlar mı?  Biraz sirkelenmek lazım, amma velakin, kime anlatıyorsun, kime söylüyorsun. Görünen o ki ve kesinlikle bir yerlerde bir yanlış var. Bir yerlerde kötülüğü besleyen birileri var. Bakalım bunu fark edebilecek misiniz? Umarım doksanlarda benim fark edip sizin fark edemediğiniz gibi olmaz bu sefer. Bir an önce farkındalığınıza kavuşmanız dileğiyle.




BURAK KIRMIZITUNA YOU TUBE SAYFASI İÇİN TIKLA:

https://www.youtube.com/@burakkt

BURAK KIRMIZITUNA INSTAGRAM SAYFASI İÇİN TIKLA:

https://www.instagram.com/burakkirmizituna/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder