“Cümleler Doğrudur Sen
Doğru İsen, İstediğin Kadar Çırpın, Doğruluk Bulunmaz Sen Eğri İsen”
İnsanı insandan ayıran şeyler
nelerdir? İnsan var, insan var. Polonyadaki de insan, kamboçyadaki de…
Hindistandaki de insan İngilteredeki de… Bir canlıya “İnsan” denilebilmesi için
neler gereklidir?
İnsanın çoğalması neden mümkün
kılınmıştır? Oysa sadece meyve yiyerek yanlış yapanlar cezalarını
çekebilirlerdi? Ceza bitince de her şey önceden olan akışında devam edebilirdi.
Neden bu hikaye uzadı?
“İnsan, yaratıcı tarafından yaratılan çok özel bir varlıktır” denir, bir yandan da insan hatalarına kılıf olarak, “İnsan olmak kusurlu olmaktır. Biz kusurlarımızla mükemmeliz.” diyerek saçmalar.
İnsanlar günümüzde felsefik derin
konulardan, konuşmalardan oldukça uzaktırlar. Sorgulamaz, düşünmez,
kafapatlatmayı sevmezler; sadece rahat yaşamayı, çok kazanmayı, çok başarılı
olmayı, popüler olmayı ve goygoy yapmayı düşleyerek yaşarlar. Neden hayattayız?
Bizler kimiz, yaşam boyunca neler yapmamız gerekir? gibi,gibi….soruları
kendilerine sormaktan acizdirler. Bu konuların kendilerine bir şey
kazandırmayacağını düşünürler. Onlar için gerçek olan, nefes almak, bir yerde
uyuyup kalkmak, karın doyurmak, eğlenmek ve üremektir. Bunun yanında nefes
aldıkları süre içerisinde varsa yoksa boş işlerle ilgili hayat kavgaları vardır
ve birbirleriyle uğraşmaktan başka bir şey yapmazlar.
Aklı olan insan bu dünyada bu kadar
kaosa ve acıya sebep oluyorken, düşünme yeteneği ve kendini geliştirme özelliği
yok diye küçümsediğimiz diğer canlıların “bizimle temazsız olmak kaydı ile”
bizden daha mutlu yaşadıkları fark edilememekte midir?
Sınıflı toplumlarda ve buna bağlı
olarak sömürü düzeni olan yerlerde kötülük daha hızlı çoğalmaktadır. Yoksunluk,
hırs, ezilmişlik, acizlik can yakar. Ve bu yanmış canla insanın insana saldırma
olasılığı çok daha fazladır.
İnsanı tanımlarken belli başlı
başlıklar söylenir. Bunlar, bir canlıya “İnsan” denilebilmesi için gerekli
unsurlardır. Saygı gösterebilmeli, Ahlaki kuralları bilmeli, Vicdanlı olmalı,
Adaletli olmalı, Özür dileyebilmeli, Utanmalı, Eğitebilmeli, İyiliksever
olmalı, Hijyenik olmalı, Huzursuzluğa neden olmamalı, Kendisiyle barışık
olmalı, Sorumluluk sahibi olmalı, Kibirli olmamalı, Kendini yetiştirmeli, Sosyal
olmalı, Doğaya iyi davranmalı, Başkasının hayatına anlamsızca müdahil olmamalı,
Düzgün konuşmalı, Diğer canlılara zarar vermemeli, Üretebilmeli,
Keşfedebilmeli, Yardım sever olmalı, Karşısındakini dinlemeli, Empati
yapabilmeli, Onurlu olmalı, İradeli olmalı, Erdemli olmalı…..(yüzdeye vursanız
ne kadarınız böyledir bir düşünün) şeklinde bir çok olumlu vasıf
sıralayabiliriz. Mesela bir kedi yada köpek sokakta bir yaşam alanına
pisleyebilirler. Bir köpek dış mekanda hesapsızca çiftleşebilir. Biz bunları
yapabilir miyiz? İşte bunun altında İnsan olmamızın farkı yatar. Yaratan, bize
fütursuzca yaşamayı önermez. Hayattaki tüm canlılar ne olduklarını ve
sınırlarını bilerek yaşamalıdırlar. Günümüzde bu sınırın ihlali bir çok kez
gerçekleştirilmiştir. Ve İnsanlar birbirlerine; “İnsan demeye bin şahit lazım”
, “Hayvan mısın?” “İnsan ol” , “İnsan gibi davran” , “İnsan gibi konuş” ,
“Yabani” , “Yamyam” , “Görgüsüz” , “Kendini bilmez” ….. gibi cümleleri
kullanabilmektedirler. İnsanlıktan çıkmış olmanın yaşandığı bu dönemlerde sanki
kötülük kazandırır, iyilik kaybettirir bilinciyle hareket edilmektedir. İyi insan
kalıbı neredeyse saflık gibi algılanıyor; fazla ağırbaşlılık - olgunluk
ruhsuzluk, hatta sıkıcılık gibi çağrışım yaratıyor.
Birbirini sevmeyen insanlar mutlu
olamazlar. Bu iyi bir siyasetçinin de düzeltebileceği bir şey değildir. Bu
sevgisizlik güzel bir hayat yerine mutsuzluk ve kaos getirmektedir. İnsan
vasıflarının kaybolmasıyla şehirler adeta en tehlikeli ormanlara dönüşmüştür.
Avcılar ve avları. Yaşamak (kazanmak) için zarar görenin olduğu bir yaşam
tarzı. Herkes birbirinin ensesinde.
İnsan zekaya sahip olmasıyla üstün
bir varlıkmış gibi görünebilir ama ahlak ve etiklik açısından çok yoksundur. Dünyada,
bencillik, çıkarcılık, fevrilik, fenalık ve vahşet vasıflarından uzak durmayı
becerebilmiş kaç insan vardır?
Uluslararası bir ankete göre İnsanlar,
mutluluk vermenin en büyük iyilik olduğunu düşünüyormuş. Peki bu mutluluk
nedir? Kurabiye yemek mutluluk mudur? Televizyon izlemek mutluluk mudur?
Arkadaşlarla buluşmak mı? Çocuk sahibi olmak mı? Piyangoyu kazanmak mı? Siyasi
bir amaç uğruna kendini feda etmek mi?
Aristoteles şöyle açıklar: Evrendeki
her şey kendi yolunda iyidir. Bir kalem iyi yazıyorsa iyidir. Bir araba, beni
istediğim yere hızlı ve güvenli bir şekilde götürme amacını yerine getiriyorsa
iyidir. Elbette, arabayı bir piyano taşımak için kullanmak istiyorsam, başka
bir araba "iyi" olacaktır: belki yavaş ama piyano taşıyabilen bir
araba. Bir şeyin "iyi" olup olmadığı, sahip olduğumuz bir amaca
bağlıdır. Dolayısıyla "iyi", "bir amaca uygun" anlamına
gelir.
İnsanlarda da durum benzerdir. Bir
flütçü ne zaman 'iyi'dir? Flütü iyi çaldığında. Bir general ne zaman 'iyi'dir?
Savaşı kazandığında. Bir ayakkabıcı ne zaman iyidir? Elindeki deriden en iyi
şekilde yararlanıp iyi bir ayakkabı yaptığında.
Peki ya genel olarak insanlar? İnsan
ne zaman iyidir? İyi bir insan nedir? Eğer bu aynı şekilde işleseydi, bir
insanın amacının ne olduğunu bilmemiz gerekirdi ki, bu amacı iyi yerine getirip
getirmediğini görebilelim. Aristoteles'e göre her şeyin bir amacı vardır.
İnsanların da. İnsanların amacı, erdemlerini akıllarına uygun olarak
kullanmaktır. Başka bir deyişle, ahlaki açıdan doğru davranmak için akıllarını
kullanmaktır.
Aristoteles için "iyi"
olmak, "mutlu" olmakla aynı şeydir. İnsan, hayatı yolunda giderse
mutlu olur. İçindeki her şey "iyi"yse mutludur. İnsan olarak en derin
amacını yerine getirirse mutlu olur. İşte gerçek mutluluğun kaynağı budur.
Kurabiye yemek mutluluk getirir mi?
Aristoteles, "Hayır," derdi. Kurabiye yemenin, bir insan olarak
amacını yerine getirmekle hiçbir ilgisi yoktur. Erdemli ve akla uygun
davranmamıza katkıda bulunmaz. Eylemle hiçbir ilgisi yoktur, çünkü sadece
edilgen bir şekilde bir şeyler tüketiyoruz. Televizyon izlemek veya piyangoyu
kazanmak da aynı şey. Bunlar bir miktar zevk verebilir, ancak gerçek mutluluk
yalnızca kişinin aktif olduğunu ve bir insan olarak yeteneklerinin en üst
seviyesinde performans gösterdiğini bilmekten gelir.
Tekrar flütçüyü düşünün. Onu ne mutlu
eder? Flüt çalmak. Şimdi ona, bir düğmeye basıldığında kendi kendine çalan
otomatik, bilgisayarlı bir flüt verdiğimizi hayal edin. Flütün içindeki
bilgisayarın, flütçünün çalabileceğinden çok daha iyi, mükemmel çaldığını
varsayalım. Şimdi daha mutlu bir flütçü olacak mı? Flütün düğmesine basıp gerçek
mutluluğun tadını çıkaracak mı?
Muhtemelen hayır, der Aristoteles.
Güzel müziğin tadını bir süre çıkarabilir, ama flütün neler yapabildiğini
dinlemek, flütü kendi başına çalmakla aynı şey değildir! Flüt çalmanın, kendi
başına sanat yaratmanın verdiği bir tatmin vardır ki, müzik ne kadar güzel
olursa olsun, otomatik bir flütün çalma düğmesine basmak asla bunu sağlamaz.
İnsan olarak kendimize meydan okumak,
yeteneklerimizi ve becerilerimizi kullanmak, dünyaya bakmak ve içinde
hareket etmek, bir şeyleri değiştirmek, büyümek ve gelişmek, becerilerimizi
kullanmak ve kendimiz de faydalı olmak üzere yaratıldık. Ne kadar tuhaf görünse
de, iyi bir amaç uğruna kendini feda etmek, büyük bir ideal uğruna acı çekmek,
piyango kazanmaktan veya televizyon karşısında kanepede geçirilen bir akşamdan
daha gerçek bir mutluluk olabilir.
Çalışmak, savaşmak, dünyamızı değiştirmek, en ufak bir şekilde bile olsa, bize derin bir tatmin duygusu, aktif ve canlı hissetme hissi verir. Öte yandan, hazları tüketmek insanın ağzında kötü bir tat bırakır ve haz bittikten sonra, boşa harcanan zamanın karşılığında gösterecek hiçbir şeyimiz kalmaz. Kayıplarımız olur, risklerimiz olur. Ancak yaptıklarımız “Haz” olmaktan çıkmalıdır. Maymun iştahlılığa örnek olmamalıdır. Bir yaşam hedefimiz, bir yaşam kalitemiz ve bir hayat kaynağımız olmalıdır. Kalk, der Aristoteles; Kalk ve bir şeyler yap. Çünkü insan olmak budur ve mutluluk ve anlam bulmayı umabileceğin tek şey, kalkıp iyi bir şeyler yapmaktır.
Yaşanılan yerde yoksunluk olunca orası ızdırap olur. Nedir bu yoksunluk? Nitelikli insan yoksunluğu. Görüyorsunuz, etrafınızda niteliksiz ama dünyanın dönme sebebiymiş gibi dolanan yığınla insan var. Bunlarla böyle bir yere varılmaz. O insanlarla mutlu olunmaz. Refaha çıkılmaz. Ekonomi ve Siyasetten önce İnsanların kendilerinin düzelmesi gerekir. Sahte ambalajlar, bilmiş tavırlar, niteliksizlik – kalitesizlik, kendini bilmezlik ve İnsan ahlakına yakışmayacak haller; mutsuz eder, çürütür, yozlaştırır, yok eder. İşte zaten gözünüzün önünde oluyor her şey.
İnsan olabilmenin gerekli vasıflarından biri de tüm dünya insanlarıyla da yapıcı ve iyi bir iletişim halinde olabilmektir. Dünyanın bir bölgesinde yaşayan insanlar olarak; "Biz bu dünyanın her şeyiyiz, bizsiz olmaz" kafasıyla hava yapar, yeri gelince de "Dünyadan bize ne ya, biz bize yeteriz" diye ona buna posta koyarsak hiç kimsenin umurunda olmayız ve bütün insanlar bizlere kapılarını kapatırlar, sırtlarını dönerler. Sonra böyle, gezip görmek için vize istemeyen ülke arayıp dururuz. Bu yüzden dünyalı olmak, iyi ilişkiler kurmaya çalışmak, tüm dünya ülkeleriyle birlik olmak, onlarla çalışmaya açık olmak iyidir ve de akıllıcadır. Bu niyet sizin için olumlu düşünceler yaratır. Ve başınız sıkıştığında rahatça çalabileceğiniz kapılar oluşturur. Desteğiniz artar.
Zekâyı filizlendiren (tabi varsa) iki
şey, niyet ve ruhtur. Gördüğüm
kadarıylada, niyetler kötü, ruhsuz insansa çok. Geçimsiz, sevgisiz, bencil ruhlar var. Bu ruhlar, Yılbaşlarında,
Doğum günlerinde, Dönemsel kutlamalarda, Bayramlarda…v.b dilek diliyor ve güzel
şeylerin kendilerini bulmasını istiyor? Vermeden almayı düşünüyor yani ???
Son olarak;
İnsan olmayı sadece yemek, içmek, uyumak, dünyaya yeni nesiller getiren bir ‘beşer’ olmak ve bencilce hep daha fazlasını istemekten oluşan bir döngüde yaşamak sanıyorsunuz, farkında değil misiniz; hayatı, berbat ve acı dolu yapan kendinizsiniz.
Rahatlık kimseye kazandırmaz, sıradanlık gözden düşürür, kadın - erkek fark etmeksizin kaba bir insan olmak (öküz olmak) göze batar, kişinin işgüzarlığıysa onu bir yere getirmez, getirsede geldiği yeri kaybettirir. İşte bunun gibi doğru olan tüm şeyleri İnsan bilir esasında. Ama seçme hakkını kullanarak "Doğru" yada "iyi" olmayı red eder. Bu böyledir. Acılardan, mutsuzluktan şikayet eden insan, iyi olmayı tercih etmez. Tüm nedenler, tüm açıklamalar insanların suratlarına söylenir ancak sıcakta akan bir makyaj gibi söylenenler insanlarda akıp gider. Tesiri yoktur. Herkes bildiğini okur, herkes her daim haklıdır, en iyisini kendi bilir ve hatasını kabul etmez. Ve hayat devam eder. Zorda kalınca da, kişi en iyi insanlardan biri oluverir adeta, Melek oluverir. Ama İlahi adalet her şeyin farkındadır.
Tüm bunların sonucunda, İnsan uslanmaz, insan arlanmaz, insan şaşar, seçimleri yanlıştır, düzelmez. İnsan, dünyadaki olmuş ve olacak bütün acıların ve kötülüklerin planlayıcısı ve yaratıcısıdır.


56H%20copy.jpg)






