Merhaba,
bir kaç konu ile yine karşınızdayım. Her ne kadar buraya yazarak emek ve vakit harcıyor
olsam da hiçbir şeyin düzelmeyeceğini ve hatta bu satırları doğru düzgün kimsenin
okumayacağını, okuyanında kâle almayacağını da bilmekteyim. Ama maksadım,
internet denen sonsuzluğa bu konular hakkında bir iz bırakmak ve kendi
düşüncelerimin böyle olduğuna dair bir kayıt bırakmak. Bundan önce de yazdığım
tüm yazıların ve bundan sonra ki yazacağım yazıların da amacı bu.
Yine
şu sahne olayı. Sahneye çıkıp şarkı söylemenin bir çok gereksiz tip tarafından
önlenmesi olayı. Bu gereksizlerin bir “No Name” diye adlandırdıkları bir
takıntıları var. No Name mi? Allaha şükür bir adım var. Ve “VAR”. Yok değil. Ve
beni çok iyi temsil eden bir ad olduğunu düşünüyorum. Yani “NO” değil, “YES
NAME”. J Sahne adım da o. Tanıman gerekmez,
bilmen gerekmez, dinlemiş olman gerekmez, bütün bunların sonucunda o adın iyi
işler çıkarmadığı anlamına gelmez. E derdin ne o zaman? Ama “NO NAME”sin. Yani
demin alaya aldığım gerçekte anlatmak istedikleri şey şu: Yeterince tanınmıyor,
bilinmiyorsun, bu da bize iş getirmez. Biz böylelerine “NO NAME” deriz. Hahhh,
ya madem öyleyse sende tanınan birilerini çıkar o zaman, her kimse onlar. O da
olmuyor, bütçeyi karşılayamıyorsun değil mi?
E
böylelikle ne yapıyorsun, piyasada bir şekilde dolanan kişileri iyi müzik
yapıyor diye çıkarıyorsun. Bizde bunları aşıp sahne alabilmek için
çırpınıyoruz. Kim bunlar peki? Bir şekilde ittirilerek, yedirilerek, işletmecilerin
müzisyen diye servis ettikleri kimseler. Ucuz eğlence satan söyleyiciler.
(sözüm ona şarkıcı)
Bir
kere şunu da anlayın isterim; eğlence diye tabir ettiğiniz o zıplayıp hoplama,
terleme, bağıra bağıra şarkı söyleme, istek yapma ortamları, taverna, disko ve
gazinolarda bulunurdu. Şimdi her işletme “Eğlencenin Dibi Burada” diye reklam
çıkıyor. Yani ucuz eğlence. Sanatsal olmayan. Kısaca; paldır küldür bir müzik. Kaliteli
şarkılara ve müziğe sıkıcı olur, millet kaçar gözüyle bakılıyor. Orta hızdaki
kaliteli pop şarkıları bile rağbet görmüyor. Ya göbek attıracaksın, ya bir
ritimde abuk sabuk sözlü şarkılar söyleyecek yada rap yapacaksın falan. Adam
gibi bir sahne programı çok zor. Kaliteli bir dinleti imkansız. Her işletme
eğlence vaad ediyor. Eğlenceden kasıt? “E Milletin Eğlenmeye Çok İhtiyacı Var.”
Sizce gerçek bu mu yoksa alıcıların kültür ve nitelik düzeyi mi? Ayrıca,
elbette herkes eğlenmek isteyebilir. Ama bu tür bir ihtiyacı karşılayacak yerlerin
diğer sahnelerden ayrılması gerekiyor. Her yer eller havaya olamaz. Mekan
sahipleri için müzik bir emek yada sanat değil arkadan gelen bir fon sesidir.
Bu da onlar için yeterlidir. Zaten o gürültülü ve kendini dağıtmaya gelen
ortamda sanat olamaz. Mekan sahibi sahnedeki kişi nasıl söylüyor, ne söylüyor,
ton mu kaçtı, orkestra kötü mü…, bakmaz, millete dönüp bakar; millet
ağızlarından tükürük saça saça şarkıları söylüyor mu, masalar dolu mu, şişe
alkol açtırılıyor mu…. Bu yüzden sahnede duruşuyla ve sesiyle hüsran olmuş kişi
baş tacı edilir, gelenler tarafından şak şaklanır, çok eğlendik denilir ve günü
sonunda gerçekten şarkı söyleyebilenler ve sahnesi kaliteli olanlar aç kalır.
Kalite, Türkiyedeki müzik piyasasının düşmanıdır. Vasatlık öyle takdir görür ki
şaşırır kalırsınız. Bu duruma neden olan iki profil vardır.
Bir
tanesi; gürültüyü müzik, bağırmayı – böğürmeyi ve de taklit etmeyi yetenek,
sahnedeki her kişiyi de şarkı söyleyebilen sanarak alkış tutan profiller.
İkincisi;
kendi zevkine, kendi çıkarına ve de tanıdığına (dayı oğlu, amca kızı, biraderin
arkadaşı) göre sahnesini ona buna açan mekan sahipleri yada işletmecileri.
Bazıları da bu işi ya mekanın DJ’ine bırakıyor yada mekanın sahnesinde kıdemli
olmuş olan şarkıcısına. Onlar belirliyor sahneye kim çıkacak, kim çıkmayacak. J Bunlar işte.
Bir
sahne görüşmesinde gelen müzisyene ilk olarak şu iki soruyu sormuş kum gibi dolu
mekan var etrafta.
1-
Sahnene
gelecek insanlar var mı?
2-
Biz
kapı çalışıyoruz, gelen kişiden şu kadar yüzde sana kalıyor. Ne kadar getirisen
o kadar kazanırsın.
J
Oh
ne güzel dünya. Müzik aşığı ve azimli bir sanatçıda bu düzenin ister istemez böyle
esiri oluyor işte. Mekanına güvenmeyen işletmeci mi olur, sanat yapana para
ödemek istemeyen bir mantelite mi olur? Ama burada böyle.
Nesin,
ne müzik yaparsın, sesin nasıl, ne söylersin… hiç önemi yok. Yukarıdaki şu iki
soruya tadmin edici cevaplar vermen yeterli. İşler bu kadar ucuz işte, müziğini
sergilemek, yılların emeğini harcamak bu kadar kolay işte. Kafasına yatmadıysan
alacağınız cevap şu olur: “Bizim mail adresine yada wattsapp’a sahne
videolarını gönder biz sana döneriz. J”
Siz
neyin kafasını yaşıyorsunuz emek hırsızları, saygısızlar. Bu yüzden sayenizde
her şeyin en boktanına sahip bir yer olduk çıktık.
Bir
diğer emek hırsızları da sosyal medyadaki gözcüler. Ürettiğiniz müziğinizi instagramda
hikaye olarak paylaşırsınız. Bir bakmışsınız yüz elli kişi bakmış, üç kişi
takdir etmiş. Ya beğen yapmış, ya alkış göndermiş. Sonrasındaki paylaşımınızda
bir bakmışsınız yine aynı kişiler, yine aynı beğenenler. Sonraki paylaşımınızda
yine öyle. Ondan sonrasındakinde de ve daha sonrasında da…. Başka bir çeşit de;
hiçbir şeyinizle ilgilenmez, bakmaz sadece takipçi listenizde vardır, çok gerekliymiş
gibi.
Ya
siz ne yapmaya çalışıyorsunuz, neyin peşindesiniz. J Hadi insan bir şeyi beğenmeyebilir.
İki yüz paylaşım içinde de mi hiç bir şey beğenmez insan? Hep merak. Taktir
yok, hasetlik bir dolu. Ben bunları da emek hırsızı olarak görüyorum.
Yaptıklarınızı görmezden gelir ve sizi itibarsızlaştırmaya çalışırlar. Ama
gizliden gizliden yaptıklarınıza imrenirler. Bununda çaresi, bunları yok
sayarak yolunuza azim ve keyifle devam etmenizdir. Ben öyle yapıyorum. Ve durumu
anladığım an önlemimi alıp sayfamdan ve kendimden uzaklaştırıyorum. Engeli
basıyorum yani. Bu arkadaşım için de böyle, akrabam için de böyle, tanımadığım
kişi için de böyle. Orada olmanız başka bir amaç yada düşünce taşıyorsa bunu
görmezden gelemem. Ve sadece kendim için değil başkasının “emeğine” de çok
kıymet veririm. Paylaşımlarınıza ilk bakan kişilerden yıllarca bir geri dönüş
almadıyasanız (bu başka konularla ilgili de olabilir) ve o insanların farkındaysanız, hayatınızda
olmalarının bir nedeni yoktur. Ne sosyal medyanız da, ne de hayatınızın
içerisinde. Bir de sadece Instagram hikaye paylaşımlarını beğenip akış
paylaşımlarında izini belli etmek istemeyen, ince çalışan tipler var. Akış
paylaşımlarınızda beğeni hiç yapmamış, silinip giden hikayelerinizi beğenip
duruyor. J Instagram sayfamı müzik çalışmalarım
için kullandığımdan dolayı benim için önem taşıyor bu sayfa. Ve istatitklerine,
tepki ve tepkisizliklere çok dikkat ediyorum. İş icabı bir strateji
yürütebiliyorum ve de tanıtım tabii.
Üçüncü
ve son bahsedeceğim konuysa: Bir türlü değişmemekte ısrar eden zırtolar. Gerek
karikatür dergilerinde, gerekse komedi programlarında, sosyal hayatta görülen bazı
tiplemelere gülünür, eleştirilir. Peki neden bir insan bu gülünülen, yadırganan
tiplemeyi üzerine giyer? Mesela ben kendime benzeyen birinin eleştirildiğini
görsem oturur bir düşünürüm, değişmeye çalışırım, o halimden uzaklaşmaya
çalışırım. Örneğin Apaçi Tıraşı, toplum içinde kötü bir imajı olan bir saç
tıraşı, bu modeli kestirmem mesela. Haberlerde gösterilen profiller gibi
hareketler yapıp can sıkıyorsam kendime çeki düzen veririm. Kendime gelirim. Neden
bunu yapmaz bu tipler? Israrla ve tekrar tekrar yanlış olmaya devam ederler.
Yahu görüyorsun işte, toplumda yerin yok, can yakıyorsun, gören kaçıyor, millet
yaka silkiyor yada kahkahalarla gülüyor, e bir değiş be! Neden diye bir sor
kendine di mi?
Çorba gibi bir hayat var, kazan kaynıyor
Ey ahali çorbada tuzunuz – biberiniz oluyor.
Anlatacak,
yazacak çok şey var. Malzeme çok. Hazır müsaitken önüme bu aralar sıkça çıkan birkaç
şeyden bahsetmek istedim. Vakit bulursam en kısa zamanda yine geri döneceğim.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder