Sayfa Görüntüleme Sayısı

27 Şubat 2026 Cuma

MASUMİYET MÜZESİ

 



Esasında, daha önce bir film yada dizi yorumu yapmadım. Bunu tamamiyle bir seyirci gözüyle yapıyorum. “Bu kadar beğenilen bir dizi de neler olmuş olabilir” diye merak edip izledim ve yazmak istedim. Dizi izlemem ama Orhan Pamuğun aynı adlı romanından uyarlanan bu diziyi gerçekten merak etmiştim. İzledikten sonraki genel görüşüm, hemen kızmayın (biliyorum diziyi beğenen çok) dizi beni içine çekemedi, bir duygu geçmedi bana ama oyunculuklar gayet iyiydi, konu garipti ve konunun yansıtılması olmamış geldi bana. Dizinin karakterlerinde bir olmamışlık vardı. Anlamsızlıklar, zorlama kurgular… İşleyişte bir monotonluk ve olayların gelişimi sarmadı beni. Dizinin gereksiz uzatıldığını da düşünüyorum. O dönem çok güzel anlatılmıştı. Evler, arabalar, mekanlar, kıyafetler özlemimi arttırdı, biraz da buruk bir hüzün düşürdü içime. Bir de bu hikayenin hayal ürünü olduğunu öğrendim. Gerçek hayatta bunlar yaşanmamış ve o müze de kitabın  bir sunumuymuş. Kurgu yani. O eşyalar sadece o dönemin hatırası. 

Benim için Türk Sinemasındaki en iyi aşk filmi; 2008 yapımı “Issız Adam” dı. Cemal Hünal – Melis Birkan rollerinin haklarını fazlasıyla vermişlerdi. Ve filmi yaşıyordunuz. Çok gerçekçiydi. Daha hayatın içindendi. Ve ister istemez göz yaşlarınıza hakim olamıyordunuz. Hiç unutmam bu filmi Reks sinemasında izlemiştim. Yanımda iki kadın filmin sonuna doğru hıçkıra hıçkıra ağlamışlardı.  Bu zamanda bakıyorum, beğenilen şeylere. Bu mu? Diyorum kendi kendime. Beğeniler çok değişmiş. En olmaz şeyler beğeniliyor. Jenerasyon farkı var, zeka ve güdüler – duygular farklı işliyor. Bir de herkes aşka meşke aç. Gerçek sevgi ve aşkları, yoğun duygu ve tutkuları arıyorlar. O duygularıda ancak televizyon dizilerinde, sinema filmlerinde buluyorlar. Çünkü imrenilen o duygu ve o kafadaki insanlar yok denecek kadar az artık.

Dizi hakkında son olarak şunu söylemek isterim: Kemal neden Füsunu gerektiği gibi sahiplenip onunla evlenmedi?” sorusu havada balon gibi asılı kalıyor. Füsun, aslında gözü yükseklerde olan bir karakter miydi, bu yüzden mi Kemal ile ilişki yaşadı,onu da anlamış değilim. Ben puan verecek olsam, beş üzerinden üç buçuk yıldız verirdim bu yapıma. Set ekibine, zaman ve emek harcayan herkese teşekkür etmek gerekir.

AYRINTILAR:

BÖLÜM 1

-     İlk bölüm, ilk sahne Kemal, Orhan Pamuktan aşkını roman gibi yazmasını istiyor. Orhan Pamuğu nereden tanıyor, onu nereden buldu ve de Orhan Pamuk her gidene roman mı yazıyor?

-     Orhan Pamuk ile olan o ilk sahnede 8 yıl birlikte Füsun ve ailesiyle yediği masadan bahsediyordu. Kızın ailesi sekiz yıl neden bu adamın gelip gitmesine şaşırmadı ve neden bu sekiz yıl sürdü?

-     “Ben bir kadını eşyalarını saklayacak ve o eşyalarda teselli arayacak kadar çok sevdim.” diyor Kemal. Ama Füsun ile ısrarla evlenmiyor. En başından tercihini yapmıyor, tercih yapamıyorsa nasıl onu çok sevmiş oluyor? Burjuva hayatını ve "ne derler" düşüncesini ve bence eşyaları daha çok seviyor. Obje (meta) fetişi var.

-     03.37’deki sahnede Füsun ile nişanlanmak üzere olan ve ailece yemeğe çıkan Kemali görüyoruz. Her şeyden memnun, hevesli, mutlu görünüyor. Davetiyeyi Sibel seçti deyip ona sevgi gösterisinde bulunuyor. Demek ki Sibele karşı hissettikleri gerçek değil. Zorlama.

-     Ertesi gün dükkana, Sibelin beğendiği çantayı almaya gidiyor. Ve ne tesadüftür uzaktan akraba kızı tezgahtar çıkıyor. (Türk Filmlerinin klişe oldurmaları) Kemal onu hemen tanıyor. Füsun da onu tanıdığını ama utancından söyleyemediğini ifade ediyor. Kemal; “Sen ne kadar büyümüşsün bakiiyiiim” diyerek esasında baştan "abi deme lazım olurun" adını koyuyor.

-     Dizinin 08:46’cı dakikasında Kemal, Füsunu araştırmaya başlıyor. Yemek masasında onu annesine soruyor. Ne çabuk bir tornistan yaptı. Nişanlanacağı Sibel ikinci sıraya düştü bile. Annesi Kemalin niyetinden şüpheleniyor ve alttan alttan, “Unutma, dikkat et sen çok güzel, çok özel bir kızla nişanlanmak üzeresin” diyor.

-     12:08’inci sahnede Sibel ile akşamları şirkette, deri koltuk üzerinde sevişiyor Kemal. Yani Sibel ile olan ilşkisinde de bir usulsüzlük yapıyor. O dönemin çok dikkat edilen bekaret konusunu çiğniyor. Evlenmeden önce ilişki yaşıyor, hem de iş yerinde bu eylemi gerçekleştiriyor. Bir benzerini ileride Füsuna da yapıyor. Bir yandan da kendisinde baskı hissediyor, Sibel’in bekaretini kendisine verdiği için ondan ayrılmanın imkansız olduğunu söylüyor.

-     12:51’de Füsun, Sibel ve Kemali güle oynaya kaldırımda yürürken görüyor. Buna rağmen dizinin geri kalanında kendisi, Kemal ile her şeyi yapmaktan geri kalmıyor.

-     Kemal, Sibele, artık “Merhamet Apartmanında” buluşabileceklerini söylüyor. Aynı ileride Füsuna yapacağı gibi.

-     Kemal çantanın taklit olduğunu ve geri iade etmek istediğini söylemek için Füsunun çalıştığı dükkana gittiğinde Füsun ağlamaya başlıyor ve Kemal nedense kolay kolay hiç kimsenin yapmaycağı, yapıldığında garipsenebilinecek bir hareket yapıyor. Sibele sarılıp ona bu şekilde teselli ediyor? Neden sarıldı ki, söz ile de ağlamamasını, üzülmemesini söyleyebilirdi.

-     Füsun ağladığımı kimseye söylemeyin ama” diyor. Kemal: “Biz sırdaşız Füsun” diyerek karşılık veriyor. Ne zaman tanıdın, ne zaman sırdaşı oldun? 

-     Füsun çantanın parasını nereye bırakayım diye sorduğunda Kemalin aklına neden, Masumiyet Apartmanı geliyor. Yani anlaşılan o an aklında Füsuna yapacaklarını belirlemiş. Sibel aklının ucundan bile geçmiyor. Nasıl bir sevgiymiş bu? Bu yüzden de Kemalin Füsuna olan sevgisinin de takıntı ve elde etme hırsından öte olmadığını düşünmüyorum. İleriki bölümlerde de bu fikirimin doğruluğu çıkıyor.

-     Kemal annesinden Merhamet Apartmanının anahtarını, yazıhanenin çok yoğun olmasının ve bundan dolayı çalışamamasının bahanesiyle istiyor. Sizce de çok sıradan ve mantıksız bir bahane değil mi? Annesi yine uyanıyor ve "Bu kadar çalışma, dikkat et" diyor. Ama yine de anahtarı veriyor.?

-     Ertesi gün Kemal büyük bir heyecan ve hevesle saat 2 ile 4 arasında Füsunu bekliyor. Bu ne yapay bir duygu seli Kemal? Bu sadece bir kaçamak, bir arzu senin için.

-     3.gün Sibel geliyor, Dakika 27:21, Sibel para zarfını verip gitmiyor, içeri giriyor, konuşmalar duruyor, sessizlik oluyor ama zarfı vereyimde gideyim demiyor. Sibel, Kemal ile nişanlısını görmemişmiydi? Bence bu durumun bir masumiyeti yok.  Kemal, Sibele; "Bir zamanlar çocuktun, şimdi çok güzel bir genç kız olmuşsun" diyor ve yüzünü okşuyor. Sibel ben gideyim numaraları yapıyor, Kemal gidip şemsiyeyi saklıyor, Çay getiriyor, birkaç deneme daha, Sibel kaçıyor, şemsiyem nerede diyor, Kemal oyalıyor. Üniversiteye hazırlanıyorsan derslerine yardım edeyim falan diyor. Füsun nişanlısını hatırlatıyor ve gitmek istediğini söylüyor. Kemalin hevesi kursağında kalıyor. İzlediklerime güldüm. Bu gelişme ve sahneler çok yapay olmuş, basit kaçmış. Füsun, orada neler olabileceğini kestiremedi mi ki Kemalin parayı daireye gelip bırak demesine itiraz etmedi. İnandırıcı değil. Füsun da biliyordu. Adamın bakışları, yaklaşımı nasıl görmüyor mu? Füsunun da böyle şeyleri yapacak cesareti ve kafası varmış demek ki.

-     Ve dizinin 36:26’ıncı dakikasında Füsun Kemalin kapısında beliriveriyor. E hani Kemal abiydi. Ders çalışmaya mı gelmişti yoksa? Heee şemsiyesini almaya gelmiiişşş meğerse. Bir anda yok olan şemsiye bulunmuştur diye gelmiş. E peki şemsiyeyi aldın git hadi. Kemal hemen Füsunun dudaklarına yapışıyor. Füsun da karşılık veriyor? Tam Türk Filmi deriz ya. İkisi de isteye isteye, bile bile bunu yapıyorlar. Sahiden Masumiyetin Müzesi. Esasında Füsunun ruhi haliyeti başta Kemalden etkilenmiş sonradan bir intikam planına mı dönüşmüş bir hal miydi onu ilerleyen bölümlerde de anlayamadım, çözemedim. Bir kadının iki farklı ve iki uçlarda olan değişken ruh hallerine ve tavırlarına  (ayrılık öncesi – ayrılık sonrası) şahit oldum, hangisi gerçekti bilemedim. 

-     Sonrasında devamlı o dairede buluşmalar oluyor, Kemal her gün kıza yapışıyor, öpüşmekten, sevişmekten soğuttu sahneler. Neredeyse "Dizi bunun üzerine kurulmuş" diyecektim. “Merhaba, hadi yatağa”.                                                    Kemal, “Çok güzelsin” diyor kıza yumuluyor. Anlamadım hislerini. Samimi de bulmadım.

-     İlk bölümün 43:17’inci sahnesinde Kemalin nişanlısı, Kemalin keyifsizliğinin nedenini soruyor. İlerleyen son bölümlerde bir kere daha bu tip bir soru yöneltiyor.  Bunun dışında; bütün gün neredesin, gel buluşalım, gel öğle yemeğine çıkalım…falan gibi bir atraksiyonda bulunmuyor. Hiç şüphelenmiyor yani, bütün gün ne yapıyorsun diye soran yok?

-     Akşam vakti Kemal apartman dairesine gidiyor, yatağa yatıp yatağı kokluyor falan. Yine kimse Kemale neredeydin diye sormuyor?

-     Kemal 46:22’de Füsunun içtiği ilk sigara izmaritini alıyor ve saklıyor. İlerideki bölümlerde biblo, ruj, rende… falan, ne bulduysa topluyor, Füsunu hatırlatsın diye. Bu da hastalıklı geldi bana.

 

BÖLÜM 2

-     Füsun apartman dairesine her geldiğinde değişik bir yüz ifadesi ve ruh haliyle geliyor? Garip garip bakmalar falan. Kız ders çalışmaya gelmiş, adam oturduğu yerden kaldırıyor kızı, haydaaa yine sevişmeye. Gereksiz ve kendini tekrar eden sahneler. Bi’de, "Yarın aynı saatte gel, geç kalma" diyor. Güldüm vallahi.

-     İkinci bölüm 08:43’te Kemal, Sibel ile akşam yemeğinde. Hiçbir şey olmamış gibi. Kemal şimdiden ne olup bittiğini Sibele söylemesi gerekirken iyi rol kesiyor. Sevgi ve aşkın nasıl yalan olabileceğini çok güzel yansıtıyor.

-     Kemal, partilerde, toplu yemeklerde Sibel olmasına rağmen tek ve uzakta takılıyor. Sibel yine hiçbir şeyden şüphelenmiyor. Anlıyor da, idare mi ediyor bilemedim, öyle de olsa, bu durum izleyene pek iyi verilememiş.

-     Füsun, şikayet ettiği şeyleri, Kemal ile yaşıyor.  Dükkana gelen ve orada burada kendisine asılan zamparalardan sıkıldığını söylüyor. Dükkana gelip giden bir evli bir iş adamıyla da aynı şeyi yaşadığından bahsediyor. Sadece öpüşmüşler ama. Burada Kemal uyanabilirdi, en basitinden; “Bu kız bu tür şeylere yatkın, bununla sonum olamaz” diye düşünebilirdi. Füsun, bir benzerini daha önce yaşamış çünkü.

-     28:24’te Kemal nişanının davetli listesine Füsun ve ailesini yazdırıyor. Bu ne şimdi?

-     Füsun; “Ben sana aşık oldum Kemal” derken onunla evlenebileceğini mi düşünüyordu acaba bunu söylerken. Hem de kendisini nişanına davet etmişken. Komik valla.

 

BÖLÜM 3

-     04:46’da apartman dairesine gelen Füsun, ağlayarak, “Sen benim küpemi buldun mu?” diyor. “Küpeni bulamadım” cevabını alınca ayağa fırlayıp gitmeye kalkıyor. Bu sahneyi de anlamlandıramadım.

-     07:01’de Kemal, Füsuna; “Seni matematik dersine çalıştırdığımı kimseye söyleme, sevgili olduğumuzu anlarlar.” diyor. Ama ilerleyen bölümlerde Füsunun ailesi Matematik dersi çalıştırdığı için ona teşekkür ediyor. Kız söylemiş ve aile kabul mü etmiş oluyor, anlamadım.

-     08:34’te yine bir bar sahnesi, Kemal kahrolmuş bir şekilde iki büklüm barda oturuyor. Sibel başka bir köşede arkadaşlarına nişan planlarını anlatıyor. Ama gelipte Kemale, "Yine ne oluyor, ne bu halin” diye sormuyor?

-     Babasının Kemali yemeğe çıkarıp onunla bilmediği şeyler paylaşması çok güzeldi, anlamlı ve duygusaldı. Adamcağız ya onun bir şeyler çevirdiğini anladı, yada içine doğdu. Ayrıca Kemalin yaptığının genetik bir miras olduğunu düşündürdü bana.

-     Füsun gelen davetiyeyi görüyor ve kahroluyor, Kemale üniversite sınavını bahane edip gelmeyeceğini söylüyor ama nişan törenine yine de gidiyor?

-     19:44’te Kemal Nişanına çağırdığı Füsuna; “Bir gün küpeni de alıp anneni babanı görmeye geleceğim.” diyor. Füsun da, “Bekliyorum” diyerek karşılık veriyor. Saçmalık değil mi, Kemal nişanlanıyor, Füsun  bu söylediğine nasıl inanabiliyor?

-     40:45’te Kemal Sibeli nişan töreninde koklaya koklaya güle oynaya öpüyor. Füsunda arka masada onları izliyor? Füsunun üzülmesi normalde, orada olması normal değil. Farklı bir şey mi görmeyi bekliyordu? 41:42’de Kemal Füsuna doğru pişmiş, pişmiş gülüyor bi'de. Yok artık.

 

BÖLÜM 4

-     14:19’da Füsun ile Kemal burun buruna, yanak yanağa dans ediyor, Kemal Füsunun beline sıkıca sarılıp kendine çekiyor. Sonrasında Kemalin abisi de saf saf; “Füsun ile dans etmen iyi oldu.” diyor. Ama kimse "Bu ne ya" demiyor. Bir de Kemal utanmadan aklından 13 saat sonra Füsuna ne yapacağını kafa sesiyle düşünüyor. Gel de gülme.

-     Sibel kendisine alınan geri gönderdiği o çantayı Füsunda görünce de şaşırmıyor, şüphelenmiyor. Füsun laf sokuyor, yine anlamıyor. Ne saf kızmış şu Sibel?

-     Sahne 23:27, Kemal piknikte yine bunalımda, yine tek başına. Yahu kimin karısı, nişanlısı, sevgilisi… bir numara olduğunu anlamaz? Orhan bey, tam Türk Filmi tadında yazmışsınız.

-     27:52’de Kemal piknikte salıncağın üzerinde Sibele parmağını göstererek “Kan dinmiyor” diyor. Sanırsın ki oluk oluk kan akıyor. :)  “Ben Nişantaşındaki hastaneye gidip parmağıma dikiş attıracağım” diyor. Sibelcik de önemli bir şey olmadığını görünce; “Akşama kadar bekleyemez misin” diye soruyor. Kemal efendi de sert bir şekilde yaralı parmağını gösteriyor. :) Bir de, kalkmış, çocuk kandırır gibi; “Sibel sen gelme” diyor. Ve artık sonunda Sibel; “Kemal neyin var” diye soruyor.

-     Kemal piknikten kaçıp Merhamet Apartmanında soluğu alıyor. Füsun gelir diye bekliyor. Avucunu yalayınca, özlemini Füsunun içtiği sigaraları koklayarak, kesme cam şekerlik kapağının ucunu ağzına alarak gideriyor? :) :) :)

-     Uzaktan akraba olan Kemal, Füsunun evine gidiyor. Kapıyı annesi açıyor. Anne, “Bu adam neden çıka geldi, neden Füsunun peşine düştü” diye sorgulamıyor. Anne, Füsunun imtihanının iyi geçmediğini söylüyor. (çok sevişmekten olmasın!) Onu çok hırpalamışsınız diyor. :) :) :) E hani Füsunun ailesi bilmeyecekti bu özel dersleri? Anne; “Nişan gecesi de çok üzüldü tabi” derken ilişkilerini bildiğini mi ima ediyor, biliyorsa da Kemale, “Sen kızıma ne yaptın be adam” diye neden çıkışmıyor?

-     36:40’ta Kemal haritada Füsunu hatırlatan sokakları işaretliyor, bir daha oralardan geçmemek için. :)  Bu ne ya :)

-     Ailesiyle birlikte taşınmış olan Füsunun boş evinde, duvar kağıdı, oyuncak bebek kolu, misket, sifon zinciri’ni istifliyor? Bu bir hastalık olsa gerek. Klozetin içine de bakıyor ama gördüğü şeyin Füsuna ait olup olmadığını ayırt edemiyor herhalde almayıp bırakıyor.

 

BÖLÜM 5

   - Bu bölümün 07:04’üncü sahnesinde, Kemalin itirafı üzerine Sibelin isyan ve üzüntüsünü izliyoruz. Biraz geç oldu ama.

  - Kemal, Sibelin; “Onunla hala görüşüyor musun?” sorusuna, “Kaybolup gitti, görüşmüyorum” diye cevap veriyor. Ben Sibelin yerinde olsam, bu cevaba karşılık çekip gitmiştim. Yani, "Kaybolup gitmese, devam edecektim, elimde olmayan nedenlerle böyle oldu” demeye getiriyor.

 - 10:30’daki sahnede, Sibelin ilişkisini kurtarma girişimini alkışlıyorum.

 - 18:37’de Kemal hala Sibele; “Evleneceğiz, çok mutlu olacağız, kızlarımız olacak” diyerek neden boş ümitler veriyor, ona neden acı çektiriyor? Aklına Füsun kazılıyken, neden bile bile bunu yapıyor ve bu ikilem uzayıp gidiyor?

- Kemal, Sibel ile restorantda yemek yerken kalkıp arkadaşlarını telefonla arayarak kendilerine eşlik etmeleri için çağrıyor. Telefonla konuşurken. Karşıdaki Merhamet Apartmanına gözü takılıyor. Ve o apartmandaki daireye gidiyor. Sibel restorantta masada habersiz tek başına bekliyor. Kemal restoranta döndüğünde arkadaşlarının geldiğini, Sibel ile oturduklarını görüyor. Bu nasıl bir durumdur? Tam bir patolojik vaka. O akşamın sabahında, Sibel ile Kemali evde kahvaltı masasında görüyoruz. Bu normal mi sizce?

- Sibel Parise gideceğini söylüyor, Kemal bayram ediyor. Düşüyor İstanbulda Füsunu mahalle mahalle aramanın peşine?

- Dizinin 49:50’inci sahnesinde Kemal iş yerine gelen bir mektupu açıyor. Mektup Füsundan; “Kemal abi, görüşmeyi çok istiyoruz, yemeğe bekleriz…” Haydaaa bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Kemal abi mi? Ayrıca canı yakılmış biri neden can yakan birisini görmek ister? Bi’de, abi mi oldu şimdi. :) İşte burada dizi bence başka bir şeye evriliyor. Ve bundan sonraki bölümler çok gereksiz olmuş bence. Buralara girmeden dizi bitirilebilinirdi. Bundan sonraki sahnelerde bambaşka bir Füsun görüyoruz. Başka bir kişilik. 

 

BÖLÜM 6

- Evlenme teklifi niyetiyle 339 gün sonra Kemal, Füsunun yeni evine gidiyor. Küçük bisikleti ve küpeyi almış, kapıya dayanmış. Aile Kemali kucaklıyor??? Ne alaka? Aileye soruyorum: "E neden kaçtınız o zaman" Süpriiiizzzz Füsun evlenmiş.

- 04:34’te Aile ve Füsunun eşi dışarıdan gelen sese camdan bakarlarken, masada başbaşa kalan Füsun ve Kemal fıs fıs konuşuyorlar. Hatta Füsun ağlıyor bile. Kemal de ağlıyor. :) Aile masaya döndüğünde baba soruyor; “Ne oldu kızım?” Füsun: “Mümtaz eniştemin cenazesine gidemediğim için hüngür hüngür ağlıyorum.” Yersen. Hadi sen ağlıyorsun, Kemal neden ağlıyor? :)  Ya zorlamayın şu senaryoyu, patladı. :)

- Kızın kocası oradayken, Füsun Kemali yukarı çıkararak tuvaletin yerini gösteriyor? Tarif etsen bulamayacak sanki. Kocası da ses çıkarmıyor, bunu normal karşılıyor?

- Kemalcik tuvalete girer girmez, Füsunun olduğunu düşündüğü ruja yapışıyor. Halbuki o ruj annesinin ruju da olabilir. Ruju kokluyor. Dudağına sürüyor. :) Ve cebe indiriyor. :)

- Sahne 12:26. Kemal Füsunlara çat kapı gidiyor. Aile şaşkın. “Ne oldu Kemal bey” diyorlar. Ama hala "Füsun ile ne işin var" demiyorlar. Kemal irmik helvasını mideye indirip geldiği gibi bir anda çekip gidiyor. Giderken de; “Benim buraya son gelişim” diyerek garip bir açıklama yapıyor. E mümkünse gelme. Evli barklı kız. "Bu adam neden gelip gidiyor" demeniz lazım. Kemalcim e hani uzaktan akrabaydınız? Bu ne yakınlık şimdi? Aile demez mi niye kıymete bindik biz? diye. Haydaaa :)

- 16:23’te Kemal ile yolda karşılaşan Füsunun kocası, Kemalin rahat ve pişkin, "Sizden geliyorum" demesine hiç şaşırmıyor. Bu herif neden bizim eve girip çıkıyor diye kendine sormuyor. Kemal sırf Füsunu rahat görebilmek için Füsunun eşine, film işini düşünüyorum, bir akşam bu konuyu konuşalım mı? diyor. Kocası seviniyor, hala uyanmıyor tabii.

- 17:35’inci sahnede Füsunu masada bir Türkan Şoray edasıyla görüyoruz. Bir havalar, bir afralar - tafralar, bir artistlik, bir sigara içişler falan. Kocası Füsunun filmde oynayacağından bahsediyor. Haydaaa nerden çıktı bu şimdi? Meğerse Füsun oyuncu olmak istiyormuş. O ana kadar Kemalin bile Füsunun böyle bir isteğinin olduğundan haberinin yok olduğunu anlıyoruz. Burada bir bağlantı kopukluğu var. Neden bu kafaya geldi Füsun? Ve oyunculuk tutkusu nereden peydah oldu şimdi?

- 24:35’te kapıda Füsunun Kemalin eline senaryoyu tutuşturup; “Ben sana güveniyorum Kemal” demesinden sonra aldığı cevapla; “Sen bu filmi olmuş bil”. İşin aslı anlaşılıyor. Füsunun kocası senaristmiş, film yapmak istiyormuş,para lazımmış, Kemal bu yüzden çağrılmış. Bu ne gurursuzluk. Yoksa Füsunun intikamı mı? Ama ailenin bir onuru yok mu? Nasıl böyle bir şeye alet olurlar? Ancak böyle bir şey Türk Filmlerinde olur. Kemalin Füsuna olan zaafını bilmiyorlar mı, kalkıp bir de onu çağırıyorlar. Füsunun evli olduğunu görünce Kemalin ters bir hareketiyle karşılaşsalardı ne olacaktı? Akıl ermiyor gerçekten.

- 7 yıl on ay gibi bir süre, Çukurcumadaki Füsunlara, ellerinde alışveriş fileleriyle gidiyor Kemal? :)

 

BÖLÜM 7

-     13:22’de Füsunun annesi Kemale, Televizyonun üzerindeki köpek biblosunun kaybolduğunu söyleyerek ona bir imada bulunuyor. Yine Kemal rahat durmamış.  :) İlerideki sahnelerde rendeyi de götürdüğünü göreceğiz.

-     17:02, Ferudun eve sarhoş geliyor ve Kemal ile Füsunun durumunu anlar konuşmalar yapıyor. Ferudun filmi çektirdi, işi btti, şimdi aklına Füsun geldi. Daha önce anlamamıştı sanki durumu. Bence anladı ama para için sustu.

 

BÖLÜM 8

-     Pasaport işlemlerinde Füsun gereksiz yere aksi davranışlar sergiliyor, agresifleşiyor. Kemali tersliyor? Vize işlemlerinde “Geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz? sorusuna da güceniyor. Sonra da Kemale; “Evlenmekten de vazgeçtim, avrupaya gitmekten de” diyor? Ama Kemalin Pasaportu eline verip Pariste bir otelde üç büyük oda ayırttığını duyunca yelkenleri suya indiriyor.

-     25:10’da Kemalin kafa sesini duyuyoruz. Füsunun memelerini okşayacağını, narin belini tutacağını, kokusunu içine çekeceğini, aklının fikrinin Füsunun güzel göğüslerinde olduğunu işitiyoruz. Ya bir kere de ruh güzelliğinden bahset, bir kere de iyiliğiden bahset, yok. Aklı fikiri başından beri Füsunla yatıp kalkmakta. Nasıl bu dizinin adı Masumiyet Müzesi anlamadım. Şimdi anlamsız bir şekilde bu izlediklerimizin tümünün çok duygusal olduğunu savunanlar olur. :)

-     31:30’da Kemalin Füsuna yüzük takmasının ardından Füsundaki memnuniyetsizlik ve isteksizlik dikkat çekiyor. Füsunun bu gel git hallerine anlam veremiyorum? Ne düşünüyor acaba? 41:21’de ve sonrasında da bu oluyor. Çekip gitmeler falan? Adam dokuz yıl peşinden koşmuş, sonunda da yüzük takmış. “Senin gibiler evlenmez, evlenmezsin sen benle” diyerek saçmalıyor? Tam Paris yolu üzerindeyken durup dururken her şeyden vazgeçiyor?

-     Füsun Kemale; “Senin yüzünden hayatımı yaşayamadım, gerçekten artist olmak istiyorum ben” diyor. Ya bu artistlik işi nereden çıktı, neden dizinin ilk bölümlerinde az da olsa seyirciye bu verilmemişti acaba? Birden bire dizi, yıldız olmak isteyen birisinin tutkusuna dönüşüverdi?

 

BÖLÜM 9

-     Füsunun trafik kazasında ölümünü tasvir ederek anlatan Kemalin verdiği detayları da itici buldum. “Füsun, göğsüne giren direksiyonla bir konserve kutusu gibi katlanan arabanın içinde sıkışarak ölmüştü. Kafa kemikleri çökmüş, harikalarına şaştığım beyninin zarı yırtılmıştı” ???

-     Kemal insanlara, hikayesini eşyalar aracılığıyla anlatma gereğini neden duymuştu? Keyif ve para onun, tabi anlatır da, bu ihtiyacı neden hissetti, Füsunu yaşatabilmek için mi?

-   Gördüğümüz o saplantı ve tutkudan sonra Füsunun ölümünün verdiği acıyı Kemalde göremedim. Çok büyük ve dayanılmaz bir acı bekliyordum. Bunu oyuncu da, yönetmen de, Orhan Pamuk da verememiş bence.

-      Füsunun da yaşadığı o aile evini, müze yapmak isteyen Kemale annesinin verdiği olumlu yanıt da şaşırttı beni. İlk başta nasıl olur dedi ama hemen yeni evi duyunca ikna oldu. Bence kabul etmemeliydi. Orada kızı ve kocasının hatıralarıyla yaşamalıydı.

-     Kemal neden Füsuna olan o büyük aşkını yıllara yaymış? Neden Füsun ile evlenmemiş, neden zamanında; “Ben bu kızı deli gibi seviyorum, önümde de hiçbir engel tanımıyorum” deyip çekip almamış Füsunu? Anlamak mümkün değil!?

-     Kemal Basmacı, Füsunun 50.yaş gününde, Pariste kalp krizinden ölüyor.


“HERKES BİLSİN ÇOK MUTLU BİR HAYAT YAŞADIM”



BURAK KIRMIZITUNA YOU TUBE SAYFASI İÇİN TIKLA:

https://www.youtube.com/@burakkt


BURAK KIRMIZITUNA INSTAGRAM SAYFASI İÇİN TIKLA:

https://www.instagram.com/burakkirmizituna/

10 Şubat 2026 Salı

BİR KAÇ KONU DAHA


Merhaba, bir kaç konu ile yine karşınızdayım. Her ne kadar buraya yazarak emek ve vakit harcıyor olsam da hiçbir şeyin düzelmeyeceğini ve hatta bu satırları doğru düzgün kimsenin okumayacağını, okuyanında kâle almayacağını da bilmekteyim. Ama maksadım, internet denen sonsuzluğa bu konular hakkında bir iz bırakmak ve kendi düşüncelerimin böyle olduğuna dair bir kayıt bırakmak. Bundan önce de yazdığım tüm yazıların ve bundan sonra ki yazacağım yazıların da amacı bu.

Yine şu sahne olayı. Sahneye çıkıp şarkı söylemenin bir çok gereksiz tip tarafından önlenmesi olayı. Bu gereksizlerin bir “No Name” diye adlandırdıkları bir takıntıları var. No Name mi? Allaha şükür bir adım var. Ve “VAR”. Yok değil. Ve beni çok iyi temsil eden bir ad olduğunu düşünüyorum. Yani “NO” değil, “YES NAME”. J Sahne adım da o. Tanıman gerekmez, bilmen gerekmez, dinlemiş olman gerekmez, bütün bunların sonucunda o adın iyi işler çıkarmadığı anlamına gelmez. E derdin ne o zaman? Ama “NO NAME”sin. Yani demin alaya aldığım gerçekte anlatmak istedikleri şey şu: Yeterince tanınmıyor, bilinmiyorsun, bu da bize iş getirmez. Biz böylelerine “NO NAME” deriz. Hahhh, ya madem öyleyse sende tanınan birilerini çıkar o zaman, her kimse onlar. O da olmuyor, bütçeyi karşılayamıyorsun değil mi?

E böylelikle ne yapıyorsun, piyasada bir şekilde dolanan kişileri iyi müzik yapıyor diye çıkarıyorsun. Bizde bunları aşıp sahne alabilmek için çırpınıyoruz. Kim bunlar peki? Bir şekilde ittirilerek, yedirilerek, işletmecilerin müzisyen diye servis ettikleri kimseler. Ucuz eğlence satan söyleyiciler. (sözüm ona şarkıcı)

Bir kere şunu da anlayın isterim; eğlence diye tabir ettiğiniz o zıplayıp hoplama, terleme, bağıra bağıra şarkı söyleme, istek yapma ortamları, taverna, disko ve gazinolarda bulunurdu. Şimdi her işletme “Eğlencenin Dibi Burada” diye reklam çıkıyor. Yani ucuz eğlence. Sanatsal olmayan. Kısaca; paldır küldür bir müzik. Kaliteli şarkılara ve müziğe sıkıcı olur, millet kaçar gözüyle bakılıyor. Orta hızdaki kaliteli pop şarkıları bile rağbet görmüyor. Ya göbek attıracaksın, ya bir ritimde abuk sabuk sözlü şarkılar söyleyecek yada rap yapacaksın falan. Adam gibi bir sahne programı çok zor. Kaliteli bir dinleti imkansız. Her işletme eğlence vaad ediyor. Eğlenceden kasıt? “E Milletin Eğlenmeye Çok İhtiyacı Var.” Sizce gerçek bu mu yoksa alıcıların kültür ve nitelik düzeyi mi? Ayrıca, elbette herkes eğlenmek isteyebilir. Ama bu tür bir ihtiyacı karşılayacak yerlerin diğer sahnelerden ayrılması gerekiyor. Her yer eller havaya olamaz. Mekan sahipleri için müzik bir emek yada sanat değil arkadan gelen bir fon sesidir. Bu da onlar için yeterlidir. Zaten o gürültülü ve kendini dağıtmaya gelen ortamda sanat olamaz. Mekan sahibi sahnedeki kişi nasıl söylüyor, ne söylüyor, ton mu kaçtı, orkestra kötü mü…, bakmaz, millete dönüp bakar; millet ağızlarından tükürük saça saça şarkıları söylüyor mu, masalar dolu mu, şişe alkol açtırılıyor mu…. Bu yüzden sahnede duruşuyla ve sesiyle hüsran olmuş kişi baş tacı edilir, gelenler tarafından şak şaklanır, çok eğlendik denilir ve günü sonunda gerçekten şarkı söyleyebilenler ve sahnesi kaliteli olanlar aç kalır. Kalite, Türkiyedeki müzik piyasasının düşmanıdır. Vasatlık öyle takdir görür ki şaşırır kalırsınız. Bu duruma neden olan iki profil vardır.

Bir tanesi; gürültüyü müzik, bağırmayı – böğürmeyi ve de taklit etmeyi yetenek, sahnedeki her kişiyi de şarkı söyleyebilen sanarak alkış tutan profiller.

İkincisi; kendi zevkine, kendi çıkarına ve de tanıdığına (dayı oğlu, amca kızı, biraderin arkadaşı) göre sahnesini ona buna açan mekan sahipleri yada işletmecileri. Bazıları da bu işi ya mekanın DJ’ine bırakıyor yada mekanın sahnesinde kıdemli olmuş olan şarkıcısına. Onlar belirliyor sahneye kim çıkacak, kim çıkmayacak. J Bunlar işte.

Bir sahne görüşmesinde gelen müzisyene ilk olarak şu iki soruyu sormuş kum gibi dolu mekan var etrafta.

1-         Sahnene gelecek insanlar var mı?

2-         Biz kapı çalışıyoruz, gelen kişiden şu kadar yüzde sana kalıyor. Ne kadar getirisen o kadar kazanırsın.

J

Oh ne güzel dünya. Müzik aşığı ve azimli bir sanatçıda bu düzenin ister istemez böyle esiri oluyor işte. Mekanına güvenmeyen işletmeci mi olur, sanat yapana para ödemek istemeyen bir mantelite mi olur? Ama burada böyle.

Nesin, ne müzik yaparsın, sesin nasıl, ne söylersin… hiç önemi yok. Yukarıdaki şu iki soruya tadmin edici cevaplar vermen yeterli. İşler bu kadar ucuz işte, müziğini sergilemek, yılların emeğini harcamak bu kadar kolay işte. Kafasına yatmadıysan alacağınız cevap şu olur: “Bizim mail adresine yada wattsapp’a sahne videolarını gönder biz sana döneriz. J

Siz neyin kafasını yaşıyorsunuz emek hırsızları, saygısızlar. Bu yüzden sayenizde her şeyin en boktanına sahip bir yer olduk çıktık.

Bir diğer emek hırsızları da sosyal medyadaki gözcüler. Ürettiğiniz müziğinizi instagramda hikaye olarak paylaşırsınız. Bir bakmışsınız yüz elli kişi bakmış, üç kişi takdir etmiş. Ya beğen yapmış, ya alkış göndermiş. Sonrasındaki paylaşımınızda bir bakmışsınız yine aynı kişiler, yine aynı beğenenler. Sonraki paylaşımınızda yine öyle. Ondan sonrasındakinde de ve daha sonrasında da…. Başka bir çeşit de; hiçbir şeyinizle ilgilenmez, bakmaz sadece takipçi listenizde vardır, çok gerekliymiş gibi.

Ya siz ne yapmaya çalışıyorsunuz, neyin peşindesiniz. J Hadi insan bir şeyi beğenmeyebilir. İki yüz paylaşım içinde de mi hiç bir şey beğenmez insan? Hep merak. Taktir yok, hasetlik bir dolu. Ben bunları da emek hırsızı olarak görüyorum. Yaptıklarınızı görmezden gelir ve sizi itibarsızlaştırmaya çalışırlar. Ama gizliden gizliden yaptıklarınıza imrenirler. Bununda çaresi, bunları yok sayarak yolunuza azim ve keyifle devam etmenizdir. Ben öyle yapıyorum. Ve durumu anladığım an önlemimi alıp sayfamdan ve kendimden uzaklaştırıyorum. Engeli basıyorum yani. Bu arkadaşım için de böyle, akrabam için de böyle, tanımadığım kişi için de böyle. Orada olmanız başka bir amaç yada düşünce taşıyorsa bunu görmezden gelemem. Ve sadece kendim için değil başkasının “emeğine” de çok kıymet veririm. Paylaşımlarınıza ilk bakan kişilerden yıllarca bir geri dönüş almadıyasanız (bu başka konularla ilgili de olabilir)  ve o insanların farkındaysanız, hayatınızda olmalarının bir nedeni yoktur. Ne sosyal medyanız da, ne de hayatınızın içerisinde. Bir de sadece Instagram hikaye paylaşımlarını beğenip akış paylaşımlarında izini belli etmek istemeyen, ince çalışan tipler var. Akış paylaşımlarınızda beğeni hiç yapmamış, silinip giden hikayelerinizi beğenip duruyor. J Instagram sayfamı müzik çalışmalarım için kullandığımdan dolayı benim için önem taşıyor bu sayfa. Ve istatitklerine, tepki ve tepkisizliklere çok dikkat ediyorum. İş icabı bir strateji yürütebiliyorum ve de tanıtım tabii.

Üçüncü ve son bahsedeceğim konuysa: Bir türlü değişmemekte ısrar eden zırtolar. Gerek karikatür dergilerinde, gerekse komedi programlarında, sosyal hayatta görülen bazı tiplemelere gülünür, eleştirilir. Peki neden bir insan bu gülünülen, yadırganan tiplemeyi üzerine giyer? Mesela ben kendime benzeyen birinin eleştirildiğini görsem oturur bir düşünürüm, değişmeye çalışırım, o halimden uzaklaşmaya çalışırım. Örneğin Apaçi Tıraşı, toplum içinde kötü bir imajı olan bir saç tıraşı, bu modeli kestirmem mesela. Haberlerde gösterilen profiller gibi hareketler yapıp can sıkıyorsam kendime çeki düzen veririm. Kendime gelirim. Neden bunu yapmaz bu tipler? Israrla ve tekrar tekrar yanlış olmaya devam ederler. Yahu görüyorsun işte, toplumda yerin yok, can yakıyorsun, gören kaçıyor, millet yaka silkiyor yada kahkahalarla gülüyor, e bir değiş be! Neden diye bir sor kendine di mi?

 

Çorba gibi bir hayat var, kazan kaynıyor 

Ey ahali çorbada tuzunuz – biberiniz oluyor.

Anlatacak, yazacak çok şey var. Malzeme çok. Hazır müsaitken önüme bu aralar sıkça çıkan birkaç şeyden bahsetmek istedim. Vakit bulursam en kısa zamanda yine geri döneceğim.

 


BURAK KIRMIZITUNA YOU TUBE SAYFASI İÇİN TIKLA:

https://www.youtube.com/@burakkt


BURAK KIRMIZITUNA INSTAGRAM SAYFASI İÇİN TIKLA:

https://www.instagram.com/burakkirmizituna/