Sayfa Görüntüleme Sayısı

10 Şubat 2026 Salı

BİR KAÇ KONU DAHA


Merhaba, bir kaç konu ile yine karşınızdayım. Her ne kadar buraya yazarak emek ve vakit harcıyor olsam da hiçbir şeyin düzelmeyeceğini ve hatta bu satırları doğru düzgün kimsenin okumayacağını, okuyanında kâle almayacağını da bilmekteyim. Ama maksadım, internet denen sonsuzluğa bu konular hakkında bir iz bırakmak ve kendi düşüncelerimin böyle olduğuna dair bir kayıt bırakmak. Bundan önce de yazdığım tüm yazıların ve bundan sonra ki yazacağım yazıların da amacı bu.

Yine şu sahne olayı. Sahneye çıkıp şarkı söylemenin bir çok gereksiz tip tarafından önlenmesi olayı. Bu gereksizlerin bir “No Name” diye adlandırdıkları bir takıntıları var. No Name mi? Allaha şükür bir adım var. Ve “VAR”. Yok değil. Ve beni çok iyi temsil eden bir ad olduğunu düşünüyorum. Yani “NO” değil, “YES NAME”. J Sahne adım da o. Tanıman gerekmez, bilmen gerekmez, dinlemiş olman gerekmez, bütün bunların sonucunda o adın iyi işler çıkarmadığı anlamına gelmez. E derdin ne o zaman? Ama “NO NAME”sin. Yani demin alaya aldığım gerçekte anlatmak istedikleri şey şu: Yeterince tanınmıyor, bilinmiyorsun, bu da bize iş getirmez. Biz böylelerine “NO NAME” deriz. Hahhh, ya madem öyleyse sende tanınan birilerini çıkar o zaman, her kimse onlar. O da olmuyor, bütçeyi karşılayamıyorsun değil mi?

E böylelikle ne yapıyorsun, piyasada bir şekilde dolanan kişileri iyi müzik yapıyor diye çıkarıyorsun. Bizde bunları aşıp sahne alabilmek için çırpınıyoruz. Kim bunlar peki? Bir şekilde ittirilerek, yedirilerek, işletmecilerin müzisyen diye servis ettikleri kimseler. Ucuz eğlence satan söyleyiciler. (sözüm ona şarkıcı)

Bir kere şunu da anlayın isterim; eğlence diye tabir ettiğiniz o zıplayıp hoplama, terleme, bağıra bağıra şarkı söyleme, istek yapma ortamları, taverna, disko ve gazinolarda bulunurdu. Şimdi her işletme “Eğlencenin Dibi Burada” diye reklam çıkıyor. Yani ucuz eğlence. Sanatsal olmayan. Kısaca; paldır küldür bir müzik. Kaliteli şarkılara ve müziğe sıkıcı olur, millet kaçar gözüyle bakılıyor. Orta hızdaki kaliteli pop şarkıları bile rağbet görmüyor. Ya göbek attıracaksın, ya bir ritimde abuk sabuk sözlü şarkılar söyleyecek yada rap yapacaksın falan. Adam gibi bir sahne programı çok zor. Kaliteli bir dinleti imkansız. Her işletme eğlence vaad ediyor. Eğlenceden kasıt? “E Milletin Eğlenmeye Çok İhtiyacı Var.” Sizce gerçek bu mu yoksa alıcıların kültür ve nitelik düzeyi mi? Ayrıca, elbette herkes eğlenmek isteyebilir. Ama bu tür bir ihtiyacı karşılayacak yerlerin diğer sahnelerden ayrılması gerekiyor. Her yer eller havaya olamaz. Mekan sahipleri için müzik bir emek yada sanat değil arkadan gelen bir fon sesidir. Bu da onlar için yeterlidir. Zaten o gürültülü ve kendini dağıtmaya gelen ortamda sanat olamaz. Mekan sahibi sahnedeki kişi nasıl söylüyor, ne söylüyor, ton mu kaçtı, orkestra kötü mü…, bakmaz, millete dönüp bakar; millet ağızlarından tükürük saça saça şarkıları söylüyor mu, masalar dolu mu, şişe alkol açtırılıyor mu…. Bu yüzden sahnede duruşuyla ve sesiyle hüsran olmuş kişi baş tacı edilir, gelenler tarafından şak şaklanır, çok eğlendik denilir ve günü sonunda gerçekten şarkı söyleyebilenler ve sahnesi kaliteli olanlar aç kalır. Kalite, Türkiyedeki müzik piyasasının düşmanıdır. Vasatlık öyle takdir görür ki şaşırır kalırsınız. Bu duruma neden olan iki profil vardır.

Bir tanesi; gürültüyü müzik, bağırmayı – böğürmeyi ve de taklit etmeyi yetenek, sahnedeki her kişiyi de şarkı söyleyebilen sanarak alkış tutan profiller.

İkincisi; kendi zevkine, kendi çıkarına ve de tanıdığına (dayı oğlu, amca kızı, biraderin arkadaşı) göre sahnesini ona buna açan mekan sahipleri yada işletmecileri. Bazıları da bu işi ya mekanın DJ’ine bırakıyor yada mekanın sahnesinde kıdemli olmuş olan şarkıcısına. Onlar belirliyor sahneye kim çıkacak, kim çıkmayacak. J Bunlar işte.

Bir sahne görüşmesinde gelen müzisyene ilk olarak şu iki soruyu sormuş kum gibi dolu mekan var etrafta.

1-         Sahnene gelecek insanlar var mı?

2-         Biz kapı çalışıyoruz, gelen kişiden şu kadar yüzde sana kalıyor. Ne kadar getirisen o kadar kazanırsın.

J

Oh ne güzel dünya. Müzik aşığı ve azimli bir sanatçıda bu düzenin ister istemez böyle esiri oluyor işte. Mekanına güvenmeyen işletmeci mi olur, sanat yapana para ödemek istemeyen bir mantelite mi olur? Ama burada böyle.

Nesin, ne müzik yaparsın, sesin nasıl, ne söylersin… hiç önemi yok. Yukarıdaki şu iki soruya tadmin edici cevaplar vermen yeterli. İşler bu kadar ucuz işte, müziğini sergilemek, yılların emeğini harcamak bu kadar kolay işte. Kafasına yatmadıysan alacağınız cevap şu olur: “Bizim mail adresine yada wattsapp’a sahne videolarını gönder biz sana döneriz. J

Siz neyin kafasını yaşıyorsunuz emek hırsızları, saygısızlar. Bu yüzden sayenizde her şeyin en boktanına sahip bir yer olduk çıktık.

Bir diğer emek hırsızları da sosyal medyadaki gözcüler. Ürettiğiniz müziğinizi instagramda hikaye olarak paylaşırsınız. Bir bakmışsınız yüz elli kişi bakmış, üç kişi takdir etmiş. Ya beğen yapmış, ya alkış göndermiş. Sonrasındaki paylaşımınızda bir bakmışsınız yine aynı kişiler, yine aynı beğenenler. Sonraki paylaşımınızda yine öyle. Ondan sonrasındakinde de ve daha sonrasında da…. Başka bir çeşit de; hiçbir şeyinizle ilgilenmez, bakmaz sadece takipçi listenizde vardır, çok gerekliymiş gibi.

Ya siz ne yapmaya çalışıyorsunuz, neyin peşindesiniz. J Hadi insan bir şeyi beğenmeyebilir. İki yüz paylaşım içinde de mi hiç bir şey beğenmez insan? Hep merak. Taktir yok, hasetlik bir dolu. Ben bunları da emek hırsızı olarak görüyorum. Yaptıklarınızı görmezden gelir ve sizi itibarsızlaştırmaya çalışırlar. Ama gizliden gizliden yaptıklarınıza imrenirler. Bununda çaresi, bunları yok sayarak yolunuza azim ve keyifle devam etmenizdir. Ben öyle yapıyorum. Ve durumu anladığım an önlemimi alıp sayfamdan ve kendimden uzaklaştırıyorum. Engeli basıyorum yani. Bu arkadaşım için de böyle, akrabam için de böyle, tanımadığım kişi için de böyle. Orada olmanız başka bir amaç yada düşünce taşıyorsa bunu görmezden gelemem. Ve sadece kendim için değil başkasının “emeğine” de çok kıymet veririm. Paylaşımlarınıza ilk bakan kişilerden yıllarca bir geri dönüş almadıyasanız (bu başka konularla ilgili de olabilir)  ve o insanların farkındaysanız, hayatınızda olmalarının bir nedeni yoktur. Ne sosyal medyanız da, ne de hayatınızın içerisinde. Bir de sadece Instagram hikaye paylaşımlarını beğenip akış paylaşımlarında izini belli etmek istemeyen, ince çalışan tipler var. Akış paylaşımlarınızda beğeni hiç yapmamış, silinip giden hikayelerinizi beğenip duruyor. J Instagram sayfamı müzik çalışmalarım için kullandığımdan dolayı benim için önem taşıyor bu sayfa. Ve istatitklerine, tepki ve tepkisizliklere çok dikkat ediyorum. İş icabı bir strateji yürütebiliyorum ve de tanıtım tabii.

Üçüncü ve son bahsedeceğim konuysa: Bir türlü değişmemekte ısrar eden zırtolar. Gerek karikatür dergilerinde, gerekse komedi programlarında, sosyal hayatta görülen bazı tiplemelere gülünür, eleştirilir. Peki neden bir insan bu gülünülen, yadırganan tiplemeyi üzerine giyer? Mesela ben kendime benzeyen birinin eleştirildiğini görsem oturur bir düşünürüm, değişmeye çalışırım, o halimden uzaklaşmaya çalışırım. Örneğin Apaçi Tıraşı, toplum içinde kötü bir imajı olan bir saç tıraşı, bu modeli kestirmem mesela. Haberlerde gösterilen profiller gibi hareketler yapıp can sıkıyorsam kendime çeki düzen veririm. Kendime gelirim. Neden bunu yapmaz bu tipler? Israrla ve tekrar tekrar yanlış olmaya devam ederler. Yahu görüyorsun işte, toplumda yerin yok, can yakıyorsun, gören kaçıyor, millet yaka silkiyor yada kahkahalarla gülüyor, e bir değiş be! Neden diye bir sor kendine di mi?

 

Çorba gibi bir hayat var, kazan kaynıyor 

Ey ahali çorbada tuzunuz – biberiniz oluyor.

Anlatacak, yazacak çok şey var. Malzeme çok. Hazır müsaitken önüme bu aralar sıkça çıkan birkaç şeyden bahsetmek istedim. Vakit bulursam en kısa zamanda yine geri döneceğim.

 


BURAK KIRMIZITUNA YOU TUBE SAYFASI İÇİN TIKLA:

https://www.youtube.com/@burakkt


BURAK KIRMIZITUNA INSTAGRAM SAYFASI İÇİN TIKLA:

https://www.instagram.com/burakkirmizituna/