Sayfa Görüntüleme Sayısı

7 Mayıs 2016 Cumartesi

YORUMLAR


 
 
 
Hayatınızın bir anında bazı şeyler önünüze çok fazla çıkar ve siz onların yanından gelip geçme vurdum duymazlığını gösteremezsiniz yada rahatsız olur üzerinde konuşmakta fayda görür; cevaplar arar, çözümler bulmaya çalışırsınız.

-Sosyal medya kanallarından sadece Facebook sayfasını kullanmaktayım. Twitter ve instagram profilim yok. ‘’Facebook’’ benim için, resim,yazı,müzik ve sohbet paylaşımlarının yapıldığı, bilgi dağarcığını zenginleştirmek için açılmış sayfalardan da faydalandığım keyifli bir zaman geçirme alanıdır. Ayrıca benim için reklam kaynaklarından biridir. Kesinlikle sayfamda, moral bozucu bir haber, kötü görüntüler, dini yada siyasi bir paylaşım yapmamaktayım. Facebook’tan, beş senedir listemde arkadaşım olarak gözüken ve benimle hiçbir şekilde iletişime geçmemiş tanımadığım yada tanışmadığım biri için aldığım tebrik paylaşımından tutunda, daha önce tanıdığım facebook arkadaş listesinde bulunan kişilerin yıllardır bir ''merhaba'' dememesine, beş bin arkadaşa sahip üstelik iki hesap açmış olan insanlardan, elli yaşındaki bir teyzenin oyun isteği göndermesine, dünyaca ünlü bayan top modellerinin resimleriyle hesap açarak dini paylaşımlar yapanlara ve bir önceki akşam kadehlerle barlarda poz veren hatunların bir sonraki gün (Cuma) ‘’Hayırlı Cumalar’’ temennilerine kadar uzayıp giden garip örnekleri barındırmasına rağmen sosyal medyada kendime hitap eden bir şeyler bulmaya çalışıyorum.

- ‘’İma etmek’’ söylemek istediğini benzer bir şeyle pekiştirerek ifade etmek,  dolaylı yoldan konuşmak,  örnek göstererek anlatmak, ‘’gelinim sana söylüyorum kızım sen anla’’ yapmaktır. İma eden ya söyleyeceklerinden emin değildir ya da karşı taraftan tepki almaktan korkuyordur. Benim hayatımdaki insanların gelip bana, ister benimle ilgili olsun ister başka konularla ilgili olsun açık açık konuşmasını beklerim. Her konuda, kadın yada erkek kim olursa olsun, yokuşa sürmeden, ima etmeden, beklentisini,isteğini,derdini,yanlışımı… v.b benimle paylaşmasını isterim. Düşüncelerini içerisinde saklayan ve kendini kapatan, konuşmaya bile cesareti olmayan ve bu yüzden ima yolunu seçen insanlar bende bir güvensizlik yaratıyor. Hayatımda ‘’O öyle yapmaz gelir bana direkt söyler, ondan duyacağımı ondan önce kimseden duymam’’ diyebileceğim insan sayısıda az ne yazık ki. Mesela düşünüyorumda bir kadın geçiyor karşıma duygularını çatır çatır söylüyor. Ne kadar cesurca, öz güvenli, samimi, medeni ve değerli benim için. ‘’Arkadaş böyle böyle böyle’’ diyor. İşte bu güvenimin başlangıcı oluyor.

-Diyorum ki; ‘’Herkes benden manevi bir beklenti içine girmeden önce kendisine bir bakmasını becerebilmeli. Herkes benim yakınlığıma yada anlayışıma cevap vermeyen, her zaman kendisinin sırtının sıvazlanmasını bekleyen ve de bir noktada durup herkesin her konuda ayağına gelmesini bekleyen insanları hoş karşılamadığımı bilmeli. Ayrıca bana zamanında yakın duran ancak bir süre sonra olmadık şeylerden mana çıkararak kendince tavır almış ve egosunun esiri olmuş olan insanlara da hiçbir zaman hayatımda yer vermediğimi, yer de vermeyeceğimi görmüş olmalı. Net olduğumu ve anlaşılmayacak bir şeyin olmadığını düşünüyorum. Umarım bu kısa açıklama birilerinin aklından geçen bu konuyla alakalı şeylere cevap olabilmiştir.

-Kimseyle hiçbir konuda bir yarışım yok. Kafamı dolduracak ve karıştıracak şeyler istemiyorum. Kendimle hiçbir şeyi kıyaslamıyorum. Zaten bir şeylerden kendinizi sıyırmayı başarabiliyorsanız üzülmezsiniz. Yapmak istediğim hayatımdaki şeyler çok yalın; ‘’Müzik yapmak, ailemle ve seveceğim insanla dingin bir hayat yaşamak. Komplike’lere laf yetiştirecek heveste değilim.

-Benim adıma bazılarına dert olan şeyler inanın bana dert olmuyor. Benim hiç dikkatimi çekmeyen herhangi bir konuda insanlar beni de konuya dahil ederek konuşuyor. Görüş bildiriyor. Oysa ki beni ne o konu, ne konuşan o kişi hiç alakadar etmiyor. İlgilenmiyorum zaten haberim bile olmuyor. Her konuda bu böyle…Müzik de dahil. Bazıları, bazı şeylerin umurumda olduğunu sanar; bunları önüme çıkararak, kaygılanacağımı, sinirleneceğimi yada ilgileneceğimi zannederler. Ve hiç birini tutturamazlar. Birine ‘’Seni anlamıyorum’’ diyorsam mutlaka umurumdadır. Yada bir şey için, iyi yada kötü tepkileniyorsam… Hareketsiz kalmış ve konuşmuyorsam, kesin içimden gülüyorumdur.

- Bir arkadaşım bak sana ne izleteceğim dedi. Bir baktım malum evlilik programlarından biri. Pala bıyıklı genç bir arkadaş talip olmuş genç bir kız arkadaşa. Genç arkadaş bir clup’ta kapı görevlisiymiş. Kendisi anlatıyor: ‘’Gezmeyi sevmem, kurabiye yapan kadın bana uymaz bize ters gelir. Bana dolma saracak kadın, börek açacak kadın gerek. Benim kadınım, yolda yürürken ne sağa ne sola bakabilir sadece önüne bakacak. Belki ben evlendikten sonra köye yerleşeceğim, benimle oraya gelip basma şalvar giymekten, bana çeşmeden su taşımaktan, tarlada çalışmaktan gocunmayacak, ben eve geldiğimi kapıda terliğimle beni karşılayacak, çamaşır suyu kokacak, temiz olacak……..sayıyor arkadaş. Genç kız arkadaşımız ne diyor biliyor musunuz? ‘’Tamam benim için problem yok, istediğin zor şeyler değil,yaparım’’ Arkadaşıma şaşkınlıkla bakıyorum katılarak gülüyor bana ve ‘’bunu da izle’’ diyor: Aynı erkek arkadaş programın başka bir bölümünde yine bir önceki gibi fiziği gayet yerinde olan aklı başında gibi gözüken bir bayan arkadaşla görüşüyor. Benzer şeyleri ona da söylüyor. Hatunun verdiği cevap: ‘’Ben zaten maço erkeklerden hoşlanırım. Her şeyi bilerek geldim. Sert duran erkekler daha cezp ediyor beni….’’ oluyor.  Dikkat ederseniz, kendi istek ve bilinciyle bu profildeki kişilerle birliktelik yaşayan bayanların çoğu sonradan şiddet gördüm diye şikayet eden kişiler oluyor. Arkadaşıma dönüp diyorum ki; ‘’Çok az şeyde yanılıyorum, bundan sıkıldım. Çünkü insanlar doğru görenle ve doğrusunu söyleyenle pek karşılaşmak istemiyor. Allahtan bu gerçekleri ortaya sunan başka kanallar var: Medya var, hayat var, zaman var. Zaman yalan söylemez’’ Gülüşüyoruz.

 -Değişmesini istediğim şeylerden biride oturmuş kötü şablonlar. Hayatımızda bazı şeyler kemikleşmiş şablonlar halinde yer alır. Birileri için tasvirler vardır ve gerçekten de onlar bu tasvirden dışarı çıkmazlar. Değişmek de istemezler. Bir taksici için, bir servis şöförü için, bir minibüscü arkadaş için bilinen ve değişmeyen vasıflar vardır. Bir minibüs şoförüne, açılan mahkemelerine gidemediğini anlatırken kulak misafiri oldunuz mu? Davalarını da çekinmeden anlattığına; kaza, kavga, trafik cezaları…..v.b  Mesela karikatür dergilerinde bir sürü karakter çizilir. Bunların yarısı hayatın içinden tiplemelerdir. Bu tiplemelerin verdiği cevaplar ve hareketler karikatürleri süsler ve biz onlara güleriz. Şahsen ben kendimi bir karikatürde görsem ve herkesin bana gülüyor olduğunu bilsem hemen kendime çeki düzen vermeye başlar değişime giderdim. Gerçek hayatta da bu insanların ısrarla kendini yontmama isteği bana hep ilginç gelmiştir. Herkesin aynı standartta, çizgide, adı herneyse olması mümkün değil tabi. Ancak kötü örnekler düzelebilir. O imajı üstlerinden kaldırmak isteyebilirler.

-Kötü hallerden gurur duyma ve acıdan beslenme de sıkca tercih ettiklerimizden. Bu da kafama takılır hep. Ben olsam anlatmam. Bu paylaşımları gereksiz buluyorum. Bir insan ‘’master’’ yapar yüksek okul bitirir gurur duyar anlarım ama ‘’tezeğin üzerinde uyumaktan’’ gurur duyanı anlamam. Git samanın üzerinde yat. Yatacak yer mi kalmadı. Artık ajitasyonlu kurgulanmış kahramanlık hikayelerine kimse inanmıyor. Olmayan başarı ve hayat mücadeleleri yaratmak, özellikle görsel medyada sıkca başvurulan bir yoldu. Eskiden tutuyordu: ‘’Aç kaldım’’ ‘’Bankta yattım’’ ‘’Benim ailem cahil, tarladan çıkmaz’’ ‘’Arabada doğdum’’ ‘’Biz anlamayık,biz şuralıyız’’ ‘’Lokanta camlarına ekmek banardık’’ v.b  Keza bu tür zorluklar yaşamış olsa bile insan bunları bir basamak olarak kullanması ve her zaman dilinin ucunda tutması bana pek doğru gelmiyor. ‘’Zor günlerdi’’ dersin geçersin. Sanatçının hesapta ‘’Halka yakın durma’’ diye bir taktiği vardır. Bu yapaydır. Bunu yıkan yegane şey; ‘’Sanatçıları yada ünlülerin evlerini gezen’’ tv programlarıdır.

-Yaşadığım yere,semte,şehire kendimi yabancı hissettiren ve hayatı zorlaştıran şahıslar iyice çoğaldı. Kalabalık çoğaldıkça sorunlar da çoğalır, kontrol ve paylaşım zorlaşır. Çehreler, tavırlar değişti. Her yerde gözüküyor olmaları da beni tedirgin ediyor. Bu insanlar daha önce yok muydu, nerelerdeydi, neden çoğaldı üzerinde uzunca konuşulabilir. En azından ben, aklıma gelen ilk örnekten; ‘’Gün içinde en az üç defa önüme çıkılıp para istenilmesinden’’ rahatsız oluyorum. Sanki refahım ele geçiriliyor. Tv’de haberlerin bir saat boyunca kötü ve kahır edici görüntülerle sürüp son üç dakikasının ‘’dünyadan komik görüntüler’’ başlığı altında hazmınızı kolaylaştıracak bir mide hapı formatıyla verilmesini yetersiz buluyorum.

-Kırk senelik yaşantımda toplum ailesinin bir ferdi olarak gördüm ki hatalarımızı hiçbir zaman kabul etmedik ve her şeyi biz biliyoruz sandık. Ve bir sonuç çıkarttık ki biz içimizde birbirimizden çok uzağız. Dünyada bizden uzak. Ezici, anlamsız bir rekabet içerisindeyiz. Sokakta yürürken bile insanlar birbirine saygı duymuyor. Tahammülümüzün, anlayışımızın ve sevgimizin cepte kalan bir kırıntı olmasından kaygılanmakta ve üzüntü duymaktayım.

 -Güvenebileceğimiz genç nesil yeterli değil. Zayıflar. Hayatı yanlış tanıyorlar ve aileler evlat yetiştirme konusunda çok önemli bir noktadalar… Bu kanaate varmamı sağlayan öyle çok örnek gördüm ki… Ayrıca bu konudaki yakınmaları da insanlardan dinlediğim de çok oldu. Kötü örneklerden, kimseyi mahçup etmek istemediğimden dolayı bahsetmeyeceğim.  Bu konu hakkında çok satırda doldurmayacağım. Kısaca; ‘’ *Hayat ikinci plana atabileceğimiz şeylere öncelik verecek kadar uzun değil. Kolayda değil… Bir gencin bunu anlaması için ailesini kaybetmesi gerekmemeli. *Vurdum duymaz olma gibi bir lüksümüz yok. Ülkemize,ailemize,topluma karşı sorumlu olduğumuz ve görmezden gelemeyeceğimiz noktalar var. *İlk önce kendinize saygı duymayı (kendinize yakışanı belirlemek) öğrenmek sonra da karşınızdakine saygı duymayı öğrenmek gerekiyor…’’


 



                                                                                                                               
www.burakkirmizituna.com 

 


  

              BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:




 


30 Mart 2016 Çarşamba

’’PÜRİTEN AHLAK’’ & ''MUTLU İNSANLAR NELERİ FARKLI YAPARLAR ''

 

Değerli doktorlarımızın insan psikolojisi hakkında açıklamalarda bulundukları iki güzel yazıyı paylaşmak istedim.
 
 
 
                  ’’PÜRİTEN AHLAK’’ SAHİBİ MİSİNİZ?
 Püritenler; baskı, ceza, korkutma, tehdit ve sindirme gibi unsurları uygulayarak, hayatlarını, doğru, adaletli, sevgi dolu yapmaya çalışırlar. Püritenler dar kafalıdırlar. Onlara göre kurallara uyanlar iyi, uymayanlar kötü insanlardır. Her şeyi siyah beyaz kodlarında algılarlar. Gri rengi kabul etmezler. Ahlaki erdemleri yaşamanın, bizzat bir ödül olduğunu düşünmezler. Her şeyi cennet ve cehennem ikilemi gibi katı ve esnek olmayan kalıplara oturturlar. Eğer suç ve günahkarlık söz konusuysa, kendilerini Tanrı’nın görevini yapma konumunda hissederler.

İddiacıdırlar, çalışmayı ve başarıyı çok severler.Tedbirli davranmak tutkularıdır. Her zaman doğru olanı yapmak isterler. Püriten kişiye göre hiçbir hata, önemsiz değildir. Beklentileri  daima yüksektir. Göğüslerine birkaç madalya eklemek diğer bir tutkularıdır. Büyük püritenler, küçük püritenleri madalya, makam ve rütbe ile çılgınca çalıştırırlar.

Bu püriten eğer baskın kültüre mensup biri ise, diğer kültürleri yok etmekten zevk alır. Bunların “Ya sev, ya terk et” tarzındaki şovenizmi sloganlaştırdıkları görülür.

Silahları; çok çalışmak, kurallara bağlılık, ayrıntılara önem vermek, hoşlanma duygusunu ertelemek, gerekirse başka yaşama bırakmaktır.

Kişiliklerini işleten en büyük mekanizma, yanlış bir şey yapmaktan ölesiye korkmalarıdır. Onlara göre hiçbir hata önemsiz değildir. Her şeyi sıfır hata  ile isterler. Sadece kendileri için değil, diğer insanlar içinde hissederler. Hatasız  bir ortamda olduklarına  inandıklarında  ancak kendilerini güvende hissederler.

Püriten kişi toplumdaki tatsız, can sıkıcı işleri başarı ile halleder. Bu kişi birinci adam olursa, vay onun yanında çalışanların haline demek gerekecektir. İkinci adam olurlarsa büyük  bir boşluğu doldururlar.

Püritenlerin kontrol duygusu;

Püritenler eğer yönetici iseler, başkalarının yaşamını kontrol ederek ancak kaygılarından kurtulabildikleri için, son derece yıpratıcı ve  yıkıcı olurlar. Obsessif kişiler bir insanın ne yaptığını ve nasıl yaptığını kontrol eder, onlarda mükemmeliyetçidir. Püriten kişi ise diğer insanların ruhunu kontrol etmek isterler. Başkalarının onu sevmek gibi bir zorunluluğu vardır. Kendisini sevmeyen insanı kolayca düşman kategorisine atabilir.

Sorumluluk sahibi, akıllı, çalışkan fakat katı, esnek olmayan yapıları nedeniyle kolayca öfkelenirler. Yakınlarına hayatı dar ederler. Doğru ve ateş gibi yakıcı eleştirileri vardır.

Kötü bir dünyada değeri bilinmemiş, başkalarının gevşekliği yüzünden bunalmış hayal kırıklığı içindeki  insanın  ruh hali ile hep kızgın ve gergindirler. Kontrolü kaybetme duygusu onların öfkesini çok artırır. Başkasını onayladıklarında veya evet dediklerinde hata yapabilecekleri korkusu içerisindedirler. Ne yapmanız gerektiğini size söyleme istekleri en büyük tutkularıdır.

 Prof. Dr. Nevzat Tarhan 

          Memory Center  Nöropsikiyatri Merkezi

 

 
      MUTLU İNSANLAR NELERİ FARKLI YAPARLAR ?

İllinois Üniversitesi’nden psikolog Ed Diener ve Virginia Üniversitesi’nden psikolog Shigehiro Oishi’nin 48 ülke kapsamında yürüttüğü çalışma sonuçlarına göre, mutluluk yaşamda bir anlam aramak, zengin olmak veya cennete gitmek gibi tercih edilen birçok kişisel hedefin önüne geçiyor. Mutluluk sadece kişinin kendini iyi hissetmesine yarayan birşey değil, kişiye sağlık açısından da iyi geliyor. Hem psikolojik açıdan, işyerinde motivasyon, daha iyi kazanç ve yaratıcılığı tetikleme gibi elle tutulmayan avantajlar getirdiği gibi, bağışıklık sistemini güçlendirdiği de çalışmalarla kanıtlanmış durumda. Çoğumuz için mutluluk birçok pozitif hissin yanında huzur, memnuniyet ve tatmin olarak özetlenebilir. Duygulara bağlı olduğundan ve kişiliklerin içine girmesinden dolayı, mutluluğun tasviri oldukça değişken olabiliyor. Ancak gerçek mutluluk güzel olayların gerçekleşmesiyle yükselen ve hızla kaybolan bir duygu değil. Bilakis gerçek mutluluk dopamin seviyelerinin yükselmesinden çok daha uzun süren sırf duygularla yönünü bulmayan beynin seçimleriyle şekillenen bir ruh hali.
Mutluluğun Sırrı Hayata Bakışta Gizli;
Mutlu olmaya aslında alışkanlıklarımız ve seçimlerimizi doğru yöneterek ulaşılabiliriz. İşteki davranışlarımız, arkadaşlarımız ve ailemizle olan ilişkilerimiz, hayatımız ile ilgili önemli kararlar, kendimizi iyi hissetmemiz açısından büyük rol oynamakta. Mutluluk üzerine yapılan son çalışmalara göre, kendimizi belirsizlik içinde, rahatsız hatta bir nebze suçlu hissettiğimiz anlar yaşamımızda en çok aklımızda kalan ve en çok keyif aldığımız zamanlarla iç içe. Omuzlarımıza ağırlıkları büyük yani…Bu saptamanın sonucunda, mutlu insanların alışkanlıkları kıran, rahatlarını bozmaya, riske girmeye çekinmeyen insanlar olduğunu görüyoruz. Olayları ve kişileri hazım edebilen insanlar olduğunu görüyoruz. Ama asla bu; bir yanlışı görmezden gelme olarak algılanmasın.
Bunu aşan insanlar konuşan, iletişim kurabilenler olarak karşımıza çıkıyorlar. Empati yaparak anlamaya çalışmak ve karşısındakine beraber yol alabilmek için bir fırsat tanımak, mutlu olmayı isteyen ve kendini suçlu hissetmek istemeyen insanların tercih ettikleri bir yol olarak gözüküyor.
Farklı şeyler denemeye ne kadar isteklisiniz? Bu son derece basit bir akşam yemeği kararı da olabilir, paraşütle uçaktan atlamak gibi bir macera da olabilir. Hayata renk katmak mutluluğun tadı tuzudur. Mutluluğu sürdürülebilir hale getirebilmek için hep sevdiğiniz şeyleri yapmak yerine farklı deneyimlere açık olmalısınız. Bu tür farklılıklara açık olma halinin altında merak yatmakta. 2007 yılında Todd Kashdan ve Colorado Devlet Üniversitesi psikologu Michael Steger 21 günlük bir çalışma yürüttüler. Bu süre zarfında katılımcılar günlük aktivitelerini kaydettiler ve çalışma sonunda en çok heyecan duydukları günlerin merak ettikleri şeylerin peşinden gittikleri günler olarak tanımladılar. Böyle zamanlarda merakları onları yeni şeyler öğrenmeye itmiş, öğrendikleri sonucunda karşısındakilere teşekkür etmeye ve çevrelerindekilere yardımcı olmaya kadar kendilerini yararlı hissettikleri işler yapmışlar.
Merak insana bilinmeyenin kapılarını aralar, bilinmeyeni çözme hissi ise, kişiye anlık mutluluklar getirir. Merakla çıkılan yollar kolay değildir, kimse bilinmeyenden haz etmez, bilmek ve önüne çıkanları kontrol edebilme isteği her insanın doğasında vardır.  Ancak ne kadar riske girip bilinmeyen yolu yürümeye başlarsanız, o kadar çok şey öğrenir, o kadar güçlü ve akıllı olursunuz. Her zorluk yeni bir deneyim yeni bir mutluluk kaynağı olacaktır. Bunu yanlış yorumlayıp sürekli kendinizi tehlikeye atın, bilinmeyene gidin diye düşünmemek gerekir. İnsan keyif aldığı şeyleri yapmaya devam etmeli ancak zaman zaman riskli gördüğü sonucunda kazanımlar ve kayıplar olabilecek farklı yolları da es geçmemelidir.
Mutlu insanlara yönelik standartlaşmış bir eleştiri; hayata gerçekçi bir yaklaşımlarının olmaması üzerinedir. Kötülüklerden, problemlerden, zorluklardan mümkün olduğunca uzak kalarak yaşamlarını sürdürürler. Memnun olan insan olaylara daha az eleştirel yaklaşır. Yabancılarla etkileşimlerinde son derece açıktır, karşısındakine şüpheyle yaklaşmadığı gibi, hızla güven duyar. Dolayısıyla, mutlu insanlar aldatılmaya, dolandırılmaya daha açıktır.
Mutsuz insanlar; örneğin depresyondaki insanlar da, tam aksine detaylara çok önem verir. Örneğin, karşısındaki insanın ruh halindeki en ufak değişiklik, konuşma sırasında onaylama veya reddi işaret eden en ufak bir mimik, asla gözlerinden kaçmaz. Çevresindeki insanların ruh halinin analizini depresif insan mutlu insandan çok daha etkili bir şekilde yapar. Ancak, detaylara çok fazla takılmak da insanı çok yorar, yıpratır, doğal hareket alanını daraltır. Herşeyin azı karar, çoğu zarar sözünden yola çıkarak tamamen mutlu ve hayattan tatmin olmanın da kişinin kendini daha ilerilere taşımasında engelleyici olabileceğini vurgular çalışmalar. Psikolog Oishi ve arkadaşlarının çalışmasında gerek okul gerekse iş hayatında mutluluk endeksinde 10 üzerinden 9 puan alan kişilerin daha az puan alan kişilere göre performansları konusunda daha az hırslı olduğu kaydedilmiştir. Mutlu insanlar çoğu konuda tatmin olduklarından daha fazlasını istemezler ya da bu uğurda daha fazla çabalama gereğini görmezler.
Kötü gün dostu olmak deyimini hepimiz duymuşuzdur. Herşey kötü gittiğinde, iflas ettiğinde, işinizden atıldığında veya evliliği bittiğinde arkadaşınızın yanında olmak. Yakın zamanda yayınlanan bir Gallup Dünya Anketi’nde, mutluluğun en önemli göstergesinin kötü zamanlarda destek için aranabilecek bir yakın arkadaş olduğu belirtilmiş.
Evet, böyle zamanlarda destek çok önemlidir. Ancak aynı destek ya da daha doğru ifade etmek gerekirse, beraber kutlama ihtiyacı iyi günlerde ortaya çıkar. Arkadaşının mutluluğunu veya başarısını onu kıskanmadan, gıpta etmeden paylaşmak belki kötü günde yanında olmaktan daha da önemlidir. Kişiye gerçekten değer verdiğini o zaman gösterirsin.  Kaliforniya Üniversitesi Santa Barbara’ya mensup psikolog Shelly Gable romantik ilişkilerde de partnerlerin birbirlerinin profesyonel başarılarına gösterdikleri olumlu tepkileri ilişkiyi güçlendirdiği, başarıya ilgisizliğin ise ilişkiyi sonlandıran faktörlerin başında geldiği gözlemleniyor. Bir arkadaşınızla başarınızı paylaşmayı neden istersiniz? Başarılar kutlandıkça daha gerçek ve kalıcı hale gelir, bir haber olmanın ötesine geçer ve bir deneyime dönüşür. Asla iki dost arasında ego olamaz, olursa dostluk olmaz. Psikolojik açıdan sağlıklı insanlar her duygu için bir zaman olduğunun bilincindedir. Negatif duyguları yok saymak yerine, bu duygularıyla yüzleşmeyi seçerler. Örneğin, bir meslektaşlarının başarısını çekemiyorlarsa, onun her toplantıda söz aldıktan sonra patronun övgülü sözlerini dinlemekten sıkıldılarsa yada bir eseri biri icra ediyorken izleyen devamlı kötülüyorsa, nedenini kendi içinde aramalılar: Neden böyle durumlarda kendimi kötü hissediyorum? İşe katkı sağlayacak fikirlerimi ben neden dile getirmiyorum? Yaklaşımımı nasıl değiştirebilirim? diye kendilerine sormalılar. Bir insanın, bir insandan yada bir durumdan neden rahatsız olduğunu çözebilmesi ilk önce kendisini sonra karşısındakini hem sağlık açısından hem de sosyal açıdan hafifletip rahatlatacaktır.
Olumlu insanlar negatif duygulardan kaçmazlar. Hayatın hayalkırıklıklarıyla dolu olacağının bilincindedirler, bu tür duygularla yüzleşmeye hazırdırlar. Olumlu ve olumsuz olaylarla ilgili benimsedikleri yaklaşıma göre, zihinsel bir esneklik gösterirler. Örneğin, sevdikleri bir arkadaşlarının başarısını kıskanmak ve kendini yiyip bitirmek yerine, hislerinin nedenlerinin üstünde dururlar. Arkadaşlarına destek oldukları gibi kendi iç dünyalarını gözlemleyerek neleri değiştirebileceklerine odaklanırlar.
Hayatta olma amacınızın farkındaysanız ne mutlu size. Ancak unutmayın ki bu, kendinize ufak ödüller vermenizin önüne geçmemeli. Hedeflerinize kilitlenmeyi bir kenara bırakmadan da, kendinize zaman ayırabilirsiniz. Zaman zaman uzun banyolar yapmak, masaja gitmek, birkaç arkadaşla iş çıkışı içki içmek…
Hayat sadece yapılacaklar ve katı hedeflerden ibaret olmamalı ancak insanın kendini şımartması da belli sınırlarla limitlenmeli. Eğer sadece sevdiğiniz aktivitelerle hayatınızı doldurursanız, o aktivitelerin keyfini tam anlamıyla çıkamazsınız, gündelik uğraşlar haline getirirsiniz. Örneğin, sıkı bir iş yaşamının ortasında kendinize bir saat ayırıp alışveriş yapmanız tüm gün vitrin bakmaktan daha büyük keyif verecektir.
 
 
 
 
 
  


BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:
 


12 Şubat 2016 Cuma

ZAMANIM YOK




‘’Zamanım’’ yok… Cebimde en az olan şeyim ‘’zamanım’’. Matarada kalan iki damla su kadar önemli ‘’zamanım’’. Kendime ve değerlilerime yatırım yapmama olanak sağlayan, paylaşımını adaletli yapmamın gerektiği ‘’zamanım’’.


Zamanım yok; zamanımı çalanla. İşi düştüğümü konuşanla, arayanla…

Sıkıntılarını beni yıpratarak üstümden atmak isteyenle paylaşacak zamanım yok.

Pof pof’lanmayı bekleyenle; hep kendini dinletenle geçirecek zamanım yok.

Egosuyla çirkinleşenle, bilmişleşene ayıracak zamanım yok.

Zamanım görmüyor bunları. Onun gözüne sokamıyorlar kendilerini.

Çünkü onları görecek gözü yok zamanımın.

Zamanını benim zamanımla çıkar ilişkisine sokacak bir flört olmadı, olmayacak hayatımda.

Aşkı paraya, görselliğe, mantık ilişkilerine bulayan yalancılara verecek zamanım yok.

 ‘’Seni Seviyorum’’dan bir gece sonra başkasının kollarına gidenle işim de yok.
Başkalarının duygularını en sevdiği oyuncağı yapana da bir saniye ayıracak zamanım yok.
Bir vicdansızla, işine geldiği gibi yan çizenle aynı yolda yürüme ihtimalim yok.
Bilgisini, tecrübesini ukalalıkla ifade edenle, toplum içinde bir insanı utandırana zamanım yok. Sevmek istemeyenle, sevmeyi denemeyenle, anlayışsız bir insanı anlamak isteyebileceğim bir zamanım yok.
Engelli bir insanı sokakta görmezden gelen vicdansız biri de zamanımı alamaz.
Her şeyi karşısındakinden bekleyenle, güzel bir amaç için bir adım bana gelmeyene gidecek zamanım yok.
Hastalıklı kafalarla, kendi görüşlerini diretip kabul ettirmek isteyenlerle, karşısındakine saygısı olmayanla  paylaşacak bir zamanım yok.
Özgürlüklere, kanuna, kurala, nizama uymayanı, huzursuzluk çıkaranı kabullenebilecek bir zamanım yok.
Aç olana kafa çevirenle, hasta olana dua etmeyenle bu dünyada beraber geçirecek zamanım yok.

Parayla görmemişlik yapanla, insan ezenle buluşacak bir zamanım yok.
Dedikodu yapanla, insanları birbirine düşüren karakterlerle bir karede olma ihtimalim ve zamanım yok.
Beni tanımak,görmek istemeyene tanışmak için hayatımdan ayırabileceğim bir zamanım yok.

Beni kendisine yakın görmeyen, beni kendisine uzak ve de ters gören biri de benim için zamanını boşa harcamamalı, benim zamanımı da çalmamalı bence…

 Zamanımın ve hayatımın benim için ne kadar değerli olduğunu ve kimlerle paylaşmak istediğimi umarım sizlere açıklayabilmişimdir.

Ne kadar zamanım varsa, en doğru şekilde, en çok hak edenlerle paylaşma şevkim ve başarım devam etmekte. Hayatın gerçek saflığının, güzelliğinin ve anlamının nasıl bir şey olduğunu yukarıda saydıklarıma ‘’zaman’’ ayıranlar bilmekteler. Bu gerçek insanlık vasfına ve hümaniteye erişmiş olanlar hayatınızda bir kişi bile olsa, bin kişiye bedeller ve bir çok şeyi yoluna sokma zihniyetine fazlasıyla sahipler inanın…

Etrafınızın kalabalık olması, sizin  yalnız olmadığınız ve başarılı olduğunuz anlamını taşımıyor unutmayın. Hayatımda az görülen özel insanların bulunması ve onların çoğalması inanın benim için gerçek başarıdır. Bu iyi bir hayatı, insana yakışır bir hayatı özel insanlarla  sürdermeyi  kazanabilmiş olmanın başarısıdır. Zamanınızı bölüştürdüğünüz ‘’Seçimlerinize’’ dikkat etmeniz dileğiyle.
 
 

                                                                                                                                      
 

                                                                                                      www.burakkirmizituna.com 
 
  


BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:
 
 
 

23 Aralık 2015 Çarşamba

YORDU AMA ÖLDÜRMEDİ. ÖYLEYSE HALA BİR UMUT OLMALI.


Yeni sayfaları açmak için hazırlanırken hep birini geçmişe ekleyerek geçmişle vedalaşırım. Kimiside beni geçmişe ekleyerek geçmişiyle vedalaşır. Keşke geride bırakmamak, bırakılmamak mümkün olsa. Bütün merakım ve sabırsızlığımla geleceğe konsantre olmaya başladığım şu günlerde geçmişe bir nokta koyma amaçlı bir kaç bir şeyler söylemek istiyorum.
 
İnsan içinden gelen sesi dinlemeliymiş. Ben, dinlemedim. Kaybetmelerim de bundan, kaybetmeye devam ediyor olmam da. ‘’Keşke içimden gelen o sesi dinleseydim…’’ demiyorum. Ama dinleseydim, her şey farklı olurdu, biliyorum.

Zaman, hep bana yanlış insanları getirdi. Onların eksiklerini, kendimle tamamladım. Kimisi bunun farkına vardı, kimisi ise varamadı. Bazı yollar benim için doğru olmasa da, o yürümeyi göze aldım. Çünkü biliyordum ki; yanlış insanlarla beklemek, yanlış yolda yürümekten daha çok yorar ve hazırlıksız yakalar insanı. Bir fırsat daha verirken olmadık darbeler almaya devam edebilirsiniz. Yorulmayı kabullenemedim. Bir süre sonra, hayatımda yer verdiğim insanlar, beni hayatlarında istemediler. Gittiler. Ama gitmiş olmaları değil, kendilerini eksiksiz görmeleri benim için büyük eksiklikti. Yine de boşa vakit harcadığımı hiç düşünmedim. Benim zamanıma boş gelip dolu gitmelerine sevindim. Kimisine acıyı paylaşmayı öğrettim, kimisine ise mutlu olmadan da yaşanabileceğini. Ezbere yaşamaktan soğuttum onları. Düştüler, tekrar kaldırdım. Ağladılar, gözlerini kendi sevinçlerimle sildim. Görmediklerini, göremediklerini gördüler. Yine de güzel olan ne varsa, benimle paylaşmadılar. Güldüler, ben ancak tebessümlerine yetişebildim. Ben her şeyin en iyisini verdikçe, daha iyisi olabilir düşüncesi belirdi kafalarında. Yorgun düşürdü bu beni ama öldürmedi. Ölüp ölüp diriltti yani yeniden aşık oldurup oldurup yeniden mağlup etti.
Ta ki galip gelene kadar aşkı aramaya devam etmek... Hem bir insan içgüdüsüyle, hem bir hümanistlikle gerçek aşkı bulabilmek için macera macera dolaşmak.
Evet yaptığım buydu, yapacağım da bu olmalıydı.

                                                                                                                   www.burakkirmizituna.com    



 


 
BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:

http://www.songaz.com/videosearch.asp?search=burak%20k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna
http://www.youtube.com/watch?v=Isvar68uOn8
 

 


17 Aralık 2015 Perşembe

Sen Gidince


 
 




BÖLÜM: 1


‘’Aşk yok etmektir’’ demişti kapıdan çıkarken, ‘’Aşık olmasaydım gitmezdim’’

Ahşap kapı usulca kapandı, ardından tok bir ses çıktı, gölgesi salona düştü kapının altındaki boşluktan sızıp. Balıklardan birinin akvaryum motorunun üstünde ters döndüğünü fark ettim, ölüm ne kolaydı. Gidişiyle aynı saniyeye denk düşmüştü ölümü. Kimbilir bambaşka yerlerde bu gidişe neler eşlik etmişti.

Ölüm ne kolaydı. Hayat ne tuhaftı. Bizler, en sevdiklerini elleriyle toprağa koyan ya da koyacak olan bizler, bir insanın küçük bir çantayı alıp, ahşap bir kapıyı açıp gidişiyle ne kolay sarsılıyorduk,yıkılıyorduk.

Bu düşüncelerle geldim kendime. O balık kaç gündür orada salınıyordu, bunu düşündüm. Diğer balıklar bundan psikolojik olarak etkilenmiş olabilir miydi, bu nasıl bilinebilirdi, bu gibi şeylere kafa yordum.

Onun gidişinin acısı yavaş yavaş hafifliyor olacak ki; balığın üzerine sifonu çektikten sonra dedim ki kendime; ‘’belki artık daha mutlu olur, belki artık daha mutlu olurum’’ Pencereden salona ışık vuruyormuş, güzel bir ışık. Dışarısı da sıcaktı. Çıkıp sahilde bir mekanda oturup bir iki bira içebilirdim. Belkide hayatımı değiştirecek bir şeyler bekliyordu beni dışarıda.

Aşk yok etmek midir bilmiyorum ama yoku aşk edemiyormuşsun, onu anladım. Ama aşk acısı edebiliyormuşsun… O acı (yara) da zamana yenik düşüp geçip gidiyor.

Kapıyı açtım, dışarı çıktım.

 

BÖLÜM: 2

Artık kimsenin görmediği, kimsenin duymadığı biriydim, sessizlikten ibarettim. Bir kişi, sadece bir kişi görmüyor diye ‘’yok’’ olabilir çünkü.

Bir kişi duymuyor diye lal olabilir dili insanın.

 Başkalarınca görülmenin ya da duyulmanın önemini yitirdiği anlar  vardır. Umurda olunulmadığı anlar. O, duyularıyla redederken seni, sen bütün bir dünyayı yok sayarsın.

Böyledir.

O, seni; Sen dünyayı….

Bazen hayat sadece O’ndan ibarettir.

 O gider ve hayat biter. Yok saydığın dünya da sona erer.

 

BÖLÜM: 3

Geçmişte bana ait olan kalpleri biriktirmişim kendimde. Duygusallaştıkça aralarından birini seçiyorum ve o anı öylece tüketiyorum. Gülümsediğim anılara, hele bir de canımı yakmışsa, gözyaşımı da ekleyerek tüketiyorum.

İçlerinde bir tek seni bulamadım.

Sen neden onlar ile bir arada değilsin?

Sanırım ben en çok seni sevmişim. Ve sanırım, hala senden vazgeçemediğimi fark ettim. Lütfen kimse kızmasın, ondan daha çok beni sevecek birisi, her şeyden önce onun gibi beni bırakıp gitmeyecek birisi hayatıma girene kadar o benim ne yazık ki vazgeçilmezim olarak kalacak. Bütün yanlışlarına rağmen…Bu yüzden de içlerinde yer almayan senin aşkını bulamadım.

Sırf bu yüzden senden bana kalan bu aşk için teşekkür ederim.

 

BÖLÜM: 4

Hani sen bana ‘’Seni gördüğümde hiçbir şey hissetmedim.’’ Dedin ya.

Yalan söyledin.

İlk defa yalanını sevdim.

Gurur taşıyanlardanım ya, sana ‘’ben de’’ dedim.

Bu yüzden ilk defa kendime olan güvenimi yitirdim. Bu yalan bizi avutur sayıp vedalaştık sevgilim. Ama sen ve ben güzel sevdik birbirimizi.

 

  BÖLÜM: 5
Aşk hakkında öyle deneyimler kazanıyor ki insan, ilk anda bir kadının suratına bakınca bir diğerinden farkı yok sanıyor. İşte bu anda da o hayat tecrübeleri devreye giriyor. Pirincin içinden taşları ayıklamak gibi. Bul bulabilirsen; ayıkla pirincin taşını. Ama artık üretim öyle kötü ki (ailelerin yetiştiremediklerinden bahsediyorum). Hiç pilav göresim gelmiyor. Yeni nesil hatunların, ailelerinin ve çevrelerindeki ağzı açık ayran budalası gibi dolaşan erkek tayfasının dolduruşlarıyla  girdikleri havalarda nefes almam zorlaşıyor. Zamanla onlar büyüdükçe sorunları da büyüyor. Ve sorunlular, sorunlu insanlar yetiştirmekte kusursuzlaşıyor. Zincir uzuyor, uzuyor. Etrafa mutuzluk saçan insanlar çoğalıyor. Güvensiz, aşka inançsız… Sosyal yaşamlarda ve ikili ilişkilerdeki başarısızlık ‘’Aşk’’ın adını kötüye çıkarıyor. ‘’Aşk’’ yalan ‘’Sevgi’’ yok deniyor falan… Esasında duygusal ilişkilerde yaşanan hüsranlar ‘’kadın’’ kaynaklı değil ‘’insan’’ kaynaklı olarak karşımıza çıkıyor. Ancak aşk mevzusu iki farklı cins arasında yaşandığı için yorumlar ve yanlışlar  cinsiyete göre yapılıyor,değerlendiriliyor.

Bir aşk bitiyor,acısı çekiliyor. İnsanın tabiatı bu, dönüyor dolaşıyor kalp ve beyin yine karşı cinsle meşgul olmaya başlıyor. Fakat yine doğru sandığı yanlış çıkıyor. Etrafta yanlış çok olunca yanlış yapmak da kaçınılmaz oluyor elbette.  Hatta üç yanlış bir doğruyu götürüyor ya (onun da beynini yıkıyorlar,kalbini katılaştırıyorlar.) doğru kalmıyor. Koluna girip götürüyorlar. Doğru gidiyor.

Olan bir adama oldu şimdi ondan bahsedelim. Tabi bu o ender bulunan kadınlardan birinin de başına gelebilir.  Karamsarlık ve mutsuzluk ve de vazgeçiş sarmaya başlıyor adamın beyninin sol tarafını. Sonra halsiz ve ümitsiz bırakıyor onu. Sonra felç kalıyor. Hep bir yanı eksik, hep bir şeyler eksik… Neden mi? Karşısındaki insanı sevdi diye, Ona iyi davrandi diye, Onu mutlu etmeye çalıştı diye, Ona güzel sözler söyledi diye, Onunla gülmek istedi,onunla güne uyanmak istedi diye, Onu el üstünde tuttu diye…Nasıl? Güzel değil mi? Hak etmiş adam ayrılığı. Kadında hak ettiğini vermiş ona. Ağlamayı, yalnız kalmayı, kandırılmayı hak etmiş. Bir kadının tiyatrosunda oynatılmış sonra da kovulmuş.Bu durumlarda en zararlısı da nedir biliyor musunuz: böyle bir insana hala aşık olmak, tutkulu kalmak. Onun en derinde yarattığı aşk acısını çekmeye mecbur bırakılmak. Kopamamak. Unutamamak.

Offff ne kadar klasik değil mi? Bunlar herkese oluyor…Alışıksınız bunlara…Sizin için düzen bu, hayat bu…

Uyanın be! Hayatın içine eden sizsiniz, kendiniz. Her şeyi kendi ellerinizle berbat eden sizsiniz. Kendinizi koyduğunuz ulaşılmazlık noktasından kaç kişiyi daha aşağı tekrar tekrar bırakacaksınız. Vardığınız sağlıksız, hiçbir nedene dayanmayan sonuçlarla kaç kişiyi daha kendiniz gibi mutsuz edeceksiniz. Hiçbir nedene, hiçbir şeyin arkasına sığınamazsınız çünkü aşk şeffaftır. Onun için iyi-kötü ne yaparsanız ortaya yansır. Aşk nettir. Paranın, birbirimize ısınamadıkların, sevgimiz ve saygımız eskisi gibi değillerin,….v.b…v.b …v.b  hiç bir şeyi bahane etmeyin. Bir zamanlar aşk’la adlandırdığınız insanı böyle kötüleyerek, bir zamanlar kendinizi ve karşınızdakini kandırdığınızın ispatını yapmış olursunuz esasında… Bir kimse size kötü söz söylemiyorsa, yalan söylemiyorsa, sizinle kavga etmiyor, şiddet uygulamıyorsa, şevkatli ve iyi bir insansa hangi sebep kolay vazgeçişlere geçerli bir cevap olabilir.

Adam soruyor bak:  ‘’Peki  sen neden gittin sevgilim? Neden beter birini bana tercih ettin. Seni başkalarına doğru itecek ne yaptım?’’

Kadın duyuyor bak:  Bir şey diyemeden arkasını dönüp gidiyor.

 

BÖLÜM: 6  FİNAL

Bir elmanın değil bir günahın iki yarısıydık biz, gün’ü sendin, ah’ı ben, birleşemedik. Ne bir günah olabildik ne bir gün, ah diyebildik. Uzaklardan bakıp birbirimize iç çektik, olmayanla yetindik. Şimdi sen hiç gelmeyecek güzel günlere olan inancım, doğmayacak çocuklarımın annesi, yazılmamış bir romanın hiç görünmeyen karakterisin. Sen, olmayacak dualarımın en derinden gelen amin’isin. Yazarak sileceğim seni, yaşayarak yok edeceğim.Biteceksin…




 

 

 


BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA: