Sayfa Görüntüleme Sayısı

23 Aralık 2015 Çarşamba

YORDU AMA ÖLDÜRMEDİ. ÖYLEYSE HALA BİR UMUT OLMALI.


Yeni sayfaları açmak için hazırlanırken hep birini geçmişe ekleyerek geçmişle vedalaşırım. Kimiside beni geçmişe ekleyerek geçmişiyle vedalaşır. Keşke geride bırakmamak, bırakılmamak mümkün olsa. Bütün merakım ve sabırsızlığımla geleceğe konsantre olmaya başladığım şu günlerde geçmişe bir nokta koyma amaçlı bir kaç bir şeyler söylemek istiyorum.
 
İnsan içinden gelen sesi dinlemeliymiş. Ben, dinlemedim. Kaybetmelerim de bundan, kaybetmeye devam ediyor olmam da. ‘’Keşke içimden gelen o sesi dinleseydim…’’ demiyorum. Ama dinleseydim, her şey farklı olurdu, biliyorum.

Zaman, hep bana yanlış insanları getirdi. Onların eksiklerini, kendimle tamamladım. Kimisi bunun farkına vardı, kimisi ise varamadı. Bazı yollar benim için doğru olmasa da, o yürümeyi göze aldım. Çünkü biliyordum ki; yanlış insanlarla beklemek, yanlış yolda yürümekten daha çok yorar ve hazırlıksız yakalar insanı. Bir fırsat daha verirken olmadık darbeler almaya devam edebilirsiniz. Yorulmayı kabullenemedim. Bir süre sonra, hayatımda yer verdiğim insanlar, beni hayatlarında istemediler. Gittiler. Ama gitmiş olmaları değil, kendilerini eksiksiz görmeleri benim için büyük eksiklikti. Yine de boşa vakit harcadığımı hiç düşünmedim. Benim zamanıma boş gelip dolu gitmelerine sevindim. Kimisine acıyı paylaşmayı öğrettim, kimisine ise mutlu olmadan da yaşanabileceğini. Ezbere yaşamaktan soğuttum onları. Düştüler, tekrar kaldırdım. Ağladılar, gözlerini kendi sevinçlerimle sildim. Görmediklerini, göremediklerini gördüler. Yine de güzel olan ne varsa, benimle paylaşmadılar. Güldüler, ben ancak tebessümlerine yetişebildim. Ben her şeyin en iyisini verdikçe, daha iyisi olabilir düşüncesi belirdi kafalarında. Yorgun düşürdü bu beni ama öldürmedi. Ölüp ölüp diriltti yani yeniden aşık oldurup oldurup yeniden mağlup etti.
Ta ki galip gelene kadar aşkı aramaya devam etmek... Hem bir insan içgüdüsüyle, hem bir hümanistlikle gerçek aşkı bulabilmek için macera macera dolaşmak.
Evet yaptığım buydu, yapacağım da bu olmalıydı.

                                                                                                                   www.burakkirmizituna.com    



 


 
BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:

http://www.songaz.com/videosearch.asp?search=burak%20k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna
http://www.youtube.com/watch?v=Isvar68uOn8
 

 


17 Aralık 2015 Perşembe

Sen Gidince


 
 




BÖLÜM: 1


‘’Aşk yok etmektir’’ demişti kapıdan çıkarken, ‘’Aşık olmasaydım gitmezdim’’

Ahşap kapı usulca kapandı, ardından tok bir ses çıktı, gölgesi salona düştü kapının altındaki boşluktan sızıp. Balıklardan birinin akvaryum motorunun üstünde ters döndüğünü fark ettim, ölüm ne kolaydı. Gidişiyle aynı saniyeye denk düşmüştü ölümü. Kimbilir bambaşka yerlerde bu gidişe neler eşlik etmişti.

Ölüm ne kolaydı. Hayat ne tuhaftı. Bizler, en sevdiklerini elleriyle toprağa koyan ya da koyacak olan bizler, bir insanın küçük bir çantayı alıp, ahşap bir kapıyı açıp gidişiyle ne kolay sarsılıyorduk,yıkılıyorduk.

Bu düşüncelerle geldim kendime. O balık kaç gündür orada salınıyordu, bunu düşündüm. Diğer balıklar bundan psikolojik olarak etkilenmiş olabilir miydi, bu nasıl bilinebilirdi, bu gibi şeylere kafa yordum.

Onun gidişinin acısı yavaş yavaş hafifliyor olacak ki; balığın üzerine sifonu çektikten sonra dedim ki kendime; ‘’belki artık daha mutlu olur, belki artık daha mutlu olurum’’ Pencereden salona ışık vuruyormuş, güzel bir ışık. Dışarısı da sıcaktı. Çıkıp sahilde bir mekanda oturup bir iki bira içebilirdim. Belkide hayatımı değiştirecek bir şeyler bekliyordu beni dışarıda.

Aşk yok etmek midir bilmiyorum ama yoku aşk edemiyormuşsun, onu anladım. Ama aşk acısı edebiliyormuşsun… O acı (yara) da zamana yenik düşüp geçip gidiyor.

Kapıyı açtım, dışarı çıktım.

 

BÖLÜM: 2

Artık kimsenin görmediği, kimsenin duymadığı biriydim, sessizlikten ibarettim. Bir kişi, sadece bir kişi görmüyor diye ‘’yok’’ olabilir çünkü.

Bir kişi duymuyor diye lal olabilir dili insanın.

 Başkalarınca görülmenin ya da duyulmanın önemini yitirdiği anlar  vardır. Umurda olunulmadığı anlar. O, duyularıyla redederken seni, sen bütün bir dünyayı yok sayarsın.

Böyledir.

O, seni; Sen dünyayı….

Bazen hayat sadece O’ndan ibarettir.

 O gider ve hayat biter. Yok saydığın dünya da sona erer.

 

BÖLÜM: 3

Geçmişte bana ait olan kalpleri biriktirmişim kendimde. Duygusallaştıkça aralarından birini seçiyorum ve o anı öylece tüketiyorum. Gülümsediğim anılara, hele bir de canımı yakmışsa, gözyaşımı da ekleyerek tüketiyorum.

İçlerinde bir tek seni bulamadım.

Sen neden onlar ile bir arada değilsin?

Sanırım ben en çok seni sevmişim. Ve sanırım, hala senden vazgeçemediğimi fark ettim. Lütfen kimse kızmasın, ondan daha çok beni sevecek birisi, her şeyden önce onun gibi beni bırakıp gitmeyecek birisi hayatıma girene kadar o benim ne yazık ki vazgeçilmezim olarak kalacak. Bütün yanlışlarına rağmen…Bu yüzden de içlerinde yer almayan senin aşkını bulamadım.

Sırf bu yüzden senden bana kalan bu aşk için teşekkür ederim.

 

BÖLÜM: 4

Hani sen bana ‘’Seni gördüğümde hiçbir şey hissetmedim.’’ Dedin ya.

Yalan söyledin.

İlk defa yalanını sevdim.

Gurur taşıyanlardanım ya, sana ‘’ben de’’ dedim.

Bu yüzden ilk defa kendime olan güvenimi yitirdim. Bu yalan bizi avutur sayıp vedalaştık sevgilim. Ama sen ve ben güzel sevdik birbirimizi.

 

  BÖLÜM: 5
Aşk hakkında öyle deneyimler kazanıyor ki insan, ilk anda bir kadının suratına bakınca bir diğerinden farkı yok sanıyor. İşte bu anda da o hayat tecrübeleri devreye giriyor. Pirincin içinden taşları ayıklamak gibi. Bul bulabilirsen; ayıkla pirincin taşını. Ama artık üretim öyle kötü ki (ailelerin yetiştiremediklerinden bahsediyorum). Hiç pilav göresim gelmiyor. Yeni nesil hatunların, ailelerinin ve çevrelerindeki ağzı açık ayran budalası gibi dolaşan erkek tayfasının dolduruşlarıyla  girdikleri havalarda nefes almam zorlaşıyor. Zamanla onlar büyüdükçe sorunları da büyüyor. Ve sorunlular, sorunlu insanlar yetiştirmekte kusursuzlaşıyor. Zincir uzuyor, uzuyor. Etrafa mutuzluk saçan insanlar çoğalıyor. Güvensiz, aşka inançsız… Sosyal yaşamlarda ve ikili ilişkilerdeki başarısızlık ‘’Aşk’’ın adını kötüye çıkarıyor. ‘’Aşk’’ yalan ‘’Sevgi’’ yok deniyor falan… Esasında duygusal ilişkilerde yaşanan hüsranlar ‘’kadın’’ kaynaklı değil ‘’insan’’ kaynaklı olarak karşımıza çıkıyor. Ancak aşk mevzusu iki farklı cins arasında yaşandığı için yorumlar ve yanlışlar  cinsiyete göre yapılıyor,değerlendiriliyor.

Bir aşk bitiyor,acısı çekiliyor. İnsanın tabiatı bu, dönüyor dolaşıyor kalp ve beyin yine karşı cinsle meşgul olmaya başlıyor. Fakat yine doğru sandığı yanlış çıkıyor. Etrafta yanlış çok olunca yanlış yapmak da kaçınılmaz oluyor elbette.  Hatta üç yanlış bir doğruyu götürüyor ya (onun da beynini yıkıyorlar,kalbini katılaştırıyorlar.) doğru kalmıyor. Koluna girip götürüyorlar. Doğru gidiyor.

Olan bir adama oldu şimdi ondan bahsedelim. Tabi bu o ender bulunan kadınlardan birinin de başına gelebilir.  Karamsarlık ve mutsuzluk ve de vazgeçiş sarmaya başlıyor adamın beyninin sol tarafını. Sonra halsiz ve ümitsiz bırakıyor onu. Sonra felç kalıyor. Hep bir yanı eksik, hep bir şeyler eksik… Neden mi? Karşısındaki insanı sevdi diye, Ona iyi davrandi diye, Onu mutlu etmeye çalıştı diye, Ona güzel sözler söyledi diye, Onunla gülmek istedi,onunla güne uyanmak istedi diye, Onu el üstünde tuttu diye…Nasıl? Güzel değil mi? Hak etmiş adam ayrılığı. Kadında hak ettiğini vermiş ona. Ağlamayı, yalnız kalmayı, kandırılmayı hak etmiş. Bir kadının tiyatrosunda oynatılmış sonra da kovulmuş.Bu durumlarda en zararlısı da nedir biliyor musunuz: böyle bir insana hala aşık olmak, tutkulu kalmak. Onun en derinde yarattığı aşk acısını çekmeye mecbur bırakılmak. Kopamamak. Unutamamak.

Offff ne kadar klasik değil mi? Bunlar herkese oluyor…Alışıksınız bunlara…Sizin için düzen bu, hayat bu…

Uyanın be! Hayatın içine eden sizsiniz, kendiniz. Her şeyi kendi ellerinizle berbat eden sizsiniz. Kendinizi koyduğunuz ulaşılmazlık noktasından kaç kişiyi daha aşağı tekrar tekrar bırakacaksınız. Vardığınız sağlıksız, hiçbir nedene dayanmayan sonuçlarla kaç kişiyi daha kendiniz gibi mutsuz edeceksiniz. Hiçbir nedene, hiçbir şeyin arkasına sığınamazsınız çünkü aşk şeffaftır. Onun için iyi-kötü ne yaparsanız ortaya yansır. Aşk nettir. Paranın, birbirimize ısınamadıkların, sevgimiz ve saygımız eskisi gibi değillerin,….v.b…v.b …v.b  hiç bir şeyi bahane etmeyin. Bir zamanlar aşk’la adlandırdığınız insanı böyle kötüleyerek, bir zamanlar kendinizi ve karşınızdakini kandırdığınızın ispatını yapmış olursunuz esasında… Bir kimse size kötü söz söylemiyorsa, yalan söylemiyorsa, sizinle kavga etmiyor, şiddet uygulamıyorsa, şevkatli ve iyi bir insansa hangi sebep kolay vazgeçişlere geçerli bir cevap olabilir.

Adam soruyor bak:  ‘’Peki  sen neden gittin sevgilim? Neden beter birini bana tercih ettin. Seni başkalarına doğru itecek ne yaptım?’’

Kadın duyuyor bak:  Bir şey diyemeden arkasını dönüp gidiyor.

 

BÖLÜM: 6  FİNAL

Bir elmanın değil bir günahın iki yarısıydık biz, gün’ü sendin, ah’ı ben, birleşemedik. Ne bir günah olabildik ne bir gün, ah diyebildik. Uzaklardan bakıp birbirimize iç çektik, olmayanla yetindik. Şimdi sen hiç gelmeyecek güzel günlere olan inancım, doğmayacak çocuklarımın annesi, yazılmamış bir romanın hiç görünmeyen karakterisin. Sen, olmayacak dualarımın en derinden gelen amin’isin. Yazarak sileceğim seni, yaşayarak yok edeceğim.Biteceksin…




 

 

 


BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:


 

 

19 Temmuz 2015 Pazar

BENCE

 
 
 
 
 
İlgilenenler için bu gün ki blog yazımı bana sıkça sorulan soruların başlıklarına verdiğim cevaplara ayırdım.
SİYASET
Kimileri siyasetsiz yaşam olmaz dese de, ben olabildiğini kendi hayatında görenlerdenim. Siyaset’in neler getirdiğini aşağı-yukarı herkes bilir. Neler götürdüğünü de… Ben siyaset’e sıcak bakmıyorum. Benim hayatımda siyaset yapacak bir ortamım yok,açıkcası… İnsanların kendi kendine yetebilmesini seviyorum.
SAVAŞ
Aşk dolu olan akılların hükmettiği yerlerde savaş ve kavgaya rastlayamazsınız. Aşık olmak,sevişmek ve kahkahalarla sohbet edip her şeyi eşit şekilde paylaşmak varken ve günün birinde öleceğimizi biliyorken, neden birbirimize zarar vermek isteyelim. Her şeyin daha fazlasına sahip olmak kimseyi kimseden üstün kılmaz. Önemli olan elindekini nasıl kullandığındır. Kalbinizde iyilik yoksa; siz olmasanızda ileride sizin yolunuzdan yürüyenler mutlaka hüsrana uğrayacaklardır. Daha çok sevgili yeni nesiller yetiştirmek, güzel günlere yatırım olacaktır.
EGO
Hem hayatınızdaki ortamlarda psikolojik savaşların hem de dünyadaki silahlı savaşların nedenlerinden biri olan ve insanın kendi benliğine zarar verdiren bir iç güdü vakası. İçimizde var olan, büyüyen, kanser gibi yok edilemeyen, tehlikeli ve sonuçları kötü olan bir hastalık.
Muazzam derecede egolu ve boş özgüvenli insanlarla bir dakika bile aynı havayı soluyamıyorum. Tıkanıyorum. Kişinin o uçan egosunu hissettiğim an yanından ayrılıyorum. Hem de bir daha dönmemecesine. Sizi, kendilerinin istediği ve sizin istemediğiniz,gerek görmediğiniz bir yarışa sokuyorlar. Ve hep kendilerinin ispatı peşinde oluyorlar. İnanın şu sosyal paylaşım sitesi ‘’Facebook’’ ta bile arkadaş listemden çıkardığım insanların haddi hesabı yok. Bu yüzden her zaman, her yerde arkadaş sayım ve ortamım sıkca değişiyor. Bedeli yalnız kalmak olsa bile.
PARA
Kadınların çikolata kadar çok sevdiği ve genelde erkeklerde bolca bulunmasının beklenildiği kağıt parçaları. İnsanlığın birbirleriyle aşıkatmasının, ego'nun, savaşların, özel ilişkilerin bitmesinin, aldatmaların, hırsızlığın bir numaralı sebebi… Kağıt yada madeni sembollerle dünya nimetlerinin en iyilerine sahip olma döngüsünün adı; PARA. Bu yüzden parasız olmaz. Yoksa aç kalırsınız. Her şeyden önce ölürsünüz. Biraz paranız varsa (bir yerde çalışıyorsanız) sıkça olmasada bazen güzel şeylere sahip olabilirsiniz. Sahip olabileceğiniz şeyler sınırlıdır. Kaybedebileceğiniz şeyler fazladır. Çok paranız varsa (bir yerde birilerini çalıştırıyorsanız) tamamiyle güzel şeylere sahip olabilirsiniz. Sağlığınızdan başka ve sevdiklerinizin vefatından öte kaybedebileceğiniz hiçbir şeyiniz yoktur.
Günümüzde ‘’İyi bir insan’’ sıfatıyla değilde ‘’Paralı bir insan’’ sıfatıyla her şeyin en iyisine sahip olunulması aklıma ister istemez ‘’Adalet’’ kavramını getiriyor. Parasızlık yüzünden bu güne kadar olmuş ve olacak kötü olayların tesellisini de ‘’Allah’’ta aramaktan başka bir şey gelmiyor insanın elinden. ‘’Allah her şeyin iyisini bilir’’ diyoruz.
Parayı sevmiyorum. Zengin ve sosyete adıyla hitap edilen kesimden hiçbir arkadaşım yok. Parayı sevmediğim gibi onların ortam ve sohbetlerini de sevmiyorum. Kendime ve partnerime yetiyor olmam ve bizim bununla yetiniyor olabilmemiz çok önemli. Parasal hırsım ve eli sıkılığım hiçbir zaman olmadı.
MÜZİK
Müziğimi yaparken yada onu dinlerken annem ve sevgilimle konuşuyormuşum gibi hissediyorum.
DÜNYA
Nankörlüğümüze büyük bir vefa örneği gösteren renkli kürem. Evim. Yaşadığım yerin sınırları ve siyaset, benim bir dünya görüşüne sahip olmama ve dünya insanlarını sevmeme engel olamaz. Dünyamı sevmek, üzerinde yaşamak ve onu korumak benim hakkım ve görevimdir.
KADINLAR
İnsanlara karşı güven konusunda dikkatliyimdir. Ancak kadınlara güven konusunda iki kez dikkatli olmalıyım. Onlar tarafından bana gösterilen özel yaklaşımlar samimi gelmiyor. Tekrar tekrar okuduğum bir hikaye gibiler. Hepsi aynı sanki. ‘’Benim için bütün kadınlar özeldir’’ diye düşündüğüm yaş diliminde bütün flörtlerim tarafından ya aldatıldım, ya terk edildim, yada bir gösteriş malzemesi olarak kullanıldım. Artık kimseye ayıracak ve ileride değersiz olarak adlandıracağım bir saniyelik bile vaktim kalmadı. O kıymetli zamanlarımı, emeklerimi ve hislerimi değersizleştiren onlar olmuştu ve hepsini onlar harcadı zaten… Beraber olduğum bütün kadınlarda yanıldım. Onca kadından sadece biri benim için çok özeldi ve özel kaldı.
Kısaca kadınım; sadece bana ait olmalı ve başkasıyla olan durumları sınırlı kalmalı. Yani bir kadın sevgilisine yaklaştığı gibi herkese benzer ilgiyi göstermemeli. Hislerini para için satmamalı. Dürüst olmalı, nerede-nasıl davranacağını bilmeli. Bana bolca sarılmalı ve gözlerimin içine bakarak gülmeli. Bu kadar. Tekrar güvenimi kazanacak kadın böyle olmalı.
Hayatımın bana kalan bundan sonraki değerli günlerini ‘’Evet bu benim için her şeyi hak eden son insan’’ diyebileceğim kişiyle paylaşmak istiyorum.
SİNEMA
Çok sevdiğim ve seyirci olarak ilgi duyduğum,değer verdiğim bir sanat dalı. Ama hiçbir zaman kliplerimin dışında beni bir oyuncu yada yönetmen olarak kimse göremeyecek. Çünkü oyunculuk da yönetmenlik de çok özel dallar, kolay değil.  Sıkı bir sinema izleyicisi olarak diyebilirim ki; şu an kum gibi çoğalmış dizilerde oyuncu sıfatıyla yer alan kişilerin oynadığı dizileri ve oyunculuklarını beğenmiyorum. Kesinlikle şu görüşteyim; her kimse işinin okulunu okuyorsa şayet, bitirmeden işine başlamamalı ve de müzisyen müzik yapmalı, yorumcu şarkısını söylemeli, manken görselliğin olduğu yerlerde görevini gerçekleştirmeli, yönetmen filmini çekmeli, aktör-aktrist oyununu oynamalı….. Liste uzar gider.
Yani anlayacağınız her şeyi becerdiğini sanan insan sanatçı olamaz.’’Her şeyi yapmaya kalkışmak’’ hiçbir şeyi tutturamamış ve her şeyi yarım bırakan insanların izlediği yoldur. Benim için her dala atlamak; aç gözlülükten ve ticaretten başka bir şey değildir. Asla benim için sanatsal değeri yoktur. ‘’Nuri Bilge Ceylan’’ yurt dışında önemli ödüller almış bir yönetmenimiz. Şarkıcı olmak ister mi? Oyuncu olmak ister mi? Sunucu olmak ister mi? Yada neden olmadı? Çünkü zaten doğru ve hakkını vererek işini yapmak ve bir yol katetmek insanın yıllarını alıyor. Ki yanında bir de başka bir sanat dalıyla uğraşması ve misal onda da başarısız olması kendi kendini yok etmesi anlamına gelmez miydi? İlk yaptığı ve başarılı olduğu branşa bir ihanet olmaz mıydı? Mesleğine aşık olan birinin yapabileceği bir şey midir bu? Yoksa o da bilirdi oraya,buraya saldırmayı; ‘’onu da yaparım-bunu da yaparım’’ demeyi.
Kesinlikle yeteneğim var onu da başarırım’ı kabul etmiyorum. Hem o branşların okullarını okuyan ve yıllarını vermiş sanatçılara saygısızlık hem de kendinizi kandırarak kendinize saygısızlık. Profesyonellik ve işinde ciddiyet kazanma tecrübelerle olur,seneler alır. Bu olgunluğa ve dalınızdaki başarıya doygunluğunuzda yaklaşık altmış yaşa tekabül eder. O zamanda siz zaten sanatınızda başarılar elde etmiş bir şekilde inzivaya çekilmiş olursunuz.
Özetle; Yaptığınız sanatı severek ve eksiksiz,kusursuz yapmanız, sanatınızla alakalı projelerinizi hayata geçirmeniz ömrünüzün tamamına yakınını kapsar.
EV
Krallığım. Huzurumun tavan yaptığı yer.
SAHNE
Özgürlüktür. Hiçbir hareketinizin hesabını yapmadığınız için  sahnedesinizdir. Özelsiniz. İnsanlara sunacağınız marifetleriniz var. Ve insanlar da bunu almaya hazırlar. Meraklılar. ‘’Sahne’’de olma durumunun herkesi onure eden bir büyüsü var. Kim üzerine çıksa ister istemez gözleri ışıl ışıl parlıyor.
Hafif loştu ortalık. Gözümün görebildiği yere kadar her yer dağılmış ve çöptü. Bulunduğum yerin üzerinde benim mikrofon ayağımla, geride birkaç cihaz kalmıştı. Etrafta çıt yoktu. Ben üzerinde yürüdükçe gıcırtılarla bana bir şeyler anlatmaya başlayan sahneye bir gün döndüm dedim ki;
‘’ Nerede o uğultulu, coşkulu kalabalık? Seninle ben kaldık yine baş başa bak. Misafirler gitti.’’
Sonra üzerine uzandım. Dekordan bir parça alıp üzerime örttüm. Gözlerim tribünlere baka kaldı. Sonra ağırlaştı. Ne kadar uyudum bilmiyorum. Ta ki;
‘’Abi hadi gidiyoruz’’ diyen bir ses beni uyandırana dek.
Adama bak, hem evime kapıyı çalmadan girmiş, hem de beni evime götüreceğini iddia ediyor.
Sueno Hotel Amfi Tiyatro

 
www.burakkirmizituna.com
 
 
 


BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:





13 Temmuz 2015 Pazartesi

ONLAR





Onların sadece eğlence vaad ettiğini düşünmüyorum.Şakalarında mutlak bir mana arıyorum. İnsanlar gibi farklı karakterlerde olmalılar. Bizim makyajlı ve peruklu olduğunu düşündüğümüz varlıklar aslında öyleler. Kendi saçı, kendi büyük ayağı, kendi kırmızı burnu ve kendine has renkli suratı. Hiç biri takma değil, boya değil. Öyleler. Onlar öyle doğmuşlar. İnsanlardan farklı bir ırk onlar.
Bir balık gibi yaşama alanları sınırlı. Bir çadır içinde yaşamaya mecburlar. Orada kendilerini asırlar önce kabul ettirebilmişken şimdi kalkıp ‘’Biz sizler gibi, sizin içinizde, her yerde yaşamak istiyoruz’’ demeye cesaret edemiyorlar.
Onların içinden geçmişte bunu insanlara söyleyenler olmamış mı? Elbette olmuş. İnsanlar ne yapmış? Alıp onların renkli saçlarını dibine kadar kesmişler. Renkli kırmızı burunlarını estetik operasyonla düzelttirmişler. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bu komedi ikonlarını tüm insanlığa kötü göstermek ve normal hayata karışmalarına engel olmak için korku film’lerinde korkunç bir karakter olarak lanse etmeye çalışmışlar. Özellikle de çocukların korkulu rüyası olarak. Oysa ben onlara gülmeyen bir çocuk görmedim bu güne kadar.
Onlar bir türse, içlerinde iyi ve kötü niyetli olanlarının bulunması normal. Aynı insanlar gibi. Hiç kimse yüzde yüz iyi olamaz. Yüzde yüze yakın iyi olabilir.
Hayvanları, hakimiyetleri altına aldıkları gibi, onların da özgürlüklerini ellerinde tutuyor insanoğlu… Onlardan her zaman eğlence ve hizmet bekliyorlar.
Milano Sirki’nin palyaçosu Vladi Rossi şöyle anlatıyor;
‘’Kardeşimle beraber sahneye çıkıyorduk. O şapşal bir palyaçoyu oynuyordu, ben de sinirli palyaçoyu. Karşılıklı atışmamızı yaptık. Onun oyun gereği de sahneye bir girip bir çıkması gerekiyordu. O tekrar sahne dışına çıktı. Yeniden sahne sırası ona geldi. Bekliyorum. Yok. Ne gelen var ne giden. Seyirciye de durumu çaktırmıyorum. Çok sinirlenmiş gibi yapıp ‘Nerede bu şapşal?’ deyip sahnenin dışına çıktım yuvarlanarak. Seyirci de alkış kıyamet. Kulise gittiğimde acı haberi almıştım. Kardeşim kalp krizi geçirmiş meğer. Kırk iki yaşındaydı öldüğünde. Yıkıldım tabii. Sahneye dönmem gerekiyordu. İçeri girdim ve ‘Bu sefer elimden kaçmayı becerdi’ deyip salonu terk ettim. Kimse bir şey anlamamıştı.’’
Bir de bu ırkın samiyetini kendi çıkarları için kendi hayatlarında kullanan insanlar var. Maskesini takan… Gülerek, güldürerek yaklaşan… Doğruculuk ve iyilik timsali rolünde…Ve bunların peşinden giden topluluğu… Dişisi,erkeği…Hepsi aynı yalan dünyalarının içinde…İşte gerçek ‘’Palyaço’’lar… Benim en çok eğlendiğim…  Makyajlarının altında ne olduğunu bildiğim… Ve hayatımdan her zaman defedeceğim.



Yarattım önce, sonra yıktım,
geldiğin gibi öyle gittin. 
Bir palyaço, iyi fakat isimsiz,
istesem de, baştan yaratamam seni... 














3 Haziran 2015 Çarşamba

KONULAR DURUMLAR AÇIKLAMALAR





Sevgili blog takipçileri bu gün de  bu sayfalara sıkça vakit ayıramadığım için bir kaç konu birden bahsedeceğim sizlere.
-İlk önce facebook sayfamdaki arkadaş listemden bahsetmek istiyorum. Bana attığınız maillerden ve facebook’ta okuduğum mesajlarınızdan; gönderdiğiniz arkadaşlık isteklerini kabul etmediğimden yakındığınızı görüyorum. Facebook sayfamda bulunan kişilerin neredeyse tamamı televizyon,sanat ve müzik dünyasından. Sizlerden bu listede kimsenin olmayışının tek nedeni; onların dünyasını,paylaşımlarını,fikirlerini nelerle ilgilendiklerini,nelerle ilgilenmediklerini J net görmek isteyişimden dolayıdır. Onlarla sizleri karıştırmak istemedim. Sizlerin beni takip edebileceğiniz yerlerin; www.burakkirmizituna.com sitesi ve ‘’Burak Kırmızıtuna Blog’’ sayfası olmasını istiyorum ve de sizlerle buluşacağım başka bir facebook sayfası açmayı düşünmüyorum. İnstagram ve Twitter hesapları web sitesi için açılmıştır. Ancak bu uygulamalardan keyif almadığım için aktif kullanmamaktayım. Dilerim beni anlayışla karşılarsınız. Müziğin ve sohbetin olduğu her yerde her zaman buluşacağız,görüşeceğiz.
-Geçenlerde sabah programlarının birinde ‘’Defne Samyeli’’nin şarkı söylediğini gördüm. Programdaki eleştirmenlerden biri (magazin yazarı) ; Defne Samyeli’nin 1997 yılında Melih Kibar’la bir albüm yaptığını söyledi. Ancak albüm tutmamış ve duyulmamış. Ayrıca tutulmamasının nedenini müzik piyasasındaki müzik baronlarına bağladı. Yani isteyeni tereyağından kıl çeker gibi çekip çıkaran ve de ne yapıp edip onu popüler yapan müzik baronlarından. Artık Defne Samyeli için müzik piyasasında popüler olup yol alabilmek çok zormuş,geçmiş.
Defne Samyeli’nin Sertab Ereneri andıran sesi dinlediğim çoğu bayan vokal’den güzel. Kendisi için geç olduğunu düşünmüyorum. Piyasada albüm çıkışından bir gün sonrası bir şarkıyla (single ile) meşhur olması olası. Bir tutturmaya bakar. Ve de müzik baronları her kimse, dilediğine çok güzel yollar açıyor tabii. Yoksa bu kadar boş ses ve de ne olduğunu bilmeyen bu kadar insan meşhur olup tanınamazdı. Araya giren dayılar,amcalar,uçuşan paralar,harcanan güzellikler yada on senelik imzalanan uzun süreli sözleşmeler gibi olası ihtimalli bedeller… Çok temiz sesli, okumuş, dünya görüşü olan kaliteli ama şanssız bay ve bayan solistleri,vokalistleri buradan en derin sevgilerimle selamlıyorum. Hiçbir zaman müziksiz yaşayamamanız dileğiyle…
-Cover şarkıyla meşhur olma kokuşmuşluğu hala sürmekte. Hazır yemek, mikrodalgada ısıt, yedir gitsin. Ve yiyende yok değil. Bu yüzden hala yapılıyor zaten. No name bir kişi, yap abi tanınmış bir parçayla bir single olsun bitsin. Bir zamanlar nostaljik parçaları beş seri olarak bizlere dinletmeyi başarabilmiş bir yetenek vardı. Vay be… Bir de bu hazırcılığa (şakacılığa) kalkmış bir de konuşur gibi şarkı söyleyenler yok mu? Allahım ya kazandığın paranın,aldığın alkışın hakkını ver bari. Ne nağme, ne çıkış, ne iniş… Sanki senle sohbet ediyor. E sende konuşarak karşılık verirsen sen de şarkı söylemiş oluyorsun. E o zaman sen de şarkıcısın be kardeşim. Vallahi billahi yaşasın…İyi oldu bu…
-Anlamakta zorlandığım bir konu da; facebook sayfalarında güzel güzel bikinili fotolarını, barda kadeh tokuştururken selfie yaptıkları fotoları koyan arkadaşların ‘’Hayırlı Cumalar’’ ve ‘’Kandil’’ dileklerini paylaştıkları gönderileri… Ya, beğeni alacan tamam ama bunu yapma be… Her şeyi de kendini göstermek için fırsat bilme. Bak sonra benim gibi kafası karışanlar oluyor. Çevremdeki facebook kullanan arkadaşlarımın da dikkatini çekmiş bu konu…Bu sefer hislerinde içten olsan da eğriti duruyor. İçinde yaşa, özel yaşa o kutsal duyguyu. Yoksa malum kurallar dahilinde elbette her şeyi paylaşma özgürlüğün var.
-Gelelim Facebook’ta gizliden gizliden, uzaktan uzaktan J takip ettiği kişi yada kişiler için imalı gönderiler paylaşan arkadaşlara…Solda bir Garfield resmi veya solda bahattin yada yada bir manzara resmi ve altında insanın tüylerini diken diken edecek, gözlerinden yaşlar indirecek çooook anlamlı bir cümle. Böyle misyonlar üstlenenler var he… Adam yada hatun bütün gün face’de yaşam koçluğu yapıyor. ‘’Üzme seni üzeni, ütüle elbiseni’’ Ya arkadaşım sanane benim ne yapmam gerektiğinden… Düşüncelerin de uyuşmuyorsa çıkar gidersin sayfadan olur biter. Yok bunlar bi de inatına, gıcık ola ola kalıyorlar sayfada, sanki adamı anası babası gibi kendi istediğin şekilde yola getireceksin. Komik…Komik…
-‘’Ayrı Dünyalar’’  konusu; benim için çok realist’lik gerektiren bir durum. Ben de davul dengi dengine diyenlerdenim. Ukalalık olarak algılamayın. Acı ama bu dünyanın gerçeklerinden biri ne yazık ki. Para konusunda olsun, Yaptığı iş açısından olsun, Hangi şehirde doğduğundan tutunda, Hangi okulu okuduğuna kadar çok önemli kriterlerin değerlendirilmesinden geçmeli ilişkiler. ‘’Gel bagayım’’ ile ‘’gelir misin’’ bir arada olmuyor. Aksi olmuyor,olamıyor maalesef. Sonra ilkokul mezunu bir koca bir memur babanın üniversiteli kızına zarar verebiliyor. Veyahut manken kızımız işi bozulan popçu kocasından şiddetli geçimsizlik J yüzünden ayrılıyor. Benim müziğimden başka hiçbir yatırımım yok mesela (yani beş parasızım J ) Bana gelecek kadın gözlerim ve sözlerim için gelsin. İki gün sonra dışarıda yemek yiyemedik diye söylenecekse hiç gelmesin. Zaten bunu yapacak yürekli biri de milyonda bir çıkacağı için benim o milyonda bire denk düşmeme ömrüm yetmez J
-Alişan’cım çıktı bir magazin programında , konuk bulamama sıkıntısından yakındı. Çağırdıkları ‘’işim var’’ diyerek atlatıyormuş. Ya canım, bırakın şu her saat gördüğümüz yüzlerin peşinden gitmeyi. Ufkunuzu, Bakış açınızı genişletin,değiştirin… Sen senin programının formatındaki kişilere teklif götürdüğün için olmuyor. Sen baştan çok farklı ağırlıktaki bir formatla yayın yapsaydın inan ‘’Fazıl Say’’ dan tut, Sting’e kadar herkesi ağırlardın.Sevgiler…
-Son olarak yaşadığım ve komik bulduğum bir durumla yazımı sonlandırayım:
Benim tv’nin oto.açılma ve kapanma özelliği var.Fakat ben bunu bir türlü devre dışı bırakmayı beceremedim. Neyse geçen gece uyuyorum. Ben ki ‘’çıt’’ sesine uyanırım. İçeriden gırtlaktaki hıçkırığıyla biri bir haykırdı: ‘’Oro……uuuu’’ ‘’Bana bunu nası yaptın ha, sen ki benim bacımdın,anamdın’’ ‘’Kah…eeeee’’ Bir fıladım yataktan sandım ki birinin karısı kaçamakta yakalandı kaçtı benim daireye girdi, kocası da peşinden içeri… Salona bir girdim, karşımda ‘’Küçük Emrah’’ salya sümük ağlıyor. Yok bu tv’nin değiştirilme vakti çoktan geçti.


29 Nisan 2015 Çarşamba

ROBOT SEVGİLİ DÖNEMİ BAŞLIYORMUŞ






İkili ilişkilerden canı sıkılan biri kalkmış böyle bir çözüm bulmuş. Daha önceki dönemlerde de buna yakın bir düşünceyle biri yada birileri şişme kadın & adam projesini hayata geçirmişti. Şimdiki daha teknolojik ve dayanıklı olanı herhalde.
Tahmin ettiğiniz gibi bu konu hakkında birkaç geyik yapıp yazımı bitereceğim.
İlk merakım; Ülkelere göre tip ve karakter farklılıkları gösterecek mi robotlar? Yani bizim ‘’Misafir Perver’’ liğimizi temsil edebilecek mi bir robot? Bizim birbirimize olan düşkünlüğümüz ve birbirimizi sevmemiz gibi birbirlerini ve bizleri sevebilecekler mi? Onların ‘’Özgürlük ve diğer yaşamsal hakları’’ neleri kapsayacak? Mesela bir evlendirme programına katılmalarına, bir seçme yada seçilme hakkını kullanmalarına izin verecek mi insanoğlu?
-Benim bir insanda aradığım özellikler; en az benim kadar akıllı olması, bir işi olması, ondan elektrik alabilmem.
diyebilecek mi bir robot?  Robot taliplerini ararken;
-Gül gibi robotum; akrabam yok,ana-babam yok,aileye bakma derdim yok, evlendikten sonra aileyle oturma muhabbetim yok,bayram ziyareti falan yapmak yok, talibim beni iyi şarzlarsa yatakta yüksek performans göstermem garanti,  yorulmadan çalışır evime iyi bakarım.
 şeklinde kendini tanıtmasına izin verilecek mi?
Daha da ilginci insanoğlunun bir robota nasıl  tavır takınacağı? Örneğin bir robot bir çiftlikte yarışmacı olmak isterse, insanlarla beraber bir çiftlikte yarışmalarına nasıl onay çıkacak? Bazı haklara sahip olurlarsa, o zaman ''her daim itaat etme'' özelliğini içeren program yüklenmemiş olacak onlara. O zaman çiftlikteki bir yarışmacıya ‘’Sktr git kendin yap’’ diyebilecek. Karşısındaki ona ‘’İki Dakka delikanlı ol’’ diye çıkışıcak. Ama o yine robot olmaktan öteye gidemeyecek. Yemek yemediği için sürünmeli (yani insanoğlu’nun kendine eziyet ettiği) yarışmalarda avantajlı olacak. Bu robotların bu tür yarışmalarda yancı insan arkadaşları da olur :) 
 Yarışmacı, robot yarışmacıya yalakalık yapıp;
-Ya senin dirseklerden itici güç takımları çıkıyordu demi.
-Evet insan yine ne istiyorsun benden?
-Valla şu açıklarda büyük balıklar varmış, iki dakka gidip yakalayıp gelsen.Açlıktan nefesimiz kokuyor valla.
-Yağla beni…
Ya da bir insanla oturmuş karşı takımın yarışmacısını çekiştiren bir robot düşünüyorum:
-Şu Sinan denen insan var ya; bütün gece kıçıyla hava üfledi suratıma. Ağzından da içinden bir şey çıkacakmış gibi sesler geldi. Onu sakat bırakmadan bana açıkla bunu.
Ya da bir insan robotla oturmuş:
-Bak robot kardeş, Sena denen hatun sana yazıyo. Ama bizim zaten yarışma öncesi aramız iyiydi. Yani anlayacağın yengen olur.Uzak dur ha.
-Yengen? Error !
Robotların her işi düzgün ve kusursuz yapacağı düşünüldüğünden en hassas mesleklere bunları yerleştirecekler. Banka vezneleri, ameliyatlar, güvenlik… İşlerin sarpa sardığını düşünsene; Robot veznede saymadan para dağıtıyor. Neden? ‘’e devreleri karışmış’’ Var ya o robotu ne yapar bizimkiler biliyor musun? Çaydanlık yaparlar. Ameliyathanede elli yaşındaki hastayı sünnet eden uzman doktor robot ifadesinde şunları söyledi:
-Dün geceden beni bu güne programlayan nöbetci doktor hemşireyle odasında elbiseleri olmadan sohbet ediyordu. Kenarda olanları izlerken ‘’Beni ne zaman kapatacaksın’’ diye sordum. Doktor da ağzına felç gelmiş gibi ‘’Zus laaaan’’ diye bir şeyler söyledi anlamadım.Sonra masasından kalktı, bir kağıt alıp sendeleyerek sallana sallana yanıma geldi. Hemşire de bu arada çığlık ata ata ‘’gülme’’ denen hali yaşıyordu.Elindeki kağıtta yazan ameliyat olacak hasta adlarını ve saatlerini ön panelimdeki ekrana girdi. Sonra da beni ‘’off ’’ konumuna getirdi.Sonrasını hatırlamıyorum.En yüce makinalar çarpsın ki böyle oldu.
Geçim sıkıntısı çeken güvenlikci ‘’robot Seyfi’’ cinnet getirdi ve mesai arkadaşlarının hepsini binanın döner kapısına doldurup fırıldak yaptı. 
İnsanoğlunun yarattığı her şey de mutlaka bir aksaklık olur ve bir projenin yaratıcısı mutlaka tüm çözümlerede sahiptir. Yani bir yazılımı kodlayan ve onu bozabilen bir insandır yada bir insanın ürettiği şeyin tamirini yine bir insan yapar. Ve hiç bir zaman bir insanın ürettiği sonsuz bir düzgünlüğün garantisini veremez.
Bir robot müzik işene de el atarsa yanarız valla; Sıfır detone, break danslar, showlar, lazerler falan havada uçuşuyor. Kliplerini gidiyor ay’da çekiyor falan… Ama aklıma gelmişken yazayım; bir robotun müzik konusunda yapamayacağı tek şey bence, bir düğüne extra’ya gidip millete halay çektirmek,göbek attırmak, aralarına girip aynısını uygulamaktır.
Çalan müzisyen arkadaşların da işleri kesilecek; çağıracaklar robot orkestrayı. Yüklemiş beşi de kendilerine her tür müziği… Ritim kaçırmadan müzik seti gibi çalıyorlar. Bir davulcu robot var. Gözlere ziyan; çanak antenden göbek yapmışlar herife. Havaya atılan paralara mal mal bakıyor. Garsonlar topluyor paraları. E böyle orkestrayı kim istemez ki; kene gibi yapışan darbuka’cıya para sıkıştırma sıkıntısı yok,bir dediğini iki etmez, iste sabaha kadar çalar, yemez-içmez, az para alır.
Düşünsene düğün salonunda fotografcı robot. Olmadık yerinden foto.makinası çıkıyor. Bütün aile oraya bakıyoruz falan.
Bu robotlara uyanıklıkta yapamaz bizim millet he.
-Ya şimdi bozuk yok. Ben bozdurayım seni bulurum. Hem daha çok çekinecez…Burdayız daha…
Sonra, toz Beykoz durumları yapamazsın bunlara. Gözlerindeki lazerle işaretliyorlar seni, şehir dışına kaçsan yine bulurlar valla.
Otobüse binmişsin akbil boş kalabalıkta arkadan arkadan basmadan geçmeye çalışıyorsun yada dedenin bedava toplu taşıma kartını gösterip geçmeye çalışıyorsun falan. Yemez, robot bu. Senin işinden tiksinen mahalledeki Rıza amcana benzemez bu.
Bizim robotlara örf-adeti de anlatamazsın; sıkıysa gerdeğe giren bir erkek robotun sırtına vur bakayım. Bir robotun otobüste yaşlıya yer vermesini bekleme mesela. Robotun yaş kavramı var mı ki. Markette sadece elinde bir su varken, önündeki robot yığma bir araba dolusu alış veriş yapmış; hani insanlık yapıp ‘’siz ödeyin’’ demesini de bekleme.Çünkü insan değil o. El öpmeyi de anlatamazsın. Herhangi bir siyasi görüşü de olamaz. İbadet etmesine zaten gerek olmayacak. Gideceği yer en kötü belediye çöplüğü olur, o da bir şey hissetmez zaten.
Çok şey var da yazacak, uzar da uzar…Ama en çok merak edilecek olan bir robotun cinsel hayatı olacaktır o kesin.
Bir robot üremeye katkıda bulunacak mı? Üreyebilecek mi? Hani yarı insan yarı robot misali yeni bir ırk çıkacak mı? Bütün gece tadmin olmuş iki cins (erkek-kadın) robot partneri bozulduğunda ve hiç durmak bilmediğinde kapıcıya mı haber verecek? Her halde tehlike anında bir kapama düğmesi olacaktır bunların. Bununla beraber, robot doktoru,robot hastanesi olacak mıdır? Bu robotların ‘’ SGK’’ si olacak mıdır? Rahatsızlıkları için telefonla iki-üç saat uğraşarak randevu almaları  gerektiğini ve muayene gününü bir sene sonraya vermelerini bir insan kadar anlayabilecek midir? Bir robot ne tür ilaçlar kullanır? Robot psikoloğu olur mu? Bir robot cinsel isteksizlik yaşar mı yoksa bir insan her istediğinde robot hazır mı olur? Robotların cinsel yönden insanoğlu’nu tadmin edecek tek bir faydası olacaktır o da pozisyon zenginliği. Elbette her daim fit olan bay yada bayan robot teknolojinin de faydasıylan  her tür pozisyona girebiliyor olacaktır. Şişman,yaşı geçmiş bir adam veya hatunla yaşayacaklarınız sınırlıdır. Görsel zevkiniz de… Ve de illa ki taraflardan biri söylenir, yapacaklarınızı komik bulur; ‘’dır dır dır’’  Bu da sizin keyfinizi ve isteğinizi kaçırır. Ama bir robot?
Fakat iş bence yine dönüp dolaşıp duygulara dayanacaktır. Bir birine tutku duymak bambaşkadır. Olmadık yerlerde sevişmek. Olmadık anda öpüşmek ve bunu anlayabilmek. Hepsi duygusaldır. Her şeyin duygusuz mükemmelliğine erişmiş olacak olan insanoğlu duracak mıdır? Tadmin olacak mıdır? En güzel ve en iyi sevişen partner, her konuda yetenekli olduğu düşünülen ve planlanan bir partner... Ama iletişimsiz,hissiz, neden diye sorulacak onca soru ve cevaplara ikna edilmesi zor… Örneğin kendi canı acımadığı için acıyı hissetmeyen bir varlık her koşulda istemeden de olsa bizim de canımızı acıtabilir bu da olasılıklardan biri. Bir doğum günü pastasını üflerken sizinle gülebilecek midir mesela? Sarılabilecek midir? Sahi sarılmak nedir?






www.burakkirmizituna.com





9 Nisan 2015 Perşembe

ONLARI KENDİMDE SAKLADIM



Müziği sevdiysem,müzik yapıyorsam onlar sayesinde yapıyorum. Çocukken anneme kasetin içindeki teyze ve amcaları görmek istediğimi söyleyerek bütün bantları kasetin içinden açardım. Annemde sadece seslerinin içine konulduğunu bana açıklamaya çalışırdı. Ben ise haliyle, sesleri bunun içindeyse dışarıda nasıl konuşabildiklerini anlamaya çalışırdım. Trt Radyosunun temsillerini dinleyerek büyüdüm. Yurttan sesler korosunu duyunca ağlaması kesilen bir bebektim. Plak çalarımızdan çıkan o hışırtılı melodiler ile yağmurun sesinin karışmasıyla hiç huysuzlanmazdım annemin üsküdar’daki evimizin cam kenarında yedirdiği öğle yemeklerinde… Ne zaman yerdeki açılmış tezgahta hurdaların arasında bir kaset görsem içimi bir sıkıntı kaplar. Sonra toparlanır,kayıp bir arkadaşımı bulmuş gibi onu sahiplenirim. Onu alırım.
Onlar benim en kıymetlilerim. Onlar benim sandığımda gözümden sakınarak sakladığım hazinelerim. Öğretmenlerim. Sahnede,stüdyoda,en ihtiyacım olduğu anda hiç üşenmeden kalbimden kalkıp gelen vazgeçilmezlerim. Bana, nice sevdalarla,acılarla,engellerle yaratıp taşıdıkları müziklerini itimatla emanet eden büyüklerim. Aç kalarak, sevdikleri tarafından terk edilerek, çıkış yolları arayarak, tırnaklarıyla kazıdıkları hayatlarında müzik yapmış ve müzik yapmaya çalışan kahramanlarım. Çocukluk arkadaşlarım. Mesela ‘’Benim balonlarım vardı’’ diyerek bana seslenen gözlüklü bir amcanın şarkısıyla uzun saçlı bir abinin bir eşek ile olan arkadaşlık şarkısı hala kasetlerimde benimle yaşar. Otuzdokuz yıldır benimle. Ve biliyor musunuz; hiç biriyle bir kere bile küslüğümüz olmadı birbirimize. Biz şarkılarla sohbet ederdik. Hep güzel şeyler söylediler bana, hep güzel şeyler öğrettiler. Nasıl yaşanılacağını, nasıl konuşulacağını, nasıl aşık olunacağını… Ben de onlara söz vermiştim. ‘’Siz beni bıraksanız bile ben sizi hiçbir zaman bırakmayacağım.’’diye. Bu çocukluk sözümdü. Müzik dinleyeceksem, müzik yapacaksam bu en kalitelisi ve doğru olanı olmalıydı. Onlara layık olabileceğim şekilde. Onlara yakışır şekilde. Onlara sırtımı dönmedim, dönemem. Dünya müziğine odaklı gibi gözükmemi çocukluğumda, büyüklerimden beslendiğim ilk müzik ziyafetlerime yani ‘’arajman’’lara bağlıyorum. Onlar da zamanında dünyayı çok yakından takip etmişler,kendilerini soyutlamamışlardı. Fikirler edinmişler, geliştirerek müziklerine enpoze etmişlerdi. Ben de öyle olmak isterim. Benim de öyle olmamı isterler.
Bu ana kadar yaşamımın her döneminde; emeklediğim günden,ilk doğum günüme, ilk aşkımdan, ilk okuluma, ilk terk edilişimden, ilk iş hayatıma ve binlerce şeyde, bana eşlik ettiğiniz için, kulaklarımda ve kalbimde hiç susmadığınız için size çok şey borçluyum. Hayatdan ilk defa vazgeçtiğimde bana ‘’Gel sen ne çektiğimi bir de bana sor’’ diyen Erol abi’den… İlk sevdalandığımda, aşkıma beraberce ‘’Her şey seninle güzel’’ diyerek seslendiğimiz Zerrin abla’ya… Çıkmazlara düştüğümde benimle ‘’Buselik Makamına’’ çıkan Mazhar Fuat Özkan abi’ye kadar sizleri çok seviyorum. Bundan sonra da her birinizle içten içe yürüttüğümüz o sıcak dostluğumuz hayatım nihayetlene kadar devam edecek.

 Ben karşınıza çıktığımda yada müzik ile ilgili bir şey yapmaya başladığımda karşımda büyük bir koro olur; en önlere baktığımda; bana göz kırpan ve hep bana tebessüm eden hayat yolculuğunu tamamlamış müzik insanlarını görürüm, ikinci sırada elleri ve ağızlarıyla bana eşlik eden hala hayattaki müzik insanlarını, üçüncü sıradaysa alkışlarıyla sadece beni değil bizleri (onları) alkışlayan insanları… 
                                                                                      09.04.2015
                                                                                           03.40
www.burakkirmizituna.com