Sayfa Görüntüleme Sayısı

29 Nisan 2014 Salı

ARAMIZDA



Sizden, bu sayfalara uzunca bir süre vakit ayıramadığım için özür diliyorum.Gördüğünüz üzere fırsat bulur bulmaz karşınıza geldim.Bu gün bu satırlara komik bir kaç gözlemimi yazmayı düşünüyordum.Biraz gülelim istedim.Ancak geçen günlerde daha öncede kafama hep takılan bir konunun gözlerimin önünde yaşanması dolayısıyla bu gün sizlerle bunu paylaşmaya karar verdim.
Arkadaşım,yeğeni ve ben bir avm'de buluşup bir şeyler yemeye karar verdik.Yemeğimizin ortasında arkadaşımın yeğeni Derya, X bir mağzaya bakıp bir şeyler almak istediğini söyledi.Yemekten sonra o mağazaya gittik.
Mağaza erkek-bayan giyim,dekoratif eşyalar,mobilyalar,banyo-mutfak eşyaları falan satan bir dükkandı.
Derya hemen mağzaya girer girmez bayan reyonuna dalmıştı bile.Arkadaşım da peşinden...İnanın tam 1 saat kaldık mağazada.Ben kenarda durmuş etrafa bakınırken bir çalışan gözüme ilişti.Merdivene çıkmış aşağıda duran takım elbiseli adamın dediklerini yapmak için çırpınıyordu.Elinde bez rafta duran vazoların tozunu almak için adamın direktifleriyle yönlendiriliyordu.Adam mağaza müdürü olmalıydı.
-Daha sert bezi bastırsana arkadaşım.Bak arkalarını silmiyorsun.Yarım yamalak yapma...
-Tamam Murat bey halledeceğim.
Mağaza müdürü çalışanın yanından ayrıldı.Etraf iyice kalabalıktı.Giysi reyonlarının önü aç kalan insanlara bedava ekmek dağıtılan bir ortamı andırıyordu.Yoo başında durdukları yada almak için hırslandıkları şey ne ekmekti ne de bedavaydı.Aksine değmeyecek kadar pahalı şeyleri elde etmek için yarışıyorlardı.İçeri 18-19 yaşları arasında değişen kızlı-erkekli bir grup büyük bir şamatayla girdi.
-Aaaa aşkımmmm şunu baaaaaaak.Sana ne güssell olu bu....
nidalarıyla bir gömleğe yapışan kızın ve taşkın yaygaralarının yüzünden muhabbete kulak misafiri oldum.
-Kıssım ben de ondan varrrr.Geçen sene almışdımm ben onu ooooo.
Bir diğeri;
-Lacoste var üst katta oraya bakalım oraya...
Kasa tarafından biri bağırdı o esnada kavga çıktı sandım.
-Tarııııııııkkkk! Mal gelmiş almaya gitcekmişsinnnnn!
Demin müdürünü memnun etmeye çalışan çocuk.Bıkmış bir ses tonuyla;
-Tamam dedi.
Arkadaşın adı Tarık'mış böylelikle öğrenmiş oldum.Tarık koşar adımlarla gelen malları almaya giderken.Yanımda biri hafifçe beni itekleyerek  diğer yanındakine
-Ah şekerim geçen ay Londra'dan bir havlu aldım.Havlu değil sanki cennet maskesi.Yüzüme sürdükçe gençleşiyorum adeta.Bir de burdan aldıklarıma baktım inan toz bezi bile yapmadım,attım.
-Doğru valla canım.Ben buralardan hiç bir şey almıyorum artık.Direkt yurtdışından sipariş veriyorum.Buraların malları böyle....
Kocalarını da yurtdışından sipariş edip etmediğini merak ettiğim (çünkü buranın malları malum) bu abajur saçlı,röfleli teyzeler gülüşerek uzaklaştılar.
Tarık kucağında iki büyük koliyle dükkandan içeri girdi.Adam kan ter içinde koşar adımlarla kasanın arkasına gitti,kucağındakileri zor bıraktı yere...
Arkaya doğru kafamı çevirdim; çekiştirilmekten ağzı burnu kaymış,ters yüz olmuş giyecekleri tekrar düzeltip,reyona yerleştirmeye çalışan bir sürü genç arkadaşla karşılaştım.
Çaaaaat diye bir ses geldi sağ taraftan müdürüyle Tarık koştu o tarafa.Bir kaç adım atarak ne olduğuna bakmak istedim.Bir tane hatun rafta duran cam sürahilerin ikisini düşürüp tuzla buz etmiş.Müdür bayanla konuştuktan sonra sert bir tavırla Tarığın koluna girip onu kenara çekerek hararetli bir şekilde söyleniyordu.Bizim Tarıkda kollarını iki yana açmış kendini savunmaya çalışıyordu.Tahminimce ''niye bakmadın'' ''niye ilgilenmedin'' falan diyordur.Anlaşılan bu müdür Tarığı pek sevmiyordu.Süpürgeyle kırıkları toplayan Tarığa en son mağzada çalışan birinin gelip ''bu akşam vitrin çalışması varmış mesai'ye kalacakmışsın'' ''he bir de müdür yemeğe çıksın dedi ama yarım saat değil onbeş dakika yapacakmışsın,bu gün hafta sonu dükkan kalabalıkmış'' dediğini duyduğumda yanına gidip konuşmak istedim.Ne bileyim belki beni tanır,beni tanıması ona moral verir diye düşündüm.İstediği bir kaç bir şeyi yapmak istedim.O anda arkadaşım gelip hala mağazada olduğumuz için benden özür diledi.İçin işinde bir kadın varsa o işin hemen olmayacağını anlayalı çok uzun yıllar olmuştu.Gülümsedim.
Aklıma gelmişken unutmadan paylaşmak isterim;bir de dikkatimi çeken bir şey olmuştu.Avm içerisinde herkes güneş gözlüğüyle dolaşıyordu.???
Gözlerim mağaza müdürünün,beş parmağının üçünde Arif Susam yüzüğü olan beyaz takım elbiseli,güneş gözlüklü,kır saçlı bir adamla birlikte koltuk takımlarının durduğu tarafa doğru gidişine takıldı.Ben de otarafa doğru yürüdüm.Müdür;
-Efenim koltuk takımınızı getirttik,bu teşhirdeki bunu istememiştiniz.Sizinki arka depomuzda duruyor.Sevkiyat için sizin tamam demenizi bekliyoruz.
-Teşeggürlerr Murad bey.Ammavelakin bir süreliğine yurd dışında olacamm.Dönüşümde segreterim sizinle irtibat guracaktırrr.
-Hayhay efenim.Ne demek.Hiç sorun yok bizim için.
-O gün benimle ilgilenen,bana uzunca vakid ayırann satış elemanınız Tarıg beyi de tebrig etmek isterim.Kendisi buradaysa elini sıgmak isterim.
-Ahh efenim çok naziksiniz.Kendisi hasta bu gün işe gelemedi.Ben kendisine ileteceğim söylediklerinizi efenim.
Vay be dedim içimden müdürler için söylenen o efsanevi hikaye doğruymuş,gerçekmiş demekki...
Bu keşmekeş ve kargaşa içinde başım ağrımaya başlamıştı.Benim, arkadaşla sevgili yeğeninin yanına gidip ''gidiyor muyuz? '' deme vaktim gelmişti ki Tarık yanımdan geçiyordu.Yemekten dönmüştü.
-Tarık bey ! diye seslendim.
-Evet buyrun.
diyerek arkasını döndü.Konuya aradığım bir şeyin mağzalarında olup olmadığıyla girdim.Daha sonra adını arkadaşlarının kendisine seslenmesiyle öğrendiğimi söyledim.Bir kaç espiri yaptım.İşinden memnun olup olmadığını sormaya kadar muhabbeti ilerlettim. Üzgünüm ama ''memnundu'' bence ''memnun olmaktan başka çaresi yoktu.'' Beni bir yerlerden anımsadığını söyledi.Ben de bir kaç hatırlatma yaptıktan sonra bir konser gerçekleştirdiğimde ilk fırsatta onu çağırmak üzere Tel'ini vermesini rica ettim.Çok kibar,efendi,naif bir adamdı Tarık.Elini sıkarak yanından ayrıldım.
Arkadaşımın ve yeğeninin yanına gittiğimde uzaktan gördüm ki;  Tarık müdürüne yine bir şeyler açıklamaya çalışıyordu.Arkadaşımın yeğeni aldığı giyeceğin bedeli olarak kasaya tam ''1200'' lira  ödedi.
Tarık, asgari ücretle orada çalışıyordu.Her ay ''950'' lira için.Günlüğü ''36'' liradan...Yani üç kişinin bir fastfood dükkanına gidip aldığı üç menü fiyatına...Yol parası yoktu.Servisi yoktu.Günlük yediği yemeğe biçilen fiyat ''7'' liraydı.Doysada doymasada yedi liralık bir şeyler yemeliydi.Fazlasını yerse ayın ortasında aç kalacak,evden bir şeyler götürmek zorunda kalacaktı.İşin mesaisi çoktu,karşılığı para olarak verilmiyor,yaptığı mesai saatine göre saatlik izinlerle geçiştiriliyordu.Ezilendi.Hayata karşı savaşandı.Birilerinin hayatlarında kendi hayatını görmezden gelerek mutlu olmasını sağlayandı.Birilerinin de daha da çok zengin olmasını sağlayan...
Neydi tezgah toplayan bir kızın 18-19 yaşında maddi manevi özgürlük yaşayan ve hayatın tadını çıkaran diğer kızdan farkı? O da istemez miydi dolaşmayı,gezmeyi,giyinmeyi,gülmeyi...
Ve böyle bir insanın lakayit ve kendini bilmez tavırlarına hayatı boyunca hedef kalacağındaki neden neydi?
O dükkanda karşılaştığım teyzelerin sonsuz olanaklara sahip olmak için,bu hediyeyi almak için İlahi adalet karşısında neler yaptığını merak etmeye kimsenin hakkı yok muydu?
Tarık ve Tarık gibiler birilerinin kaprislerini,egolarını,hayat sorumluluklarını çekerek mi sayılı günlerinden bir şey anlamadan hayatına veda edecekti.
İşte buydu arkadaşlar kafama takılan konulardan biri.İnsanlar arasındaki bu büyük uçurum.Ekonomik sıkıntısı olan bir yerde göze sokularak yaşanan ekonomik özgürlüklerdi.
Diye bilirsiniz: ''Nerden biliyorsun belki onlarda başkasına yardım ediyordur''
Bende diyorum ki ''Görmüyor musunuz sağlaması önünüzde duruyor;Herkesin birbirine yardım ettiği ve yardım etmeyi sevdiği ve de herkesin biribirini sevdiği bir toplum olsaydık şimdi herkes dilediği hayatı yaşıyor olurdu.Hep banacılık,vurdum duymazlık,ego her zaman içimizde, ezen ve ezilen olarak bölünme yaratmıştır.Hala istatistiklerde durumumuz gelir düzeyi düşük,işsizlik had safhada,gizli zenginlik çok olarak gözüküyorsa bunun da neticesi; hiç bir şeyin değişmediği ve kimsenin kimseye yardım etmediği gerçeğidir.Ya da sayıca yardım severlerin çok az olduğudur.
Eve döndüğümde mağzanın merkez ofisine ''Tarık'' hakkında ''işine ve müşterisine gösterdiği özene karşılık'' teşekkürlerimi belirten bir mail attım.Ve böyle değerli personellerin kaybedilmemesi gerektiğini vurguladım.
Dünyada kendi mutluluklarını kaybetme uğruna başkalarının mululuğu için hayatlarını feda edenlere en derin sevgi ve saygılarımla.

















 
 
 
 
 






BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:



19 Mart 2014 Çarşamba

SON GÜNLERİM



Bu gün doktor kötü bir haber verdi bana.''En iyi yönünden düşünürsek 4 ay, en kötü 1 ayınız var'' diyerek yüzüme pat diye durumumu söyledi.Doktor bu; alışmış tabi...Sanki duygularını aldırmış.Mimiklerini de... ''Allahtan ümit kesilmez'' diyerek tamamladı cümlelerini. Ve röntgen filmlerini,tahlil sonuçlarını elime tutuşturu verdi. Başım önde çıktım odasından. Sonra ağır ağır indim hastanenin merdivenlerinden. Hayır üzgün değildim. Belki de sevinçliydim. Artık düşüneceğim hiç bir şey kalmamıştı,uzun bir istirahate çekilecektim. Geriye dönemeyeceğim için (sonuçda bu bir seyahat değildi) arkamda yarım bıraktığım ya da bu hayatta yapmak isteyip de yapamadığım hiç bir şey kalmamalıydı. Bir de borçlarım var mı kontrol etmeliydim. Kimseyi zor durumda bırakmak istemem.
Arabamı Caddebostan'a doğru sürdüm. Sahilde park ettim. Deniz kenarında kimsesiz bir bank bulup oturdum. İnsan en dibe vurduğu zaman neden böyle tenha yerleri tercih eder acaba? Herhalde eksiksiz planlar,hesap kitaplar yapmak ister. Hayatının hesap özetini çıkarmak ister...
Süre olarak en kötüsünü düşünmeliydim. Fazlası bana hediye olmalıydı. İşte burada çıkmazdaydım. Otuz günde neler yapmalıydım? En önemlisi hangisiydi ki ilk ondan başlamalıydım. Bence vedalaşmaları şimdiden yapmalıyım. Sonra son günlerimde elden ayaktan düşer,bilincimi yitirirsem olmaz,içimde kalır. Veda fasıllarından sonra da nerede sabah orada akşam dağıtırım artık.
Tüm bir günümü anneme,diğerini kardeşime,ananeme,babama ve sevdiğime ayırmayı da düşünüyorum. Dolayısıyla 5 günüm gitti bile.
Gözüm bir anda gökyüzüne takıldı. Belkide hani derler ya hayatımı bir film şeridi gibi geçirecek bir yerler arıyordum. Aklıma şey geldi; ölen dedemi ve diğerlerini görebilecek miydim orada acaba...
Şeyi de düşünüyorum; Allahtan arkamda öksüz kalacak bir çocuğum yok. Benden hatıra bir kaç şarkı var.
Gözlerim mi buğulandı ne? Yok yok...Ne yapıyorum ben? Şimdi sırası mı?
Şimdi kalkıp eve gideyim akşam dışarı çıkmak için güzel bir hazırlanayım. Bir kaç kaçamak yapmanın tam sırası. Dünyevi zevklerin tabakta kalan son lokmalarını da sıyırma zamanı...
Yarın bankada olan paramın tamamını çekip yarısını kurucusu olduğum ''Think Green Dreams Company'' yöneticisi Mr. Arcunand'a teslim etmeliyim. Ayrıca bundan sonra yapmasını istediğim, vakıf için hayata geçirmeyi düşündüğüm şeyleri not bırakmalıyım.
Daha sonra bizimkilerin hesabına bir kaç kuruş...Kefenin cebi yok ki...
Daha da sonra son bir konser organizasyonu için David'i aramalıyım.
Yapacaklarımın kabası bu. Diğerleriyse çılgınlık,belki ölüme meydan okuma.
Yükseklik korkuma Kapadokya'ya giderek bir balonla meydan okumak istiyorum. Ve bağırmak ''Ölüm senden korkmuyorum'' diyerek...
Sonra bir Ferrari kiralayarak ibresini son hızda kırmak, Belli bir saat aralığında bir fast-food'cuda herkese bedava yiyecek-içecek dağıttırmak, Bir oyuncakçıya giderek alabildiğim kadar oyuncağı sokaklarda sakız satan,flüt  ve darbuka çalan çocuklara dağıtmak istiyorum.
Darülacizeye giderek hiç tanımadığım bir amcanın yada teyzenin hayat hikayesini dinleyerek ağlamak istiyorum.
Son konserden bir gün sonra da evime kapanıp Allah'la başbaşa kalıp bu güne kadar ona olan bağlılığımı pekiştirmek istiyorum.
Soruyorsunuz değil mi?  '' Peki bunları sağlıklıyken neden yapmadın? '' diye.
Hayır yanılıyorsunuz yaptım. Onlara sadece veda selamı verebilmek için tekrar yapacağım şeyler bunlar.
Peki ya siz ''Bir dakikanın değerini,şu güneşin,kardeşliğin,sohbetin,şarkıların,gülmenin,sevmenin,sevgilinin,annenin,diğer canlıların,denizin,nefes alabilmenin,bir günün içinde bize yaşatılan aksiliklerin bile değerini'' bildiniz mi?
Bir ay sonra ölecek olsanız maneviyat ve vicdan tartınızda neler eksik yada eksizsiz kalır düşündünüz mü?
Bir ay sonra ölecek olsanız ne yapardınız?
                                                                                                                     
                                                                                           19.03.2014  12.00















not: ''Hayatınızın Son Bir Ayını Yaşamak Üzere Olsaydınız, Kendinizle Nasıl Hesaplaşırdınız'' ı Kendinize Sormanız İçin ''Hastalık'' Olayı Tarafımca Kurgulanmıştır.



BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA

                                                                                             

12 Şubat 2014 Çarşamba

14 ŞUBAT 2014






                 
 

 
Yo merak etmeyin; klişe şeylerden bahsetmeyeceğim.

‘’Aşk’ı kim kaybetti de biz bulalım,sevgi denen şeyi bir tek Allah biliyor biz sadece hissettiklerimizi ‘’sevgi’’ sanıyoruz..Mutluluğun resmini nasıl çizemiyorsak aşk ve sevgininkini de çizemiyoruz…Bir annenin dokunuşu,bir köpeğin suratımızı yalaması,bir bayram havası sevgi tomurcuğuna bir kaç örnek işte…Sevgiler hep yalan,hatunların gözü cüzdanlarda,erkeklerinki de hep kalçalarda…’’     gibi öğüt verici yada örnek verici cümleler sarf etmeyeceğim.

Dedelerimizin muhallebicilerde buluştukları eski flörtlerden de bahsetmeyeceğim.Görücü usullerinden…Utangaçlıklardan falan…İmam nikahıyla evlenip dövülen kadınlarımızdan,ortada kalan aşklardan da, bir ay resmi nikahla evli kalıp ayrılan yollardan da…

Eros’un hikayesinden bahsetmeyeceğim.İlk oku kime sapladı,kimin neresine sapladı.Okları nereden buluyor v.b

                           Nerede akşam orada sabah aşklardan,arkadaşının sevgilisini çalıp mutlu olmaya çalışanlardan…
     Sütçüden,manavdan,veresiye defteri ödeme seçeneklerine değişik bir bakış açısı getiren bakkal   amcadan  bahsedip bu güzel ve masum güne gölge düşürecek hikayelerden de uzak duracağım. (Bir de Türk Filmi  arşivlerinde ‘’aşk filmi’’ katagorisine bir kült olarak yerleşmiş;Müjde Ar ve sevgilisinin debreşmiş tutkuları sonucunda kafayı araba camına sıkıştırma sahnesini de hatırlatmayacağım.)

       Kumsal ateşi eşliğinde başlayan ve gecenin sonunda yatakta son bulan bir gecelik yaz aşklarından da bahsetmeye gerek yok.

Melankolik,platonik,politik, aşklardan….

Mantık evliliğindeki mantıksızları anlatıp da sizleri güldürecek de değilim.

Kız arkadaşını ilk defa evine 14 şubatı bahane ederek davet eden ve yemek hazırlarken başına çok tatlı sakarlıklar gelerek (genelde yemeği yakarak) kız arkadaşına sempatik ve masum gözüken ve de o akşamın yemeğini dışarıdan (e herhalde) ısmarlamak zorunda kalan adamın tiyatrosunu da anlatacak değilim.

‘’En güzel hediye çiçek’tir.Hediyenin büyüğü küçüğü olmaz’’ mantelitesini kız arkadaşına yedirmiş ergen arkadaşı da mevzu etmeyeceğim.

Evlilik sözleşmeleri üzerine kurulu evliliklerden…

İmzadan önce verilen ‘’hastalıkta ve sağlıkta’’ sözünü ‘’gülerken ve para harcarken’’ şeklinde tecrübe etmiş çiftlerin hikayelerini de yayınlamayacağım.

Sadece ‘’Sevgililer Gününüzü’’ kutlayacağım. ‘’Kutlu Olsun.’’

 

 

                 
               

 






























BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA
 



 

1 Şubat 2014 Cumartesi

BİR GÜN ALZHEİMER OLURSAM SEVGİLİM






Gelecekteki Anneme;

Senin için kolay olmayacak,biliyorum.Hiç kolay olmayacak!

Yavaş yavaş unutacağım çünkü!

Unutabilmek için yıllar boyu dua ettiğim,iltihaplı bir yaraya dönüşmüş anılarımı unutsam sadece, ne iyi! Hatta acılarımı,kırılmış hayallerimi,hayata dair bütün ıvır zıvırı,yaşanıp geçmiş ve atık olmaktan başka değeri kalmamış olayları unutsam,benim adıma belki sevinirsin!

Ama hayır! Sevdiklerim ve sevinçlerim de birer birer terk edecek beni!

Seni unutmadığım sürece pek aldırmayacaksın belki ama sıra ya sana da gelirse! Tabii adım gibi eminim,ilk başta konduramayacaksın.

Basit bir dalgınlık,ilerlemiş yaşa bağlı unutkanlık gibi görünecek sana!

‘’Zihni o kadar dolu bir insandı ki,sonunda yoruldu,iflas etti işte’’ diye düşüneceksin.

Sonra bir gün…Apaçık biçimde…

Unuttuğumu da unuttuğum gerçeğiyle yüzleşeceksin!

Anlayacaksın ki,artık ben yokum, o yüzden sen de yoksun, aşkımız yok. Sadece yüzer gezer anı parçacıkları ve bölük pörçük imgeler kalacak geriye. O gün, sakin olman zor, biliyorum! O gün, ne kadar buna hazırlandığını sanmış olsan da ,canın çok sıkılacak! Haksız da olmayacaksın!

Öyle ya…

Aramızdaki  o dile dökülmemiş fakat çok güçlü anlaşma; tutku solup gitse bile birbirimize olan bağımsız hiç bozulmayacak diye hani…

Hep birbirimizi gözeteceğiz,birbirimizi kollayacağız anlaşmasını yani, tek taraflı ve sana sormadan bozmuşum gibi gelecek! Kırılacaksın!

Hep yaşlanmamı hesaba katmıştın.

Ama küçük bir çocuğa, hatta bir bebeğe döneşeceğimi nasıl kestirebilirdin ki! Ne yazık ki, elimden bir şey gelmeyecek! Belki seni şaşkınlıkla izleyeceğim.

Belki üzüntünü gözlemleyip bambaşka şeylere yoracağım. Belki hiç anlamayacağım.

İşte o gün gelirse eğer…

Sen sevgilim…

Seni annem bilirsem…

‘’Anne’’ dersem, bir gün birdenbire. Ve bunu tekrar etmeye başlarsam…

Bil ki, artık annemsin.

Bana hayatımı hatırlatmaya kalkma ne olur! Ve de seni nasıl koruyup kolladığımı,süprizlerimi,buluştuğumuz ilk yeri,komik hatıralarımızı,sahil yürüyüşlerimizi ve alışverişlerimizi…

 Somurtmanı istemem! Tamam! Biraz gülebilirsin,çokca gülümsemelisin hatta…

Düşün…

Birkaç aylık bir bebek de annesinin ‘’kim’’ olduğunu bilmez ama nasıl tutkuyla ve güvenle tanır onu,değil mi?

Bu saçları dökülmüş,teni pörsümüş bebek de öyle hissedip tanıyacak,öyle sarılacak annesine!

Keşke benim gibi yaşlı bir bebeği ‘’çocuk esirgeme kurumu’’na verebilsen.Ama bu da mümkün değil.

Sevgilim,zor ama dişini sıkıp onu bağrına basmanı isterim.

Nasılsa uzun sürmeyecek!

Bebekler büyür.

‘’Koca bebekler’’ ölür.

Eminim, vardır böyle olmasının bir nedeni.

Hoşçakal.

 






BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:



15 Ocak 2014 Çarşamba

TEŞEKKÜR EDERİM.





Bir şarkıyı isteminiz dışı bir yerlerde işitebilirsiniz,bir filme yada hareketli bir görsele tesadüf bir an göz atabilirsiniz ancak içinizden gelmedikçe ve siz istemedikçe hiç kimse size bir şeyler açıp okutturamaz.
Teşekkürler fikirlerime değer veren ve beraberce üzerinde düşünüp bazen de güldüğümüz yazılarıma nazikçe vakit ayıran  değerli okurlar bloğumun ulaştığı 3000 ziyaret için teşekkür ederim.







 

 



FREE


- Siyah ten rengine sahip olarak doğmanın nedeni ne olabilir?
- Bilmiyorum ama bu güne kadar kimsenin bulamadığı bir mesajı olduğunu düşünüyorum.bazı kimseler iyi niyetleriyle bu ayrımı; hayvanlarında bir kısmı iki ayaklı kimisi dört,kimisi uçabiliyor kimi uçamıyor,kimi bir zebra gibi desenli,kimi kadife tüylü....gibi örneklerle açıklıyor.
- Ama onlar tür. ve tür olarak belli özellikleriyle anılırlar.ancak bizim türümüz yok.biz insanız.en önemli ve diğer canlılardan bizi ayıran özelliğimiz ''aklımız''. ten rengimiz,tüy farkımız yada ayak sayımızla içimizde birbirimizden ayrılmıyoruz.
- Peki  ten rengimizin koyu olması bize kötü davranılmasına geçerli bir neden olarak gösterilebilir mi?
- Günümüze kadar gelinilen süreç içerisinde çekilen büyük acı ve fedakarlıkların sonunda bu zihniyet yıkılmıştır.Artık siyah insanlar da her türlü hakka ve özgürlüğe sahiptir.Fakat içinizdeki bazı siyahlar hala kutuplaşmayı sürdürmek istemektedir.kendi mahallelerini kurarak,oralara kimseyi sokmayarak,kirli işler çevirerek....
- Neden kiliselerdeki gospel korolarında görev yapan siyah insanlardan da bahsetmiyorsunuz. demek ki bir şey herkese mal edilemez. istisnalar olabilir. her kötünün içinde az da olsa iyi vardır.
- Kendi içinizde yıkamadığınız bir imaj var. çoğunuz atalarınızdan kalma isyankar ruhlusunuz. artık tüm kötü şeylerin geride kaldığına inanmalı ve beyaz insanlara güvenmeyi öğrenmelisiniz. belki de düşünülenin tam tersine ırkçılığı sizler yapıyor,beyaz tenli insanları dışlıyorsunuzdur.

Bir Hayalim Var

   Martin Luther King   

    15 ocak 1929 & 4 nisan 1968   

 

“Bugün diyorum ki dostlarım, şu anın ve yarının getireceği güçlüklere ve engellemelere rağmen hala bir hayalim var benim. Amerikan Rüyası içinde derinden yer edinmiş bir hayal.
         
Bir hayalim var: Gün gelecek bu ulus, ayağa kalkıp kendi inancını gerçek anlamıyla yaşayacak;'Şunu kendinden menkul bir gerçek kabul ederiz ki, bütün insanlar eşit yaratılmıştır.'

Bir hayalim var: Gün gelecek eski kölelerin evlatlarıyla eski köle sahiplerinin evlatları,
Georgia’nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasına birlikte oturacaklar.

Bir hayalim var: Gün gelecek, adaletsizliğin ve eziyetin sıcağıyla bunalıp
çölleşmiş olan Missisippi Eyaleti bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek.

Bir hayalim var: Gün gelecek dört küçük çocuğum, derilerinin rengine göre değil
karakterlerine göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar.

Bugün bir hayalim var!

Bir rüyam var: Gün gelecek ahlaksız ırkçılarıyla, "müdahale etme" ve "etkisiz hale getirme"
kelimelerini dilinden düşürmeyen valisiyle Alabama, işte tam orada Alabama'da, küçük siyah
oğlanlar ve kızlar; küçük beyaz oğlanlar ve beyaz kızlarla el ele tutuşma şansına sahip olacaklar.

Bugün bir hayalim var!

Bir hayalim var: Gün gelecek her vadi yüceltilecek, her tepe ve her dağ alçaltılacak, engebeli alanlar
engebesiz hale getirilecek ve eğri büğrü bölümler dümdüz olacak; Tanrı'nın zaferi ortaya çıkacak ve
bütün bedenler bunu birlikte izleyecekler."

 





 İnsanlar genellikle birbirlerinden nefret ederler çünkü birbirlerinden korkarlar; birbirlerinden korkarlar çünkü birbirlerini tanımazlar; birbirlerini tanımazlar çünkü iletişim kurmazlar; iletişim kurmazlar çünkü kendilerini sınıflara ayırmışlardır.
 
 

 
 



BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:



13 Ocak 2014 Pazartesi

GÜVEN




...............Allah kendi evlatları gibi yetiştirmek üzere yarattığı ilk insanların mutlu olmaları için onlara her türlü imkanı fazlasıyla sağladı.Hiçbir eksikleri yoktu.onlarla eşsiz ve ebedi sevgisini paylaşmak için onları yarattı.ama sevgi karşılıklı olmalıdır değil mi?Allah atalarımızın kendisine tapmalarını ve sevgi göstermelerini emredebilirdi,ama bunun bir anlamı olmazdı.Allah Adem ve Havva'nın kendi özgür iradeleriyle kendisine bağlı olmalarını istiyordu.o yüzden Allah ilk atalarımızın kendisine olan sevgilerini göstermeleri için onlara şöyle bir fırsat tanıdı; İçinde bulundukları bahçenin tüm ağaçlarından yemeleri serbestti,ancak Allah'ın gösterdiği iyiyle kötüyü bilme ağacından yemeleri yasaklandı.Rab'bin buyruğu uyarınca kendisine olan sadakat ve sevgilerini göstermeleri ve de nefislerini kontrol etmeleri gerekecekti.aynı zamanda Allah ''yasaklanan meyveden yerseniz öleceksiniz (ölümlü olacaksınız) '' diye belirtti.
Bu denemeye ne gerek var? diye düşünebilirsiniz.denemenin amacı; esas ilk atalarımızın sevgilerini pekiştirmek ve yetkinleştirmekti.zira sevmenin alternatifi olmadıkça gerçek sevgiyi bulamayız.örneğin insan beşik kertmesi sonucunda biriyle evlenirse bir gün kendisine sormaz mı? ''acaba eşim özgür olsaydı beni mi seçerdi yoksa başka birini mi? '' Bunu neden sorardı; çünkü o evlilik sevgiye değil mecburiyete dayalı olarak kurulmuştu.anlaşılan şu ki seçme ya da deneme süreciyle karşı karşıya gelmemiş sadakat pek sevgi sayılmazdı.
Aslında ağzımızdan düşmeyen bir sözdür, ''Allah'ını seversen yapma'' bu sözcük anlamını yitirmiş de olsa (ağzımızda çok kolay söylenir bir hal alsa da) eğer Allah'ı seviyorsan ve sevgin yalan dolan,göstermelik bir sevgi değilse bunu yapmazsın.gösterdiğimiz sevginin samimi,gerçek,yürekten gelen bir sevgi olup olmadığı, o sevgi için ne yapıp ne yapmayacağımıza bağlıdır.Allah da Adem ve Havva döneminde bunu görmek istemişti.acaba O'nu, meraklarını yenip,onu kırmayacak ve o ağaca dokunmayacak kadar seviyorlar mıydı? yoksa yüce Allah bir meyve yüzünden o kadar çok sevdiği,kendisi için dünyayı yarattığı insandan neden uzaklaşsın. oysa ki Allah ,ilk atalarımızla paylaştığı sevgiyi daha da pekiştirmek için Adem ve Havva'nın kendisine olan sadakatlerini göstermeleri için onlara bir fırsat tanımaktaydı.çünkü gerçek sevgi ancak özgür seçime dayalı tercihlerimizde değer ve anlam kazanır.
Allah Adem ve Havva'dan sevgi ve sadakat isterken bunu özgür iradeleri ile isteyerek ve seçerek yapmaları ve göstermeleri için bir yol sağlamıştır. Bu çok basit bir ağaç ve onun meyvesiydi. başka türlü Rab onları sadece iyilik yapmaya programlanmış robotlar olarak da yaratabilirdi. fakat bunun hiçbir yararı olmazdı. Allah onlarla bir sevgi ilişkisi yaşamak istediği için onları tamamen özgür bırakmak durumundaydı. çünkü sevginin samimi olup olmadığının anlaşılması içn denenmesi şarttır. nitekim gerçekten seven,sadakatle sevmeyi seçendir.
Ne yazık ki atalarımız Allah'tan almış oldukları sevginin karşılığını veremediler. günün birinde yılan kılığına bürünmüş şeytan Adem ve Havva'nın karşısına çıktı. aralarındaki diyalog şöyleydi:
Yılan : ''Allah gerçekten, ''bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin dedi mi? '' diye sordu.
Kadın: ''Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz'' diye yanıtladı. '' Ama Allah, ''bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin,ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz'' dedi.
Yılan: ''Kesinlikle ölmezsiniz'' dedi. ''çünkü Allah biliyor ki,o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak,güçleneceksiniz,iyiyle kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız.''
Kadın ağacın güzel,meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü.Meyveyi koparıp yedi. yanındaki kocasına verdi,o da yedi.
Adem ve Havva bu şekilde ilk defa günaha düştüler. ne yazık ki bu eylem başta göründüğü gibi basit ve masum bir hata değildi. bu resmen bir isyandı.Aşık atmakdı. çünkü kendilerini Allah'ın seviyesine yükseltmek isteyerek onları yaratan ve şefkatiyle besleyen Allah'a karşı baş kaldırmışlardı. daha kötüsü ve en önemlisi Allah'ın yüce sevgisine ihanet etmişlerdi. sahip oldukları her şey Allah'ındı. o evlatlarına evrendeki en yüce ve en güzel yeri  bağışlamıştı.onlar ise tüm bu nimetleri bir anda yok sayıp Allah'ın eşsiz sevgisini ayaklaraltına aldılar ve çiğnediler.
Adem ve Havva günah işler işlemez Allah'ın daha önce söylediği gibi ölümlü kılındılar.Allah'la paylaştıkları eşsiz mutluluk bir anda bozuldu. artık masum ve kutsal değildiler. sonra Allah gelip onlarla yüzleşmek isteyince atalarımız günahlarını itiraf edip af dileyeceklerine birbirlerini suçlamaya başladılar. hatta Allah'ı bile suçlamaya kalkıştılar. bu defa sadece Allah ile araları değil, birbirleriyle olan ilişkileri ve sonra doğayla olan ilişkileri de bozuldu,Sonunda Allah onları kutsal huzurundan kovmak zorunda kaldı; çünkü kusursuz ve kutsal olan şefkatli Allah günaha bulaşmış insanlarla bir arada olamazdı. şeytan da kovularak bu olaydan payını aldı (onun hikayesi de başkadır.)
Böylece insan bugün dünyada gördüğümüz mutsuz,tadminsiz ve sefil haline geldi. başta yaptığı gibi günah işlemeye,Allah'ı kandırmaya,tövbe edip tekrar nefsinin peşinden koşup günah işlemeye devam etti. üstelik ölüm dünyaya geldi. Adem ve Havva'nın sevgileri gerçek ve sadakatleri tam olsaydı hiç ölümü tadmayacaklardı.Ve düzen başka bir şekilde,belki de sırf güzellikler üzerine kurulu kalacaktı.Cennet ve Cehennem olmayacaktı. isyanları yüzünden günahla beraber ölüm ve bir sınav egemenlik sürmeye başladı. ama en önemlisi, Adem ve Havva'nın Allah'la yaşadıkları mükemmel sevgi ilişkisi  Aden Bahçesi'nde sona ermiş oldu.
İnsanoğlu'nun ilk sınavında ve kaderinin değişmesinde rol oynayan bu meyveyi  yerken,  esasında her şeyin aklımıza gelmeyen pamuk ipliklerine bağlı olduğunu hatırlatan bu başlangıç hikayesi aklıma gelir.  Allah'ın her şeyi yaratırken o yüce sevgisini ve güvenini kullandığı da....


 
 


 


BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA: