Sayfa Görüntüleme Sayısı

20 Kasım 2013 Çarşamba

KORKU



 
 

Korkum görünmeyenden ve bilinmeyenden yana da olmuştur hep.
Bir de düzenimi bozacak köklü değişikliklerden. Savaştan,huzur bulduğum yerlerin elimden alınmasından ya da toprağım hakkında yapılacak olanların bir vatandaş olarak onayım alınmadan yapılmasından...Kendi evimde yabancı olmaktan korkarım. Cahiliyete esir düşmekten de...
Bir de yükseklik korkum vardır. uçakta koridor tarafını tercih ederim. ve mümkünse benimle konuşulmamasını ve de ben isteyene kadar bana servis verilmemesini...gözlerimi kapar kulağımdaki müzikle beraber koltuğa gömülmüş bir şekilde ineceğimiz anı beklerim. uçakta olduğumu hatırlatacak hiç bir şey duymak ve görmek istemem. bünyeme dokunmasa uyku ilacını tercih edeceğim ama kullanamıyorum. huzursuz ve kafam dolu yattığım uykularda hep yüksekten düşerim. ya da çok yüksek bir yerin kenarlarında yürür görürüm kendimi. siz hiç yüksekten düşerken size gülen bir kuş gördünüz mü?
Dev dalgalarla boğuşurken sizi kurtaran bir yunus? deniz de benim için tedirginliktir. çünkü ona da ne gücüm ne de aklım yeter. aynı Allah korkumda olduğu gibi. inanmak istedikten sonra onun işaretlerini inanın bir çok anda görüyorsunuz. ama farkında olmayı yürekten istemek lazım.ona açık olmayı... parasız kaldığım ve almayı çok istediğim bir şeyin karşısında çaresiz durduktan sonra oradan ayrılıp yoluma devam ederken yerde para bulmamdan tutun da; çocukluğumdan beri mama niyetine yediğim şu müziğe profesyonel anlamda katılmamda gerçekleşen olayların tam karşılığı ''mucize'' dir. onu gerçekleştiren ''Allah'' tan başkası değildir. ondan korkmamız için çok nedenimiz var. Allah korkusu tüm yapılan iyilik ve duyulan vicdanların başıdır.
Bir de tiksindiğim şeyler vardır; korkmam ama iğrenirim. yılanlar mesela...kara sinekler...midemi bulandırır.
Öbür dünyaya ait olanlar var bir de... derler ya; ''ölüden korkma canlısından kork'' bu laf bir filmde gördüğüm bir kaç sahneyi aklıma getiriyor: kurt adam bir insandan kaçıyordu. bir vampiri bir köpek ısırıyor,pamuk prenses de bir sepet elmayı cadıya yedirmeyi başarıyordu.
Bir gün belki karşıma çıkarsa bir vampire; ''neden insanların kalçasını değil de boynunu tercih ettiğini'' , bir kurt adama; ''kurt haliyle başka bir kurtla çiftleşirken mi yoksa insanken bir insanla çiftleşirken mi daha çok zevk aldığını'' , bir iskelete de; ''insanın içi boş halinden neden bu kadar korktuğunu'' sormak isterim.
''Maymunlar Cehennemi'' ni izlemiş miydiniz? oradaki mesaj çok düşündürücü gelmiştir bana. filmde maymunların dünyasında yırtıcı ve tehlikeli olarak görülen insanların yaşam savaşı konu edilmişti. hayvanlar insan,insanlar hayvan yerine konulmuştu. düşünsenize bu güne kadar dünyada işkence gören bütün hayvanların insanları esir alıp ''artık sizin şartlarınızda biz,bizim şartlarımızda da siz yaşayacaksınız'' dediklerini.
Benim köpek koltuğuma oturmuş,kumanda elinde,bir tarafında da popcorn,bana posta koyuyor. kuaföründen randevu almamı istiyor falan... hoş zaten evde beslenen tüm hayvanlar sahibinin yaşam kalitesinde hayatlarını sürdürüyorlar. sahiplerine kötü davranmalarını gerektirecek bir durum yok ortada yani :)) olan sahipsizlere oluyor.
Bir de insanoğlu var. ''İnsanlardan korkar mısın?'' diye soracak olursanız;
 ''o kadar hayvan , doğa ana , esrarengiz yaratık ve şeytan bile insandan korkuyorsa ben neden korkmayayım'' derim size.


 
 
 
 

KORKTUN MU?

 

Kapıda biri var

İçimde bir korku

Dünyanın binbir hali

Şimdi sıra bende mi?

Korktun mu?

Evet korktum

Sanki çok yüksekten düşüyordum

Ölmeden uyandım

Ama sanki

Arkamda bekleyen biri var

 

Beni benimle bıraktın

Bu korkumla yüzleşmeye yatırdın

Yalan mı sandın?

Bana inanmadın

Ve o duyduğum seslere…

Bak şu ellerime,gözlerime

Karanlıkta yalnızlar

Bak şu ellerime karanlıkta kayboldular

Bak şu gözlerime karanlıkta yalnızlar

 

 


 


 
 
BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:

15 Kasım 2013 Cuma

ÇOK UZAĞA...






Bence çok uzağa gitmeli.
Kişisel sorunlarını kendi çemberinde yaşayamayanlar çok uzağa gitmeli.
Kendi dünyasını ıssız bir yerlere taşımalı,egosunu sırtlayıp gitmeli.Taşıyabilirse tabi...
Kimsenin canını artık sıkmadan...çok ıssızlarda kendini bir şey sanmalı. veremediği insan ve hayvan sevgisini yalnızlığına vermeli.
Kızmadan kimseye; kendisine karşı,kendisi gibi davranan insanlara darılmadan gücenmeden...
Kendini bir şey sanmaktan çok sanılacağı bir yere doğaya gitmeli. taşa,toprağa dinletmeli kendini.
Anlayacağın; şapkasını önüne koymalı insan.
Madem bu kadar vurdum duymazsın ve ulaşılmaz...o zaman yalnızlığı bilirsin.tek başına ölmelisin.
Kendini anlatabildiğin ve seni tek dinleyen o taş toprak var ya; ona gömülmelisin.
''Herbokolog'' tarzınla her şeyden anlar ve kimseyi konuşturmazsın ya, işte o kurduğun ''Egolaxi'' gezegenindeki bir hastaneye kendin gibi başhekimler atayabilirsin.onlar da zaten senin dengin kişiler olur ki; oralara kadar seninle gelmelerinden bunu anlaması zor olmaz.
Becerini , icranı; sevmediğin insanlara göstermenin bir anlamı olmamalı değil mi senin için ?
Evet o zaman gitme vaktin geldi.
Çok uzağa gitmeli.
Neden başarılı ve popüler insanlara yakın durursun? Neden hep güçlünün yanında olmak istersin? onların sırtına egonla binip onları alaşağı edip kendini yukarı çekmemelisin.ya da onlara denginmiş gibi görüp yanlarında olmak isteyerek kendini kandırmamalısın. sen de biliyorsun aslında; bütün bunların farkında olunulması seni rahatsız ediyor,hedefin geçikiyor.öyleyse bunları yedireceğin tek yer olmalı; bir çok ''sen'' in dolandığı o yalnız ve ıssız yaşama alanları.
Mesela kendinden bir üstünün mutlaka olabileceği ihtimaliyle frenlemeli insan kendini.
Beklemediği bir şeyle karşılaşma olasılığına ve kendinden daha iyisi olabileceği gerçeğine karşı mütevaziliği bir kalkan gibi kullanmalı.
Önemli değil ben de seni tanımıyorum.ne ben senin güneşinle yanarım ne de sen benim soğuğumla donarsın.herkes geldiği gibi gider.ama doğru olan insanların birbirleri için önemli seviyeye gelebilmeyi başarabilmeleridir.
Egon kulağına bir şey mi söylüyor? seçim senin...o zaman çok uzağa gitmelisin.
Havadar alanlarda bol bol hava atabilir,otu çimeni beğenmezsin.cevabını yağmurla,rüzgarla alır görmezden gelemezsin.
Uzak durmalısın kendi halinde yaşayan insanlardan,işinde gücünde olanlardan...cebinde her gün bir koçan sevgi çekiyle dolaşanlardan...gönlü bol,eli açık...
Kendi kendine kirlenmelisin. He pardon unuttum; ego'nu bırakma buralarda kimseye lazım olmaz merak etme.aksine ayakbağı olur. neme lazım takılır düşeriz o büyük şeye...
Benim hayatımdan,sayfamdan gitmelisin. hala gerçeği göremeyen şevkatli bir kaç insanın hayatından da...
Ne olduğunu gördüm,ne olacağını görmek istemem. insanım ben; acırım.
Şimdi ilk işin valizini toplamak olmalı.
Benden bir şeyler de koymamalısın.
Sadece çok uzağa gitmelisin,çok uzağa...






















BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA

http://www.dailymotion.com/tr/relevance/search/burak+k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna/1
http://www.songaz.com/videosearch.asp?search=burak%20k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna
http://www.youtube.com/watch?v=Isvar68uOn8

12 Kasım 2013 Salı

YAZ ve AŞK





Eskiden yaz aşkları vardı.Ne güzel sıcaklıklardı onlar.
Evet; yaz aşklarında bahsedilen o bilindik muhabbetleri yaşadım.Kumsalda ateş eşliğinde gitardan tutun kumsalda yanyana yatarken yıldızların birbirlerine kaymalarını izlemeye kadar bütün klişeler. :)
Öyle heyecanlı ve masum ki o aşklar,öyle kaptırırsın ki kendini o aşklara; bir bakarsın yaz aşkından kış aşkına ve belkide hayat arkadaşlığına dönüşmüş olur.
Yaz aşkımın en güzeli Fatoş'du.
Dans pistinde tanışmıştık.çünkü ben onu tanışmak için dansa kaldırmıştım.on sekizli yaşlarımdı.yüksek sesli müzik altında konuşmaya çalışıyorduk.yaşadığı yerin Üsküdar olduğunu yanlış anlamamın sonucunda duyduğum sevinci ve sonra da dışarıda devam ettiğimiz muhabbet esnasında İsviçre'de yaşadığını öğrenmemin bana yaşattığı ''baştan aşağı kaynar su'' durumunu unutamam. İsviçre'yi nasıl Üsküdar olarak duyabilmişimdir hala çözemem.İstanbulda ve aynı yakada oturuyor olmanın sevinci ve kafamda beliren yazdan sonra yapacaklarımız hakkındaki heveslerim geri dönüşüm kutusunda geri dönmemek üzere yok olmuşlardı.
Konuştukca kafamdan dökülen sıcak suyun derecesi iyice ısınıyordu.neden mi? çünkü yarın tatilinin sona erdiğini ve yaşadığı yere geri döneceğini öğrenmiştim.benimse daha iki günüm vardı.bir hatunla tatilinin son günü tanışmak ? içimden ''şansımı si....'' diye birşeyler geçirdiğimi hatırlıyorum.böyle güzel bir varlık neden bu şartlarda çıkmıştı ki karşıma? hiç çıkmasaydı ya...
Fatoş'un inci gibi düzgün bembeyaz dişleri,düğme gibi burnu,koyu yeşil gözleri ve kumral beline doğru uzanan kıvırcık saçları vardı.boyu bana yakın (1.80) zayıf yapılı biriydi.
Çok güzel bir gece geçirmiştik.çorba içtiğimiz yerden kalkıp arkadaşları arkamızda bırakarak yan yana birbirimize gülümseyerek yürüyorduk.onun kaldığı yerin önüne geldiğimizde avuç içlerimiz öpüştü ve aşağı yukarı sallandı.gözleri ışıl ışıldı.aynı benim takındığım kırık bir gülümsemeyle ''tanıştığıma memnun oldum'' demişti.o an öyle kararsız kaldım ki ''telefonumu vereyim mi? '' diye. (o yıllarda cep telefonu yoktu sadece ev telefonları vardı hatta mektuplaşma vardı) ama o an doğruculuğum ve mantık adamı olacağım tutdu.ülke dışında yaşayan bir hatunla telefonda flört edip yazdan yaza mı görüşecektim? bu bana saçmalıkmış gibi geldi.ben de ona ''ne kadar keyif aldığım ve tatilin başında tanışmış olamamanın üzüntüsü'' hakkında bir kaç cümle söyleyebilmiştim.dudaklarımızdan çıkan bir ''iyi geceler'' in sonunda arkasını dönüp içeriye doğru yavaş yavaş yürümüştü.ben de otelime gitmek için bir kaç adım attım.sonra arkasından kaldığı yere ve girdiği kapıya doğru baktım.yol boyunca aklımdan çıkmadı sonra uyumaya çalışırken ,sonra İstanbulda okurken,yemek yerken,yürürken,gülerken,ağlarken...koca bir kış yüzü karşımdan,avuç içinin sıcaklığı elimden gitmedi.
Kış geçti.sonra ki yaz aynı ayın aynı tarihinde o akşam o mekandaydım.mekan kapanana kadar.hatta dans ettiğimiz o şarkıyı ''Nothing's Gonna Change My Love For You'' yu bir kaç defa çaldırmıştım.
Kimse gelmedi. ''kapatıyoruz'' demeye gelen garsondan başka...
Mekandan çıktım.ayaklarımın altı ve kulaklarım yanıyordu.gözlerim buğuluydu.yakamoz'a bakarak yürümeye devam ederken geçen sene geceyi noktaladığımız o çorbacının önünden geçmiştim.insanlar mutluydu.aynı benim geçen sene olduğum gibi.daha sonra da onu bıraktığım pansiyonun önüne gitmiştim.bahçesinde bir teyze oturuyordu.ilk başta sormaya çekindim,saat sabaha karşı olmuştu.ama bir kez daha pişmanlık duymak istemiyordum.
- Teyzecim pansiyonun sahibisiniz herhalde...
- Evet yavrum.
- Burada kalan Fatoş adında biri var mı,geçen sene de bu tarihlerde burada kalmıştı.
- Yok evladım tanımıyorum.
Kafam öne düşmüştü.yutkunmuştum.sonra da güneş doğana kadar kumsalda oturmuştum.
Orada olmanın hiç bir anlamı kalmamıştı.tatili yarıda kestim ve ertesi gün İstanbul'a geri döndüm.
Kabullenmek ve olabilecek tesadüfi aşklar için...
Özlemiyle ulaşılmaz aşklar için...

 
Evet aradan yirmi bir sene geçmiş.Fatoş nerededir ve kiminledir bilemem ama bildiğim o yaz'ların,zamanların hatta Fatoşlar'ın yok olduğudur.
Yeni neslin parayla bile satın alamayacakları o yıllara ait (eskiye ait) güzellikleri,hatta cep telefonsuzluğunu tadan şanslı bir adam olarak sevgilerimle....





BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:



18 Ekim 2013 Cuma

AİT OLDUĞUN YERİ VE KİM OLDUĞUNU KABUL ETMEK





Bir kızılderili Washington, DC'de yaşamaya çalışıyor mu?kendi çapındaki olanakları bırakıp casino'da kumar oynamaya yada Central Park'da piknik yapmaya gidiyor mu?
Bir siyah,hala günümüzde kendi ırkının çoğunlukda olduğu bölgelerde kendini daha rahat ve güvende hissetmiyor mu?
Dünya çapında veya ülkemizde bir yerden yüklü bir para bulmadıkça hangi çingene (gipsy) vatandaşını bir restaurantta,bir avm'de,bir sinemada,tiyatroda görüyoruz?
Yaşadığmız yerde bir timsahla trafik ışıklarından geçerken karşılaşıyor muyuz?
Bir ağustos böceğini,bir karıncayı kışın görüyor muyuz?
Biz Çin'e gidince ''köpek'',Çin'li buraya gelince ''çiğ köfte'' yiyebiliyor mu?
Bon Jovi Amerika'da yol üstü bir birahanede şarkı söyler mi?Bizim arka mahalle gazinolarından gelmiş Kader ablamıza Apollo Theater'da kim fix mönü'lü sahne verir?
Mesele; şartlar ne olursa olsun ait olduğun yeri sahiplenme ve yetinmedir.Çapını bilmektir.belki de hayalini kurduğun şeyleri oralarda hayata geçirme gerçeğini kabullenmektir.Başkalarının hayatlarını istila etmek değil...Bazı konularda herkes kurduğu düzende ilerleyip buna şükretmeyi bilse de herhangi bir olanak dahilinde ne olduğumuzu unutup bir doyumsuzluk yaşamaya başlıyoruz.
Allah'ın yarattığı,kurduğu döngü ve düzenin bozulması mümkün değildir ama işlevselliğinin aksaması mümkündür.bu da insanoğlunun tadminsizliğinden ve her şeyi oldurmak istemesinden meydana gelir.
Geçenlerde sinemada izlediğim Alfonso Cuaron imzalı ''Gravity'' filmi bana insanoğlunun ne kadar meraklı olduğunu ve şartlarını ölümüne nasıl zorladığını gerçekci bir biçimde ispatladı.
İnsanoğluna ait olmayan ve insanoğlu için gerekli yaşam şartlarının verilmediği ''uzay'' denen sonsuz karanlıkda ne yaptıklarını da anlamadığım bir kaç astronot'un yaşam mücadelelerini izledim.Filmde aksilikler silsilesi sonucu bayan astronot'un (Sandra Bullock) un uzay boşluğunda yalnız kalması ve dünyaya geri dönme çabaları anlatılıyordu.
Filmin sonunda kendi çabalarıyla dünyaya dönen ''Sandra Bullock''un yüzerek sahile çıktıktan sonra suratını kuma sürtüp kumu iki eliyle avuçlayarak gülme krizine girmesi bana gerçekten sahip çıkmamız,sevmemiz ve yaşamamız gereken yerin dünyamız olduğunun mesajını verdi.
Film boyunca uzayın soğuk yanlızlığını yaşadım oyuncularla...
Ve dünya uzaydan, olduğundan çok daha güzel ve yaşanılası gözüküyordu.Uzaysa bizim için hep bir bilinmez ve keşfedilmesine bir yere kadar izin verilen bir sır olarak kalıyordu.
Ay'a kadar gidilmesine ve teleskopik dürbünlerle,radarlarla gök cisimlerinin tespitine izin verildi.Ama dikkat ederseniz bu keşiflerden sonra ilahi güç artık insanoğlu'nun olanaklarını durdurdu.Uzay'da şaşkın şaşkın dolaşmaktan ve Ay'dan bir torba toz ve taş almaktan başka bir şey yapamadık ve yapamıyoruz. Mars'da yaşama hayalleri kuruyoruz. v.b
Kendi evinin kıymetini bilmeyen,ona bakmayan,her gün bir yerine zarar veren bir ırkın gözünü başka evlere dikmesi ne kadar anlamsız ve gereksiz bir boy gösterisi değil mi?























BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:

13 Ekim 2013 Pazar

NİCE YILLARIMIZA 14.10.1975



Dünyaya yani nasıl olduğunu bilmediğin bir yere kendi isteğinin dışında getirilmek ve ölene kadar yaşayacaklarını nasıl yaşadığının ve değerlendirdiğinin takip edilmesi...
İlginç bir döngü ve nedeni bilinmeyen...
Belki de girmek istemediğin bir sınava sokulmak misali...
Yok olana kadar sıradan bir yaşayan gibi değilde; hayata,birilerine,dünyaya ufak da olsa bir yararım dokunmuş ve akla gelip anılan biri olarak bana bahşedilen süreyi tüketmek isterim.
Kendimin gösterdiği kabuğunu kırma ve azim gösterisini bana hediye edilen bu güzel hayatın bir bedeli olarak ödemek isterim.
Zamanımızın şartlarındaki hayat önüme bir çok engebeler,dikenli güller,çukurlar çıkarsa da bunları bu sınavın şaşırtmacalı soruları olarak görüyorum.
Bakış açına dikkat et,empati kur ve uyanık ol.
Bu güne kadar yanımda olan insanları ve başarılarımı bu yöntemle kazandığımı belirtmek isterim.
İzlediğim; bu yaklaşımı aynı vücudun kabul etmediği bir ilaç misali geri itenler ,görmezden gelenler ve işlerine gelmeyenler sonsuza dek benim dünyamın dışında olacak.Merhamet,vicdan,şevkat ve sevgi nedir bilmeyenler ve öğrenmek de istemeyenler beni uzaktan izlemeye mecbur kalacaklardır.
Üzerlerindeki tüm sorumlulukları yerine getirerek bana emek veren ve desteklerini her daim hissettiren sevgili aileme sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Bana inanan,benimle hala aynı doğrultu ve tempoda yürüyen ve de yoluma katılan sevgi insanlarını da bütün kalbimle kucaklıyorum.
                                                                                                   Nice Yıllarımıza
                                                                                            
                                                                                                   Burak Kırmızıtuna
                                                                                                    14.10.1975


 

 
 
 
 
 
 
 
 


BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:

 

11 Ekim 2013 Cuma

:)



Açtığımız 1975 fast food store'un konumu dolayısıyla hareketli bir alandayız.önümüz açık,mekanın çaprazında apartmanlar sıralı.çarprazdaki ilk apartmanın önünde de sokak lambası bulunmakta.dün mekanın önünde arkadaşlarla dururken yetmiş yaşlarında,belki seksen;bir teyze yanaştı yanıma.
- Evladım şu ışıklarınız var ya bir türlü uyutmadılar beni.ben karşıdaki binada oturuyorum (çarprazımızdaki ilk apartman,önünde sokak lambası olan:) bütün gece yatak odamda dolandılar,göz kırpıp kırpıp durdular bana. olmaz ki böyle...ilerdeki dükkanda da vardı bu ışıklar,söyledik kapattılar.siz de söndürün giderken.yoksa başka yollardan söndürttürürüm.sen misin buranın sahibi?
- Yok ben değilim az sonra gelir söylerim. (der miyim benim diye:)
Teyze maşallah makinalı tüfek gibi söyleyeceğini söyledi,noktayı koydu gitti.sadece diyebildiğim ''yok ben değilim'' olmuştu.ben ''müzik sesinden rahatsız olduğunu söyleyecek galiba'' diye düşünürken,minik led ışıklarından şikayet yedik.
O ışığın nasıl iki yüz metre ötede çaprazdaki apartmanda bulunan teyzenin örtülü penceresinden sokak lambasını da aşarak yatak odasına girip gözünü rahatsız ettiğini çözemedim.gece hiç uyumadım.hesap kitap yaptım.ağladım.bir ışığın gözünden baktım duruma bir de teyzenin....yok,işin içinden çıkamadım.iddiası ''gökten elma yağdırdın,apartmanın çatısında tuğla bırakmadın'' kadar olanaksızdı.
Tweety'nin babanesi kadar tonton teyzem;dilerim dün gece iyi uyumuşsundur.gece ışıklar kapalı kaldı,bundan sonra da kapalı kalacak.
Her eve senin gibi bir teyze lazım vallahi.
iki yüz metre ötede,evin içinden yetmiş yaşında o ışığı algılayabilen ve gözünü rahatsız ettiğini söyleyebilen insan,hırsızı falan daha sokaktayken kokusundan anlar.Maşallah sana.
 
*
 
Kadıköyde park yeri bulmak çok zor.bu ücretli de olsa aynı.her yer full. zar zor az da olsa boş bulduğumuz sokak otopark'ının birine arabamız park edildi,makbuz kesildi falan...
İşimizi halletmek için yürürken bunun gibi bir çok otopark'ın tıklım tıklım istiflenmiş arabalarla dolu olduğunu gördüm.gözüm en köşe dipteki arabaya ilişti.şimdi ben o arabanın sahibi olsaydım arkasındaki yirmi araba nasıl çıkarılacaktı,onu düşündüm...herhalde kalış sürelerine göre park ediliyordu ama on saat kalma sözü veren ve arabası en dip köşeye park edilen birisinin acilen bir saat sonra dönmesi durumunda arabası kendisine o daracık sokakta yirmi araba çıkarılarak nasıl verilecekti merak ettim doğrusu.yoğunluk ve sokak trafiğinde meşakatli olmuyor muydu?
Her neyse;görüşmemiz bitti,otoparka geri döndük.ücretini ödedik.Cem:
- Anahtar nerede? dedi adama.
- Arabanın üstünde. dedi adam.
Arabaya bindik.kontağa elini uzattı.kontak boş,anahtar yok.adama seslendi:
- Anahtar burada yok.
Adam kabararak eliyle işaret etti:
- Arabanın üstünde dedik ya abi.
Bir baktık anahtar ön kaputun üstünde duruyor :))
 
 

7 Ekim 2013 Pazartesi

.ÖT KORKUSU VE ZOR SEÇİMLER


Düşecek olan bir uçakda olsaydınız ne yapardınız?
Kelimeler tasvir etmeme yetmez ki.
Uçak irtifa kaybediyor,kaptan pilot ''acil durum'' anonsu yapıyor.sert bir sarsılma.bir bakıyorsunuz hostes kucağınızda,itip yere düşürüyorsunuz.gözleriniz yerinden fırlamış,gırtlağınızı ve ağzınızı yırtarcasına bağırıyorsunuz.gözünüz kimseyi görmüyor.
Düşüyor olan bir uçakta insanlar nasıl bir adrenalin yaşıyor,onları nasıl düşünceler sarıyor acaba?
Hayal edin;oksijen maskeleri iniyor,koltukların arkasındaki fileli ceplerde bulunan dua kitapları okunmaya başlanılıyor,uçaktaki genel müzik yayını ilahi eserlerle devam ediyor.(insanların zor anlarında ilk akla gelen olur;dinimizin gerektirdiklerini yerine getirme arzusu...o anlar atlatıldıktan sonra yine aynı tas aynı hamam devam ederler)
Uçağın bagaj kapısı kopup düşüyor ve kuvvetli hava akımından insanlar bir-iki uçmaya başlıyorlar.uçağın kapısından bu şekilde düşecekken kafasını çarparak gökyüzüne karışan biri o anda ne düşünür?ölüme bu kadar yaklaşıyorken...insanın evladını bile gözü görmeyecek duruma düşmesi ne acıdır.tam bir can pazarı.
İnsan uçağın yere çarptığı anda bir acı hisseder mi acaba? veya ölür ölmez o an nasıl bir yerde bulur kendini?
Uçağın yere düşeceği anda yaşananlar insana aklını kaçırtır herhalde.
Ne güzelliğin,ne kariyerin,ne de business class'ın hiç bir önemi yoktur o an.
İşte insanlar ilahi güç tarafından her şeylerinden arındırılıp eşitlendirildikleri andadırlar.
 
*
Düşecek olan uçağa eğer binmezseniz anne,baba ve kardeşinizin öleceğini söyleselerdi seçiminiz ne olurdu?
Küçükken beynimi tokatlayan ''Anneni mi seviyorsun babanı mı?'' sorusu hayatım boyunca ikisi arasında bir ayrım yapmanın mümkün olmadığını hatırlatır bana...çok kıymetlilerin seçimi arasında kalacağına metrobüste oturan güzel bir hatunun göz hapisindeyken tutunmadan körüğün ortasında kal daha iyi.
Ama ben merak ediyorum lafta değil uygulamada kaç kişi ailesinin yerine canını verir.bir annenin evladı için ölümü göze almasının yüzdesi yüksektir ama bir evladın bunu yapması tartışılır.
Testere filminin(serinin hangi bölümü hatırlamıyorum) iki kardeşin Jigsaw'ın ilginç oyunlarının birinde karşı karşıya kalmasını izlemiştim.birisinden birisi diğeri için fedakarlık yapmalı ve matkabın kendisine saplanması için direnmemesi gerekliydi.
Hayal edin; aileden birisiyle böyle bir oyunda karşı karşıyasınız.ve siz direndikçe matkap ona doğru ilerliyor,o direndikçe matkap size doğru geliyor.ikiniz de direnirseniz güçlü olan kazanıyor.ikiniz de direnmezseniz ikiniz de ölüyorsunuz.garip ölçüler,kıyaslar bunlar...belkide maneviyatımızın gerçekliğinin ve temizliğinin test edilmesini izlemiştik o filmde...
Düşeceğini bildiğiniz uçağa ailesiyle vedalaşıp kim biner,kaç kişi?
Yada kendiniz için bir bahane uydurarak yolculuğa katılmayıp düşeceğini bildiğiniz uçağa bile bile kim ailesini bindirir?
Her gün sıkıldığınız hayatınıza ve etrafınızdakilere,belkide ailenize söylenirken bu seçim karşısında bir anda her şey vazgeçilmez ve değerli oluverir.
Bana soracak olursanız;ben hepsini uçağa bindirir sonrada bir şeyler içmeye giderdim.
Şaka şaka :))
Aslında uçağa binerek onları kurtarabilirim ama onları yokluğumla dayanılması zor ve sonsuz bir acıyla yaşamaya mahkum etmiş de olurum.
Bu yüzden bende kendime göre önlemlerimi alıp (paraşüt gibi) en azından kurtulma yüzdemi arttırmaya çalışarak uçağa binerdim.
 
 




 

   
 
 
 
 


BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA: