Sayfa Görüntüleme Sayısı

9 Ocak 2018 Salı

ARİF V 216





‘’Cem Yılmaz’’ Ülkemizin bence 1998’den beri en iyi komedi sanatçısı. İyi bir entertainer. Mizahı ‘’bulma’’ ve ‘’işleme’’ tarzı çok başarılı. İlk filmi ‘’Her Şey Çok Güzel Olacak’’ı izlediğimde ileride sinemada da başarılı olacağını anlamıştım. O ilk filmi mizahı bir yana anlamlıydı da, duygusaldı. Zaten onun filmleri hep mesaj barındırır oluyor. Sırf ağzın yırtılana kadar gülmek değil amaç sadece. Stand-up’larında da bu böyledir anlayana.

Arif V 216

Filmin başlangıcında akışın nereye varacağı, ne anlatılmak istenileceği belli olmuyor. Esas konu çok sonradan gelişiyor. Matruşka gibi açılıyor. Benim ve biliyorum ki günümüzden keyif almayan, geçmişe özlem duyanların da ilgilendiği filmin nostaljiyi çok güzel kalplerimize işliyor olmasıydı. Ve Cem, şimdiki nesile teknolojiyle beş kuşak önce neler olduğunu imrendirerek gösterdi. Çok şey kaybettiniz ergen arkadaşlar. Bizler düşüncelerin ve oyuncakların organikleriyle beslendik. Belki cebimizde cep telefonu yoktu ama biz sokak telefonunun jeton yuttuğunu gördük. Zaten bizim cep telefonuna ihtiyacımız yoktu. Size bunu teknoloji ihtiyaç duyurdu. Karşınıza çıkardı. Biz gerçekten iki kuruşa ve bayram mendiline çok tatmin olmuştuk. Ama siz her şeyin kolayına kaçmaya, çabuk ulaşıp çabuk tüketmeye, birbirinizle maddesel yarışlara girip sosyalleştiğinizi sanmaya, her şeyi bildiğini zannetmeye mecbur kaldığınız bir dünyada var olmak zorundasınız. Bunu ancak mütevazilik kazanarak ve kendinizi iyi yetiştirip iyi bilinçlenerek bir nebze telafi edebilirsiniz.

Filmde ‘’sefer tası’’, ‘’dolmuş’’ , ‘’yoğurtçu’’ , ‘’sütçü’’ , ‘’sokak fotografçısı’’ , ‘’ahşap iki katlı evler’’ , ‘’geniş paçalı pantolonlar, boğazlı dar kazaklar’’ , ‘’kibar insanlar’’ , ‘’iki pervaneli tayyareler’’ ‘’pikap’’ ‘’radyo’’ v.b gördüm gözlerim nemlendi.

Filmi izleyenler fark etmiştir; Cem o döneme gittiğinde oranın ortamını çok yadırgamış, insanlarıyla anlaşamamıştı. Onlarla dalga falan geçmişti. Çok çok güzel bir karşılaştırma olmuş. Günümüzün insanıyla o dönemin insanlarının ne kadar farklı olduğunu gözümüze soktu. O dönemin kapkaçsının bile insaflı ve özünde ne kadar saf olduğunu bize inceden inceden işledi. Bir ‘’Özür Dileme’’nin, bir ‘’Günaydın’’ demenin büyüklüğünü gördük. ‘’Özlemişim’’.

Sonra Cem, o dönemin kalabalık ailelerinin birine misafir olmuştu. Münir Özkul, Adile Naşit filmleri geldi aklıma. Sımsıcak. İki katlı ahşap bir ev, sobalı, güğümde ısınan sıcak su… Sabah kahvaltısına ailenin, şarkılar söyleyerek, danslar ederek uyanışı… Cem’in ise onlara yan yan garipseyerek bakışı… Aklıma geldikçe içten içe hala gülüyorum. Kahvaltıda masa dikkatinizi çekti mi? Çukur tabakta bütün çarleston biberler, yine bir tabakta beyaz peynir, diğer tabakta domates, küçük bir kapta zeytin. Şatafat yok ama huzur var yani. He bir de ince bel damalı altlığı ile çay bardağı. Eski bir teneke çaydanlık.

Geleceğe gittiğinde de her şeyin yapaylaştığına, yok olduğuna şahit olduk. Cem’e o dönemde biri omuz atıyordu, o da dönüp ‘’Önüne baksana……’’ diyerek saydırdı. Sonra yanındakine dönüp ‘’Bizim zamanda da vardı böyleleri’’ dedi. Toplumsal mesajlar filmde çok yerindeydi.

Müzikler film ile çok güzel pekişmiş. Zeki Müren (Çağlar Çorumlu) muhteşemdi. Üstadın duruşuna zarar vermeden (kırmadan) onu çok çok güzel oynamış. Bir tür saygı duruşu göstermiş, anmış.

Mekanlar, kostümler, reklendirme muhteşem. Zaten Cem filmlerinde bu konulara çok titiz yaklaşıyor. Teknoloji ise ‘’Hollywood’’ sineması ile aynı düzeyde, aynı kalitede kullanılmış. Çok güzel altından kalkmışlar. Sadece Ozan Güven’in kostümünü daha gerçekçi (bir robot görünümüne daha yakın) yapabilirlerdi diye düşünüyorum.

Filmdeki en büyük mesaj ise 216’nın (Ozan Güven) ‘’Ben İnsan Olmak İstiyorum’’ lafına karşılık ‘’İnsan olunacak bir şey yok’’ göndermesiydi. İnsanları gördükçe yaşadığı hayal kırıklıkları bence filmin büyük mesajıydı. Onun yerinin dünya olmadığı söylenmeye çalışılıyordu. (Onun gibi saf ve kırılgan birinin…)

Filmle ilgili yazacağım eksik kalan çok şey vardır illa ki, ilk aklıma gelen bunlar.

Cem şöyle demişti; ‘’ ‘Pek Yakında’ filminin afişine bakıp, henüz vizyona girmedi, girince izlerim diye seyretmeyenler oldu ‘’

Çok güldüm. Endişelenme bence hak ettiği yerde olacaktır ;)








www.burakkirmizituna.com 
























BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:



7 Aralık 2017 Perşembe

HAYATIN GERÇEKLERİ Mİ İNSANLIĞIN GERÇEKLERİ Mİ







Diyeceğim şudur ki; ancak sağlık problemi olan kişilere kişisel yardım bakıcılık verilebilir. Bir kişinin bir kişiye yiyecek içecek servis etmesi, temizliğini yapması, tanımadığı birine dokunup ona masaj yapması, çöpünü dökmesi, tuvaletini temizlemesi, kapris ve egolarının altında kalıp ses çıkarmaması, ezilmesi, kendi özgür iradesi dışında onun direktiflerini (emirlerini) yerine getirmesi, hizmet değil ''kölelik''tir.
Bir insan diğer bir insanın rahatı, mutluluğu, huzuru için kendi değerlerini hiçe sayarak hizmet adı altında kölelik edemez.Kendi hayatından çalıp başkalarının hayatlarına ekleyemez.

Ayrıca, karşısındaki insan para ödedi ve de buna bağlı olarak maaş alıyor diye kendinden (sağlığından, psikolojisinden, görünümünden, özgürlüğünden... v.b)  vazgeçmesi beklenemez, geçmemelidir de.
Zaten benim açımdan bir insanın bir insana kişisel koşulsuz itaat'ı ''kölelik'tir. Kendisine saygısını ve topluma duruşunu kaybetmektir.
Bunun günümüzdeki modernize edilmiş isimleri;
Garson - Servis Elemanı, Waiter
Hizmetçi - Hizmetkar, Hizmetli
Uşak - Butler
Temizlikçi - Housekeeping
Bulaşıkçı - Steward
Taşımacılık - Kargo, Nakliyat
Bavul ve Eşya taşıyan personel - Bellboy
Genelde toplum içinde bu işlerin yabancı dillerdeki isimleri kullanılır ki hem meslek olarak görülen şeye bir orjinallik katsın (hava katsın) , hem de içeriğini ifade ederken yumuşatsın.
Para karşılığında kimse hayatını başkası için ziyan edemez, mesela hayatını tehlikeye atamaz (korumalık gibi) , Aylık maaşa bağlı çalışıyor diye kişinin arabasını sürüp o inmeden hızlıca koşup kapısını açamaz. Maden işçileri mesela??? Hayatını kaybetmek pahasına çalışmak?...
Bunlar benim için garip, anlam veremediğim ve insan haklarına, yaşam haklarına aykırı bulduğum şeylerdir. İnsanın bir insana para karşılığında boyun eğmesi, kendini feda etmesi, kendini küçültmesi, ezdirmesi ve o insanın kişisel şeylerinden sorumlu tutulmaya kalkışılması kişinin hayatını tanımadığı kişilerin ellerine koşulsuz teslim ettiği anlamına gelir.
Hizmet etemek; bir bankada veznedarlıktır, belediyede bir memurluktur, fırında ekmekçidir, markette kasiyerdir, manavcılıktır, pilottur, doktordur, bilim-teknolojiyle uğraşan dallardır, öğretmenliktir v.b
Ama asla bu ve bunun gibi meslekler kişinin başkaları için hayatından, zamanından, mutluluğundan kısmayı, çalmayı gerektirmez.
Köle düzeninde çalıştırılanlara söylenen ve aşılanan tek şey: ''Dışarıda iş mi var sanki. Aç kalırsın bak'' dır. ''Senin yerine alacağım sırada bekleyen bir sürü insan var'' olmuştur hep.
İş sağlayanın bu müdanasız vurdum duymazlığı öyle had safhadadır ki emeğin hiç bir önemi yoktur. Önemli olan kendisine para akıtan o çarkta bir dişli olarak var mısınız, yok musunuzdur. Elinin altında bir sürü dişli olduğunu sanır. Hasta olup işe gidemezsiniz size inanmaz. Bir yakınınız vefat ederek işinize gidemezsiniz size inanmaz, Çok özel bir durumunuz olur mazeret izni kullanmak istersiniz sonrasında burnunuzdan getirir.





Çok lüks bir otelde çalışan arkadaşlara ''Misafirin sürdüğü parfümden kullanmayın'' ''Pahalı saatler takmayın'' ''Saçlarınız modelli olmasın'' gibi özgürlük kısıtlayıcı ve de yöneticilerin kendileri dahil diğer çalışanları altsınıf olduklarını kabul etmiş şekilde göstermek istedikleri konuşmaları bizzat duymuş ve görmüşümdür. Çok fazla saat çalışmaktan, hızlı hareket etmeleri için devamlı azarlanmaktan dolayı terleyen personele de karşıdaki kişinin ne tür şikayetler yaptığını, ne tür aşağlayıcı cümleler sarf ettiğini de bilmekteyim. Hiç bir zaman o arkadaşların haklı olarak kendilerini savunabilecekleri bir durumları olmamıştır. Çünkü onlara en baştan haksız oldukları empoze edilmiş ve kayıtsız şartsız ''özür dileme'' emri verilmiştir. İtiraz hakları yoktur.
Birilerinin keyfi ve mutluluğu için saatlerce çalışan ve sayılmayan bir kesim; ''Emekçi arkadaşlarım'' Üç saat uykuyla işine geri dönen ve yine saatlerce çalışan tanıdık tanımadık sevgili arkadaşlarım...
Bir de böyle işlerin ''İnsan kaynakları'' departmanı olmuyor mu... Devamlı çalışacak olanları ve çalışanları ikna eden bir kaç kişi. Her iş yerinde vardır. Onlara çok fazla yer ayırmayacağım bu satırlarda.
Çok az paralara çok iş yapması beklenilen insanlar. Hakları doğru düzgün verilmeyen, yenilen...
Gelecekleri meçhul. Harcanması kolay, iki dudak arasında çalışan insanlar.
Biri vardı hiç unutmam derdi ki: ''Yaptığınız iş ne olursa olsun layığıyla yapın''
Bende gözlerimi onun gözlerine diker asık bir suratla gözlerimle gülerdim ona. Öyle şiddetli gülerdim ki gözbebeklerim titrerdi. Ve ardından uzun uzun patron ağzı konuşmaları yapar, personele kaba tabirle ''gaz verirdi''
Benim anladığım ve çoğunun ''anlamadığı'' şuydu: ''İtaat edin. O zaman sevilirsiniz. Üstlerinizi pof poflayın o zaman sevilirsiniz. Ama karşılık beklemeyin. Fazla farkında olmayın. Kurcalamayın. Sadece ne denildiyse ses çıkarmadan onu yapın''dı.
Ve herkes de bu seslenişi ''İş hayatı bu her yerde böyle'' gibi garip bir mantıkta kabullenir, hayatını, zamanını ve kendisini yok ederdi.
Aksini düşünenlere ve sömürüye gelemeyip hakkını arayanlara, doğruyu savunanlara gün gelip işlerini bıraktıklarında çalışanlar tarafından; ''aptal'' aylak'' ''bir işte tutunamamış'' gözüyle bakılırdı.
İşi yüzünden eve gidemediğiyle övünen ve siz de böyle olun imalarıyla dolu konuşmalar yapan, evlatlarının eve geldiğinde kendisini tanımadığını gülerek anlatan yöneticiler...
Bedava (çok düşük bir fiyata) iş öğretme adıyla alınan stajyerler... İşçi olası için hazırlanan, çarka dişli olacak yeni işçiler....
Hayatın gerçekleri mi, İnsanlığın gerçekleri mi?










              
www.burakkirmizituna.com  



BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:



19 Eylül 2017 Salı

SEVGİLİYE MEKTUPLAR








İlişkilerimde her zaman açık olmaya ve olunulmasına dikkat etmişimdir. Bir ilişkide her konuda açık sözlü, dobra olmak, hiç bir konuda yalan söylememek, sonra kişinin şevkat ve vicdan sahibi olması ve bunlardan sonra da beni kendine çekebilmesi v.b gibi durumları hissediyor olmam gerekiyor. Güzellik anlayışım ise her insana göre değiştiği gibi bana göre de değişiyor.
Hayatımın belli başlı noktalarında mucize denilebilecek durumlar ve ancak filmlerde olur dediğiniz türden yaşantılar içinde yer aldım.
İşte hayatımın bu noktasında (24.08.2017) Tanrının benim için hazırladığı ilginç bir senaryo ile karşıma bir kadın çıktı. Hani bir şeyin finalini yapacaksanız onu en yüksek ve en güzel noktasındayken bitirmek istersiniz değil mi? İşte ben de ilişkilerimden en sonuncusunu en yüksek noktada ve en iyi kalitede ve onu hayatımı beraber noktalayacağım kadın olarak görüyorum. Hayatımda hiç mi aşık olmadım? Evet oldum. Hiç mi sevmedim? Elbette daha önce de sevdim. Daha önce de mutlu olduğum günler oldu. Ancak bu sefer daha yoğunu ile karşı karşıyayım. Onun çok özel bir yeri ve fazlası var.
Sevgilim;
Kısa zamanda bağlılığın, şevkatin ve bir yola baş koymanın nasıl olması gerektiğini bana yaşattın ve gösterdin. Sahip çıkmanın, inanmanın gerçekliğini ve sıcaklığını hissettirdin. Kafamda bir ilişki hakkında sabitleşmiş düşüncelerimi bir bir değiştirdin.
Yüreğimi öyle bir çalkaladın ki dibe vurmuş parçalarım su yüzüne çıkıp nefes almaya başladı. İnancımı, ümidimi bana geri verdin.
Örnek alınılması gereken bir kadın modeli gösterdin bana. Bir kadının nerede nasıl olması gerektiğini gösterdin. Bu zamanda, bu bozuk ve renksiz dünyada eski zamanlardan çıka gelen ender bulunan insanlardan birisin benim için.
Özlem nedir anladım. Bir şeyleri özleyip onlara çok sonra seninle kavuşmak öyle muazzam bir duygu oldu ki benim için. Bu kısa süreçte önümdeki yaşayacağım günlerin her saniyesine seni dahil ettim. Ve o günlerde her ne yaşayacaksam sensiz yapamayacağımı anladım.
Öyle güzel saklamışsın ki o içindeki masumiyeti. Onunla tanıştığımda bunu neden bu kadar özenle sakladığını anladım. Çünkü çabuk kırılırdı, hırpalanırdı. O masumiyetinin kıymetini her daim bileceğimden hiç şüphen olmasın.
Ellerimden sıkı sıkı tutuşun bana ne kadar çok güvendiğini gösterdi. Ağzımın içine bakışın bana ne kadar önem verdiğini... Büyük bir sorumluluk (değer) aldım. Seni kollamak, kırmamak, mutlu etmek büyük ama istediğim bir sorumluluk.
Geçmişini saygıyla yad eden, adaletli bir ruh ikizi. Her seferinde zevklerimizin ve tercihlerimizin uyuşmasıyla beni şaşırtan... Manevi özelliklerinin yanında, kendini yetiştirmiş, sanatsal, entellektüel, dünya görüşü olan, Cumhuriyetçi bir partner...
Hep derim ya; ''Aile en iyi öğretmendir'' diye. ''Bana öğreteneni göster sana seni söyleyeyim'' derler ya. Sevgili anne ve babacığının keşke ellerinden öpe bilme şansım olsaydı. Seni öyle özenerek ve doğru yetiştirmişler ki...Oluşumun orası işte.
Anlayışlı, koca yürekli sevgilim görüyor ve biliyorum bana olan hislerin ve benim sana olan duygularım öyle güçlü ki aramızda oluşabilecek yükselmelerin bile mevzusu çok az. Çünkü böyle büyük bir inanç, böyle güzel bir aşkın muhatabı herkesin yaşadığı şeyler olamaz. Biz aramızda oluşabilecek bakış açısı ve yorum farklılıklarını çok iyi harmanlayarak uzlaşırız. Bizimkisi herkesin nankörce ve umarsızca harcadığı vakti kaybedecek bir beraberlik değil.
Yaşama sevinci ve enerjisiyle beni hep motive eden, beni hep güzel iltifatlarıyla onore etmekten vazgeçmeyen sevgilim, dilerim hiç bir şeye yenilmeyiz.
Var olduğunu bilmek uykumdan güzel uyanmam demek. O gün bir şeyleri yürekten yapmayı istiyor olmam demek. Güçlü olmam, bir başka gözle hayatı anlamak istemem demek.
Seni belki o kadar anlamadığın büyüklükte ve güzellikte seviyorum.
Yanındayken beni özleyen kadınıma...
18.09.2017   
 










BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:





8 Mayıs 2017 Pazartesi

USLANMAYAN RUHLAR




Şimdi bu sayfada bahsedeceğim şey ne mi? Adını koyamıyorum. Nereden girsem diye düşünüyorum. İnsanların ‘’bu benim’’ diyerek yaptığı ve bir türlü göremediği hatalarından kaynaklanan kayıplarından mı? , ‘’Sen bilirsin’’ deyip kolayca rest çekerek yalnızlaştığını ve yalnızlaştırdıklarından mı?

 Belki birkaç satırdan sonra yazmaktan vazgeçer yazımı kısa keserim. Eksik kalan, bahsetmeyi unuttuğum şeyler de olacaktır. Ben tekrar bir düzeltme yaparak hatırladıklarımı ekleyeceğim ve bir süre sonra bundan vazgeçeceğim. Aklım ‘’Neyi ve kimi değiştirebilirsin ki?’’ yi çat önüme koyacak çünkü… Kırık bir tebessümle ona gülecek hayatıma devam edeceğim sonra…

‘’İstemek’’ diyelim; ‘’Bir kadın neyi isterse başarabilir sorusuna en emin olduğun cevabın ne olurdu?’’ diye sorsalar ‘’Hangi işi başarabilir yada başaramaz bilemem ama bir adamı istiyorsa mutlaka onu elde eder’’ şeklinde cevap verirdim. Bir kadın bir şeyi istemezse istemez. (nokta) Bir adam istenmediğini anlamazsa kadında süründürür. Anlasın diye. Oyalar, oynar yani …

Her konuda bir şeyin sağlıklı oluşabilmesi için, net cümleler, net kararlar almak sonuç açısından daha sağlıklı olacaktır. ‘’Olacak’’ / ‘’Olmayacak’’ , ‘’Başlasın Görelim’’ / ‘’Başlamasın Görmeyelim’’ , ‘’Gidelim’’ / ‘’ Gitmeyelim’’ , ‘’Konuşalım / Konuşmayalım’’ …. Şeklinde. Yani işin; ‘’Bakalım’’,’’Düşünelim’’, ‘’Yarın Bir Daha Konuşalım’’ tarafı olmamalı. Bir kadının ne istediğini çözmek en zor iştir. Bence tek nedeni de, kafasındaki akışlara göre çok kolay ve acımasızca kararlarını değiştirebilmesi ve size karşı hiçbir sorumluluk hissetmemesidir.

Hiçbir ilişki kesin bir şekilde ‘’soru – cevaplarla’’ şekillenir diyemem. Yaşarken beraberken her şey çözülür, görülür, anlaşılır görüşündeyim. İlişkiyi kesinlikle her iki tarafta aynı istek ve arzuyla istemelidir. Hiçbir şekilde kaçan kovalanırı, iki insanın üzerinde baskı kurmasını, fikirlerini dayatmalarla kabul ettirmek istemesini tasvip etmiyorum. Ayrıca hayatın içinde yaşamamızı güzel ve nizami kılan ve birbirimize karşı saygı-sevgiyi kazanmamamızı sağlayan ve kolaylaştıran bazı olmazsa olmazlar vardır. İşte bu ince detayı her iki tarafta hesap verme şeklinde yada beni denetliyor,sıkıyor şeklinde algılamamalıdır. İlişkinin temeli ‘’sorumluluk’’, ‘’saygı’’ ve ‘’sahiplenme’’dir. Bu başlangıcında da böyledir,tanıma aşımasında da, ortasında da… Aramak-sormak bir mutluluktur benim için… Sesini duymak, ne yaptığını bilmek … Güzel… Durumunun iyi olduğunu öğrenmek istemek karşı tarafı da mutlu etmelidir bu ilgiden dolayı. Bu değer vermeden dolayı… her saniye elbette konuşmaktan, her atılan adımdan haberdar olmaktan bahsetmiyorum. Yada müdahelelerden… Bu girilen hal ilişkinin en etik halidir (Olması gereken) Olması gereken ne demektir benim için? Bir bayramda büyüklerin elini öpmektir. Evi olan birinin gün sonu evine dönmesidir. Yuva kurmaktır. O yuvadaki her gün aynısını yaşadığınız durumlardır mesela. Anlayacağınız ‘’doğal’’ şeylerdir. Tabii ki ben ilgilendiğim, bir ilişki paylaştığım yada paylaşmak istediğim kişiden ‘’alaka’’ bekleyeceğim. Bir ‘’iletişim’’ bekleyeceğim. Bana ‘’zaman’’ ayırmasını bekleyeceğim ve bana ait olan her şeye ilgi duymasını, saygı ve sevgi göstermesini bekleyeceğim. Aynı şekilde bende ona aynısını yapacağım tabii… Elbette herkesin sahip olduğu bir duruşu ve de karakteri vardır. Ancak ilişkiyi canlı tutmak ve karşısındaki insanı mutlu etmek, kaybetmemek  adına her konuda orta yolu (ortak bir sonuç-karara varmak) bulmaya açık olması benim için ‘’Beni İstiyor’’ anlamına gelir ve bu beni memnun eder. İlişki paylaşmayı istediğim insandan gelen aksi bir tutum, yani; ‘’Sen bilirsin’’,’’Ben böyleyim’’,’’Ama bak hala kendini haklı çıkarmak için konuşuyorsun’’ gibi hitaplara maruz kalmak karşılaşmayı en son isteyeceğim durumlardan bir tanesidir. Ve sonucunda o kişinin beni kaybetmekden korkmadığını yüzüme aleni bir şekilde haykırdığını görmüş olurum.

 Ortak bir kararın sonucunda alınan bir ayrılık kararı da beni memnun eder. Açık olunulması ve zamanında, süründürmeden bu sonucun paylaşılması iyi bir şeydir benim için… Karşımdaki insanın her şey bir yana bana saygısı oluştuğunun farkına varmış olurum. Ama yüz yüze yapılan bir konuşmadan çıkan ‘’ayrılık’’ kararı hep ‘’Madem böyle düşünüyordun neden böyle yaptın?’’ (davrandın) şeklinde öyle çok şey getirir ki dilimin ucuna. Vazgeçerim çünkü cevaplar her zaman kıvrak ve mantıksız olmuştur.

Bir kadının kararsızlığı, kafa doluluğu ve benimle her şeyi konuşmaması (açık olmaması) bir çok defa ilişkiyi çok başında bitirmeme neden olmuştur.

Bir ilişkinin gidişatını kontrol etmek, her şeyi irdelemek de ilişkinin geleceği için pek hayırlı olmaz, yani ‘’Bu gün çıktık ama pek konuşmadık aramızda iletişim yok’’ yada ‘’Bu gün birkaç konuda hararetli konuştuk bu yüzden keyif almadım’’ gibi… Benim için ‘’günlük konulardan konuşmak’’, ‘’yürüyüş yapmak’’,’’yanımdaki insana sarılarak bir mekanda paylaşımda bulunmak da’’ beni memnun eder çünkü istediğim tek şey onun benim yanımda olmasıdır. Ve yanımdayken ne yaparsak yapalım sessizliğini bile tanımak için hevesli olurum. Koşullar ne olursa olsun.

Hoşlanan ve bir ilişki istemi içersinde olan bir adama ‘’Dur bir arkadaş olalım’’ diyemezsiniz. Ben birinden hoşlanıyorsam asla onunla arkadaş olmam, olamam, duygularıma ters düşerim, arkadaş da kalmam, kalamam. Gözümdeki yeri farklıdır ve hislerim o yöndedir çünkü… Hiçbir ilişki ‘’Dur bakalım aşka dönüşecek mi?’’ diyerek de başlayamaz. Zaten insanlar flört etme kararı aldıkları anda sadece birbirinden hoşlanıyor veya kendini onunlayken iyi hissediyor halinde olurlar. Daha sonra o flörtün akibeti belli olacaktır. Ya daha da köklenir, güzelleşir, büyür yada büyümeden biter. Çiftlerin birbirini tanıması flörtün içindeyken gerçekleşir. Daha öncesinde ‘’Dur bir tanıyayım da sonra flört ederim’’ diyemezsin. Uzun yıllar çıkıp sonra evlenen fakat bir sene bile evli kalamayan insanlar var. Kişi ancak flört kararını kişinin yüzeysel özelliklerine göre verebilir. Hitabı, zevkleri, dış görünümü, tercihleri v.b … Sonra zamanla tanıma evresi başlar.

İşte yine ‘’İstemek’’ ve ‘’Kapılarını açmak’’ duyusuna çıktı düşüncelerim. Bunu yapmak istiyorsa bir kadın, hayatına girersiniz. Yarım açık bir kapıdan yada kitli bir kapıdan giremezsiniz.

Hiçbir kadının jestini geri çevirmedim. Yeri geldi, pek bana göre olmasa da hissettirmedim. Üzmemek adına mutlu olmasını sağladım. Ama ileride ki süreçte dolaylı yoldan aslında o tür şeylerden hoşlanmadığımı anlamasını sağladım. Zaten o beni tanıdıkça da kendi öğrenecekti o tür şeyleri…  Fakat çok kısa bir süre önce jestime karşılık bana kendimi kötü hissettirecek bir durumda bırakıldım. (6.05.2017)

İstemek… sevmek istemek, çok mutlu olmayı istemek, yalnızlığın bir hastalık olduğunun bilincine varmak, çiğ tavuk yedirir aslında insana.

Gerçek adamlara karşı, mutlu olamamış ve olmak isteyen kadınların hemen hemen hepsi kendi elleriyle her şeyi bitirdiklerinin ve yok ettiklerinin farkına varırlarsa, mutlu olmayı hak eden güzel kalpli adamlarda istedikleri ve hayal ettiklerine kavuşacaklardır. Yeter ki yanlışlar doğru sanılmasın. Egonuz can yakmasın, üzmesin … Sağlıksız kararlar yüzünden inanın çok güzel olabilecek beraberlikler pisi pisine harcanıp gidiyor. Lütfen yazık etmeyin, harcamayın. Tanımaya çalıştığım kadınların hepsi ''aşık olmaktan'' korkuyorlardı. Ya bir kısmı içine kapanıyor, ya inceldiği yerden kopsun diyorlar, ya feminist oluyor ya da cinsel tercihlerini bile değiştirebilecek duruma geliyorlardı. Gözlemlerim böyle. İnançlarını yitirmişler yada beklentileri çok yüksek. Bundan dolayı kaybediyorlar. Bir kız arkadaşım şöyle demişti; ''Başkalarının yanlışları yüzünden güzel şeyleri hak edenler de kaybediyor'' Doğru söylemişti. Ama gördüm ki kendisi de güzeli hak edene gerektiği ve söylediği gibi davranmamıştı. Sadece doğruları bilmek yeterli değildir, doğruları hayata geçirebilmektir önemli olan. Doğruları duruma göre şekillendiriyorsanız, doğruları biliyor olmanızın hayatınız boyunca size ve karşınızdakine hayal kırıklığından başka bir faydası olmayacaktır. Yalan ise tam bir çıkmazdır. Yalan ile dünyada kaç kişi başarıya, mutluluğa ulaşmıştır? Sonunda mutlaka çuvallanılır ve gerçek ortaya çıkar. Ama ilginçtir ki, bunu bilmelerine rağmen yalandan vazgeçemeyen insan öyle çoktur ki. Onlar sadece kendilerine göre anı kurtarma peşindelerdir. Yalan müptelası olmayı da psikolojik bir rahatsızlık olarak kabul etmek lazım herhalde. Bir kadının kararsızlığı sonucu, flörtüne başlama aşamasında iki adam arasında kalıp hangisinin kendisine daha uygun olabileceğini anlama açısından ikisini de bir müddet idare etmeye çalışmasıysa benim gözümde ''vicdansızlık''tır. Etik değildir. Bu tür yolları deneyenler kendilerini kandırmaktan başka bir şey yapmazlar. Asla muhatap olunulan insan hafife alınmamalı, tam tersine sizden çok daha fazla uyanık yada akıllı, adı her neyse ... varsayılarak ona göre titiz davranılmalıdır.

Duygusal ilişkilerimde bütün samimiyetimle söylüyorum. Özverim ve sabrım hat safhadadır. Bu konuda hakkımı hiç kimseye yedirtmem. Benim ilişkilerimden beklediğim inanın çok nettir: ‘’Mutlu Olmak’’ ‘’Mutlu Etmek’’

Hiçbir kadını onurunu kırarak ortada bırakmadım bu güne kadar. Hiçbir zaman şıp sevdi de olmadım. Zaten başladığım ilişkiler uzun solukludur. Ancak karşımdaki insandan iyi hisler algıladığımda onu kazanma heveslisi olduğum doğrudur.

Bu günümde bir ilişkide tartışmaları kaldıracak mecalim inanın yok. Yorgunum, enerjim yok. Kendimi karşımdaki insana kabul ettirmek için hiç bir savaşım yok. İsteyen dediğim gibi gelir ve oldurur. İlişkimde ego’ya asla yer yok. Hayatımda da ego’ya tahammülüm yoktur zaten. "Neden böyle yapıyor" sorularıyla meşgul olabileceğini zamanım yok. 
Çok dingin ve uyumlu bir beraberlik özlemiyle yazımı burada sonlandırmak istiyorum. Ruh değil düş eşimin bana ulaşması umuduyla…
   
              














BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:


https://www.youtube.com/results?search_query=burak+k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna

http://www.dailymotion.com/tr/relevance/search/burak+k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna/1

http://www.songaz.com/videosearch.asp?search=burak%20k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna









27 Nisan 2017 Perşembe

GİDERİM






Aşk olan yere giderim, aşk olana… Sevdiğini gözünden sakınana, anlayışına sığınacağıma … Uykumu bölene ve de yatak çukurunun sıcaklığına giderim. Kollarını dolayana, aklımı alana, bana inanana … Olanaksızı bilmeyene, beni bana getirene … Açsam aç kalacağa, yaşsam yaşlanacağa giderim. Bavulsuz, eşyasız, aklım, bedenim, yüreğimle giderim. Her günü başka bir gün kılana, yüreği yana bilene … Vicdanlıya, benden sonra öleceğe … Beni  yalnız koymayana giderim. Sonuna kadar, doğru olana kadar, yüksek yerler, derin çukurlar geçip hak edene kadar hak edene giderim. Eli yanağıma değene, uğruna değene … Her şeyin en iyisi olsam ne olur, beni hiç olarak görene giderim. Ardına bakmayana, ardında bırakmayana … İyi ki varsın diyene … Gözleri ışıldayana …Yoktan var edebilenden korkana … Çiçekler açarken ağlayana … Usulca her anımda her adımda önümde yol olana giderim. Güzel söz söyletene, söyletebilene, bir resimle yetemeyene, sesime bir adım gelene gece gündüz giderim. Kendi aşkını yaratana ve ona güvenene ‘’bu da biter’’e hiç inanmamışa … Ağzı yanana … Yalnız kalana … Yorulmuşa … Düşene giderim. Soğukta üzerime titreyene, sıcakta serin su olana … Yıldızların altında mana olana … Aşık halime neden … Bana dünyayı sevdirene… yarını amaçlı kılana … Sevmekten korkmayana giderim. Zamanı tanımayana zamansızca ... Kural tanımayana kuralsızca … Sırasızca … Bahanesi olmayana … Nasılsız olana … Kendi olana …  Bir güzellik buldurana … Çirkinliğin ortasında yolu şaşana giderim. Kaybetmekten korkana ve de çok kaybedene … Şikayetsize … Hayatı sevmek isteyene giderim. Kibirden arınmışa … Saf duyguna giderim. ‘’Herkes senin yok olduğunu sandı ben de biliyor musun, halbuki o var olduğun andı’’ diyene giderim. Sana gelirim. Seni bulurum. Geldiğim noktada kucaklayana elimden tutup yüreyene giderim.

20 Şubat 2017 Pazartesi

ŞİŞŞŞŞTTTT HOOOOOPPPP !!!!!! (18+)



Ne korkaksın lan sen… Götün hiçbir şeyi yemiyor. Ne öyle, ne böyle… Jelibon gibisin, hatta çok eskiden hamur gibi yumuşak bir çizgi film karakteri vardı. Duruma göre istediği şekle giriyordu. ‘’hop hop hop ton ton’’ diyordu. O musun lan sen? Şirinlerden hangisisin? Uykucu, Yalancı, Romantik, Huysuz, Sakar, Bilgin………? Yeri geldi mi her haltı bahane ediyorsun? Mutlaka ruhi haliyetine göre durumlara kılıfların hazır. Kendini kandırıp duruyorsun. Kaçaksın…Kaçıyorsun; ulaşılmazı mı oynuyorsun ha? Hesapta hiçbir şey umrunda değil. Yoksa sıyrılıyor musun her boktan? Oysa kafanın içi kazan gibi, bir sürü şey kaynıyor.  Kafanın içi hava alanı gibi her on dakikada bir fırıldaklar dönüyor, uçuşuyor kafanda… Kitaplara, alkole vurmaklar, şarkılara sığınmaklar, on dakikada bir sigaraya sarmaklar, saatlerce denize bakmaklar; bok var denizde (sahiden bok var) sanki denizden bir dalga sana hayatının anlamını getirecek, ya da mutlu olmanın anahtarını verecek. Kulağında kulaklıklar, ne sağına bakarsın ne soluna, yolda millete çarpa çarpa gidersin bi’de, öküz gibi… İsyankarsın ya sana göre normal bu haller. Pu ha haaaaaaaaa…. Gittiğin yerde, vesaitlerde yumulmuşsun a…. kodumunun telefonuna gözün ondan başkasını görmüyor, sanki hasta anan, baban, kardeşin… Ondan başkası yok. Ulan kaldır başını bir camdan dışarı bak. Bir akbili olmayana akbil ver. Teyzeye yer ver. Aşık olmak isteyene fırsat ver…. Kafe’de oturmuşsun dudaklarını bir tek çay bardağına açıyorsun. Bir de çektiğin abuk subuk selfie’ye.. He bir de aradığın kankana… Başka? Ağzını bıçak açmaz. Ne evde, ne konuşulması gereken yerde… Kankanın da çok da si…desin yani. Kimbilir seninle konuşurken tuvalette miydi? Sevgilisiyle mi yiyişiyordu? Kısa kesti, seninle konuşurken. Anlamadın mı? Ha haaa haaaaaa…. Selfie’ni görenlerin hele zerre kadar umrunda değilsin. Kimsin ulan sen, siktiri boktan foto’larla ne olacağını sanıyorsun. Data dehlizinde geri dönüşmeyen kutusunda yok olacaksın. Bırak be bu farklı olacağım ayaklarını. Yalnızlıktan ağzın, için, her yerin kokuyor. Her şeye susamışsın. Sen ölüm diyetindesin ben anladım. Yoksa bir insan, böyle inatla insanlıktan çıkmak istemesinin tek bir nedeni olabilir; Ölmek istemesi. Ulan kimler gitti de unutuldu. Ne gözyaşları dindi. Bok var gitmekte. Ya etraf nimet kaynıyor be. Uyan ulan, uyan.. Tabi ya kalacak kadar cesur ve mücadeleci değilsin. Ne ölümü, ne de hayatı alaya alacak kadar daha ders almamışsın onlardan. Sen içinde özgür değilsin. Hep sabitlenmiş, içinde hapis olmuş birkaç konu var, hep onlar yönetiyor seni. E peki neden onları çözmüyorsun? Çözmeye çalıştın olmadı mı? Kesin çözüyorum sanmış, daha da düğümlemişsindir. Korkusuzca gittin mi üzerine, onlarla direkt ve net sonuca ulaşmak için ‘’Konuştun mu?’’ yoksa dolaylı yolları, aracıları mı araya soktun. İkincisi değil mi? Ahh ulan nasıl biliyorum. Kafandan da kurmuş, teoriler üretmişsindir kesin. Halbuki gerçeklerle alakası yoktur düşündüklerinin. Bir konuşsan kimbilir nelere şaşıracak ve daha önce konuşmadığına ne kadar pişman olacaksın. Ulan senin ki sırf zaman kaybı be… O kadar cömertsin ki zamanı harcamakta, o da seni harcadığında şaşırma. Ne kadar çabuk deme sakın. Daha geçen gencecik kıza kaldırımda yürürken araba çarptı be. Aslan gibi futbolcu sahanın ortasında yığıldı kaldı. Seksen yaşındaki teyzeyi kapkaçcı yerlerde sürükledi, kolunu kırdı. Erdal Tosun ‘’hastaneye’’ giderken trafik kazasında hayatını kaybetti. Oya Aydoğan; ağzına attığı bir tanecik patates kızartmasından dolayı vefat etti. Kediyi yol ortasında araba biçti. Milyonlarca balık, koyun, dana, inek her ne boksa; aç karnımızı doyurmak için gitti, Bebekler doğmadan öldü, Karda bir sürü insan dondu, Boğaz köprüsünden kimbilir bu güne kadar kaç kişi atladı, Kaç kişi kimbilir boktan nedenlerle birbirinin gırtlağını sıktı, evden kaçan biri yapayalnız, sahipsiz kaldı, İnsanlarda sivilce çıkar gibi kanser hastalığı çıkıyor….. ne bileyim ……. Bu kadar milyonlarca kötü kader varken senin ki ne be? Hiç mi ders almazsın be? Hiç mi empati yapmazsın? Keşke sana elimdeki bir tabletden başına gelmesini istediğin bütün kötü şeylerin aslında ne kadar basit, bir anlık ve anlamsız olduğunu ve senden çok uzak olmadığını gösterebilsem. Bu yüzden mahrum kalacağın güzellikleri keşke görebilseydin, onlarla karşılaştığın zaman egon’dan kurtulabilseydin yada farkına varabilseydin. O zaman gitmeyi istemezdin işte, hayata vazgeçecek kadar lanet okumazdın. Anlamlı olan tek şey vardır bizim için; ‘’Yaşıyorken’’, ‘’Yaşamak’’tır. Zaman sağlık gibidir. Hani sağlığını kaybedince kuzu oluyorsun ya… ‘’Bi iyileşeyim söz onu yapmayacağım, bunu yapmayacağım’’ yada ‘’Söz hiçbir şeye üzülmeyeceğim, insanlara iyi davranacağım’’ falan… ha ha haaaa…. İşte her şeyin değeri kaybetmeye çok yakınken anlaşılıyor. Yada kaybettikten sonra… ‘’Zaman’’ gibi ‘’Sağlık’’ gibi ‘’Ölen’’ biri gibi…

Ben senim bak. Bak bana. Ulan baksana bana. Zorluk çıkartmak hangi insanı mutlu etmiş, önünü açmış, emellerine kavuşturmuş, huzurlu kılmış. Kendine ve etrafa neden bu zorluk? Neden bu kötülük? Bu inat niye? Neden bile bile ‘’kötü’’yü seçmek. Kötü olmak. Çok saçma. Çok mantıksız. Bile bile neden lades diyorsun? Kendini rahat bırak. Bilincini tekrar kazan yahu. Kendine gel. Kontrolünü ele al.

Farklı mı olmak istiyorsun? Saygı, sevgi, mutluluk…ha? O zaman hiç görmediğin iyi biri kadar iyi ol. Onu sen kendi bedeninde yarat. Nasıl iyi olunur? Her konuda? Ulan kötü zaten etrafta, kaynıyor. Hiç ilgi çekici değil. Ama iyi biri içlerine pırıl pırıl düşer. Bunların gözleri kamaşır. Hemen elleriyle gözlerini kapar, ‘’Bu ne ya’’ derler. ‘’Rahatsız olmazlar mı?’’ ‘’Tabi ki olmazlar mı, hemde nasıl olurlar’’ ama sen iyi olanı seçtin. Zararada uğrasan senin özün bu; iyi olmak. Ve sen çok farklı oldun. Bunun keyfini yaşamak inan muhteşem olur. Unutma ki iyiliğinin üzerinden hiçbir kötülük geçemez. Vicdanen ve mantıken geçmemeli. İşte bu iyilik dolu halindeliğin sana öyle güzel yollara götürecek ve öyle güzelliklerle karşılaştıracak ki…. İşte o zaman aradığın hayat ve kişiliğe kavuşmuş olacaksın. Her şey yerli yerine oturacak. Çünkü seni ancak böylesi mutlu eder.

Bi kere şu; ‘’insanlar ne der’’ geyiğini kes. Bu tabi ki; sapıt, kimseyi ipleme anlamına gelmiyor. ‘’İnsanlar ne der’’ geyiği; toplumun oluşturduğu birbirini kontrol altına alıp kolayca yönlendirme yapabilmesine yarayacak bilinç altı baskısıdır. Unutma, insanların şeylerinden uydurduğu, hayatını olumsuz yönde etkileyecek olduğunu düşündüğün her şeyi bir kere değil, iki kere değil, üç kere düşün… Cevab’ın doğruysa ve bu doğru diğer iyi çoğunluğunkiyle birleşiyorsa kendi mantığını kullan. Çünkü artık insanların bireysel koyduğu kurallar ve şahsi bakış açılarının dayatmaları fazlasıyla çoğaldı.

Aaaaaaa; vayyy uzun süredir görmeyi beklediğim, küçük bir tebessüm alabildim senden. Süper bu beeee…. İşte önümüzde sevilmeyi bekleyen şeyler ve içinde bizim için sakladığı güzellikleri bulmamızı bekleyen koca bir hayat var. Ulan ne şımarıksın sen be. Ver bi öpücük. Gir koluma hadi gidelim.

İlk önce galataya gidelim, balık yiyelim. Sonra beyoğlunda teras manzarası muazzam olan bir yer var, oraya gideriz. Ben sana sarılırım. Göğsüme yaslanırken saçını okşar seni güldürecek şeyler anlatırım. He bi de bol bol öperim seni. Şimdiden söyleyeyim de….
 
 
 
 
 
 
 
BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:


https://www.youtube.com/results?search_query=burak+k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna

http://www.dailymotion.com/tr/relevance/search/burak+k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna/1

http://www.songaz.com/videosearch.asp?search=burak%20k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna




 
 


10 Şubat 2017 Cuma

14 ŞUBAT 2017 SEVGİLİLER GÜNÜ



 
 
Bloğuma bir ‘’Sevgililer Günü’’ yazısıyla tekrar dönmüş bulunuyorum. Geçmişte yazdığım sevgililer günü yazısını kullanmak istemedim; her ne kadar fikirlerimde ve görünenlerde hiçbir değişim olmasada…

İlk önce hepimizinde izlediği gibi, sevgisizliğin dibine vurmuş bir hal içerisindeyken ‘’sevgililer günü’’ kutlamak isteyenlerin ‘’bize her gün bayram’’ kafasıyla bunu yapacaklarını düşündüğümü belirtmek isterim.

‘’Yalnızları oynayan’’ ve ‘’birbirinden kaçan’’ iki cinsin günümüzde sevgili olma ihtimali, gerek kendi özel hayatımdayken gerekse toplumu uzaktan gözlemlerken hep aklımı meşgul etmiştir. Kişilerin birbirine hissettirdiği; güvensizlik ve potansiyel tehlike olma öngörüsü kendilerini kendi dünyalarındaki yalnızlık dönencesine mahkum etmiştir. Bence bu sosyal bir sorundur. Gerek ‘’Lezbiyen’’ arkadaşlar, gerekse ‘’Gay’’ arkadaşlar da bu güvensizliğin sonuçlarından biridir bence… Bu eserin özü; aradıkları ve özlemini kurdukları ama asla elde edemedikleri karşı cinsin şablonunu kendi ruhlarında bulmaya çalışmalarıdır. Bu herkesin izlediği bir yol değil tabi, işin bilimsel-tıbbi açıklamaları da olan başka başka vakalar da illa ki vardır. Ama bence çıkış noktası psikolojik olmasıdır. 

Bunların üzerine bir de ‘’sevgi’’ nedir bilmemek yada bir şeyleri ‘’seviyor’’ sanmak, sonradan aslında bunun geçici bir beğeni olduğunu görmek, kadınların duygularını ve mantıklarını alt-üst etmektedir. Aslında burada kabahatli olan taraf ‘’erkek’’ değildir. Hislerinde ve kararlarında çoğu zaman yanılan ‘’kadın’’dır. Bunun nedeni; aileden gelen sevgi öğretisinin eksik kalması olabilir, çabuk inanma karakteristik özelliğine sahip olan bir kişilik olabilir, tecrübesizlik olabilir, acıdan beslenme, kopamama olabilir…..v.b Erkekler de kadınların o keşmekeşde (hatalarında) yara alan ve üzülen başka bir taraftır. Çünkü kadına inanmıştır, sevmiştir, ‘’sen beni yanlış anladın’’ açıklaması bir erkek için aldanmanın ve kandırılmanın en önde gidenidir. Kadının yanlışlarından yararlanan erkekler yok mudur? Dolu. Fırsatçı, yalancı…v.b Ama sonuçda her iki taraf içinde tek bir soru vardır: ‘’Neden yanlış seçim yapıyorsun?’’ ‘’Neden göz göre göre yanlışın peşinden gidip yaralanıyorsun?’’ yada ‘’Neden doğruyu bulamıyorsun, göremiyorsun?’’

Tabii ki bu yazıda o şunu yapıyor, bu bunu yapıyor yarışının sonuçlarını okumayacaksınız. Ancak bence günümüzde hakkını vererek seven olmak yada benim anladığım sevgililik kavramını oluşturabilmek imkansız gibi bir şey. Bunu her iki tarafta istemiyor. Görünürde; istedikleri kadar şiir okusunlar, istedikleri kadar salya sümük ağlasınlar, aşk şarkıları içinde boğulsunlar, sosyal medyada özlü-doğru sözler paylaşsınlar…boş, geçici, yavan… ‘’Mutlu olmak isteyen insan gayretini ve inancını’’ her iki cinste de göremiyorum. Hislerin zorla bir kalıba oturtulmak istemesi gerçekleşiyor. Rol yani. Güvensizlik ve sevgisizlik güdüleri coşmuş bir toplumun ister istemez yeni nesilleri, otomatikman zaten sevgili olamayacak bir programlamayla ve bilinçlendirmeyle yetişiyor. Robot yani, sanal, yapay, tüketici, inançsız, ruhsuz, bazen çok tutucu, bazen çok serbest… Nasıl sevsinler? ‘’Sevmek’’ nedir nasıl bilsinler? Karşılaştıklarında nasıl tanısınlar, anlasınlar o duyguyu. Sevginin yada flört etmenin yiyip içip gezip yatıp kalkmaktan ibaret olmadığını nereden kimden görsünler. Yeni nesilden kaç kişi; bir romantizmin, bir güzel hitabın, kibarlığın, saygının, değer vermenin ve şevkatin inceliklerini yaşamış. Bu güzellikleri kim tadtıra bilmiş.

Yaşanmışlıklarımın bir sonucu olarak kabul edin lütfen:

Kadın:

Erkeğe güvensiz, Aldanmaya yatkın, Onu ona konuşmayı seven, Sır saklayamayan, Saf, Kararsız, Kışkırtıcı, Pişkin, Duruma göre kararlarında çok çabuk değişkenlik görülebilen, Peşinden koşturmayı seven, Gereğinden fazla egolu, Sosyal hayatında rahatına düşkün, Zora gelmeyen, Makam-Mevki seven, İlişkinin daha çok romantik kısmında değilde eğlence kısmında daha çok aktif olan, Karşısındakini verebildiği kadar var eden, Kendini güldüren veya sürprizler yapan erkeği hafife alan ama maço adama sırılsıklam ‘’aşık’’ olduğunu ‘’sanan’’, her şeyi akışına bırakmayı seven, suyun akışına göre yaşayan, erkekle statü yarışına girmek zorunda olduğunu hisseden…(Zaten normal olan kadının da, erkeğin de elinin bir iş tutuyor, hayatını kazanıyor olması lazım)... v.b

Erkek:

Kadına güvensiz, Aldatmaya - aldanmaya yatkın,  Onu ona konuşmayı seven, Sır saklayamayan, Saf, Kaba kuvvet seven, Küfür kullanan, İnatçı, Baskı kurmayı seven, Meraklı, Romantik, Maço, Serseri, Yüzsüz, Özür dilemeyen, Egolu, Romantik, Duygusal yada Odun... v.b

Dediğim gibi bunlar benim bizzat yaşadığım kişilikler ve yakın arkadaşlarımın ve de toplumda gözlemlediğim ilişkilerin ve kişilerin bir çıktısı. Zaten gördüğünüz üzere iki cinsinde ortaya koydukları birbirine yakın.

Benim ilişkilerimde nasıl biri olduğuma gelince (söz veriyorum şişirmeyeceğim, yalan yok) :

İnatçı, Herhangi bir tartışma çıktıysa (ki benim ile biraz nadir çıkar ama) susan taraf olamayan, Demokratik, Adaletli, Sabırlı (şans veren) ama sabırın sonunda kararından asla dönmeyen, Beraberce gezmeyi ve sosyalleşmeyi çok seven (fakat kararında olmak şartıyla), Çünkü evde de vakit geçirmeyi çok seven, Kahvaltı hazırlamayı, Ütü yapmayı, Ufak tefek yemek denemeleri yapmayı, Süprizler yapmayı seven, İlişkinin diriliğini koruma amaçlı her zaman çaba sarf eden (tabi karşıdan da o elektriği almam gerekiyor yoksa bitkisel hayata girmiş biriyle zaten uzun bir ilişki sürdüremem,başından biter), Giyim alışverişi yapmayı çok seven, Buluşma noktasına geç kalmayı hiç sevmeyen, Uykuyu seven, Müzik yaparken ses çıkarılmasından hoşlanmayan….ilk aklıma gelenler.

Çıktığım bayanların arasında elbette mutlu olduklarım vardı, çok güzel hatıralarım var ama o zamanda; bahaneler, şartlar araya girmişti. İlla ki aşılamayacak bir şeyler çıkmıştır aramızda… Yoksa benim ilişkilerim hep uzun soluklu olmuştur. Bir şeyler hissettiğim yada hissedeceğimi anladığım kişiyi kolay kolay bırakmam hemen emek harcamaya başlarım. Demek ki bitmesi gerçekten gerekiyormuş.

Bir ilişki hakkında şimdiki düşüncelerim:

Karşı cinse olan güvenim ve inancım sıfır oldu. Ama mesela içimde, çok derinde kalan birkaç ufak kımıldanmayı da bırakıp göndermiyorum. O kımıldanmanında adı umut. Umudu kaybedersem ve kaybedersek zaten yaşamak içinde bir neden kalmaz. Her zaman kapılar aralık kalmalıdır. Her kötü şeyin çok az da olsa iyisi vardır. Onlara ulaşmak için çok derinimde koruyup kolluyorum umudumu. Bu her mevzu için böyle.

Benim düşündüğüm gibi bir ilişki yaşamak isteyen bir bayan çevremde olsaydı, şu an beni bulurdu, karşılaşırdık diye düşünüyorum. Ya da yanımdan geçti, çok yakınımda bulundu fakat tanışmak için bir kader yaratılmamıştı, bir şey vesile olmadı. Olmadı. Her ayrılıktan sonra, uygun ve doğru diyebileceğim yeni bir flörtün bana gelmesi biraz zaman alıyor diyelim J

Herkes mutlu olmaktan söz ediyor ama söyleyenler inanın bunun için gram emek harcamıyorlar. Sadece ağızda. Karşılarına gelince de bahaneler, burnundan kıl aldırmamaklar falan… v.b

Son olarak şunu söylemek isterim; toplumu oluşturan bireylerin gün içindeki yaşamlarında maksimum derecede iletişime açık olmaları gerekiyor. Yabanilik ve bana dokunmayan yılan bin yaşasındacılık gelişmemize engel olan ve medeni bir topluma yakışmayan sıfatlar. Temkinli durup, biraz inanç, biraz güven, biraz şans birbirimize karşı… Konuştukça her şey daha kolay çözülecek ve de belki de düşündüğünüz çoğu şeyin öyle olmadığını anlayacaksınız. Biz anlaşmaya çalıştıkça toplumda asabiyet, gerginlik, kavgalar çok azalacak eminim. Anlayış fazlalaştıkça affedicilik çoğalacak. Bu güzel tablo bence güzel ilişkilerin başlamasını ve çoğalmasını da sağlayacak. Konuşmak ve ne demek istediğini anlamak, anlamak için dinlemeye çalışmak gerekiyor. Biraz daha empati, biraz daha açık duruş gerekiyor…

Evet adı günümüzde eğriti de dursa ve de benim için gerçek anlamından çok uzak da olsa madem yazımın çıkış noktası ‘’Sevgililer Günü’’ o zaman ben de sevgililer gününüzü kutluyorum. Sevgili olmak için emek harcayan bütün çiftlerin ve de Lezbiyen, Gay, Trans, Feminist olan değerli arkadaşlarımın da sevgililer gününü kutluyorum.

Bir şans verin, inanın, sevgiyle kalın.



 
 


 

 




  


             BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:


https://www.youtube.com/results?search_query=burak+k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna

http://www.dailymotion.com/tr/relevance/search/burak+k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna/1

http://www.songaz.com/videosearch.asp?search=burak%20k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna