Sayfa Görüntüleme Sayısı

26 Ocak 2015 Pazartesi

14 ŞUBAT 2015






14 şubat sevgililer gününü ticari amaçlı bir gün olarak görmüyorum. Bu günün anlamını içeren bir çok ürün mağaza vitrinlerinde yer alıp ticarete dökülsede ''sevgi'' kelimesini aynı günde bütün dünya'ya söyletmek için değer diye düşünüyorum.
Benim inanmadığım işin manevi kısmı. Yani bir günde üç farklı kişiyle sevgililer gününü kutlayanı duysam şaşırmam.

Benim yirmili yaşlarımda iletişime açık ve dönük ama hala dinleyecek ve keşif edecek çok şeyi olan insanların arasından flörtümü bulma şansım olurdu. Hiç bir flörtüme ''Aşkım'' demek için yada ''Seni Seviyorum'' demek için acele etmedim.Özellikle otuzlu yaşlarımdan itibaren yanılmadığımı da gördüm. Biz her şeyi tüketmiş ve hiç bir şeyden tadmin olmaz ve zevk almaz bir jenarasyon değildik. (1975) Birbirimize güvenimiz vardı.

 1990'dan itibaren;
-Teknolojinin gelişmesi
-Kişinin hayata bakış açısında aile eğitimi ve desteği almadan hayatının içinde yalnız bırakılması
-Bir bireyin yanlış yapma kredisinin neredeyse özgür bir kotaya yaklaşmasına göz yumulması;

Mutluluğu bir türlü bulamayan,hissedemeyen,değer bilmeyen,kendini ulaşılmaz bir noktaya koyan ve o noktada yalnız kalacağı gerçeğinin farkında olamayacak kadar aileleri tarafından  cahil bırakılan ve de şımartılan bir neslin geleceği korkusu yaratmıştı.
Gelinilen nokta aşikar ortada gözükmekte. Ve o yıllardan bu yıllara kadar gördüğüm değişim beni fevkalade şaşırtmakta. Hep sorguladığım şey; kendi nesline düşman olan bir ırk haline nasıl gelindiğidir.Ayrıca daha ne kadar her şey kötüleşebilir diye düşünüyorum,aklım almıyor.

Bütün güzel şeylerin bir isimde,bir etikette,bir günde karşımıza çıkıyor diye yaşanması inanın beni üzüyor. Bir formalite gibi geliyor bana...Sanki bu işler o merasimler olmadan olmuyormuş gibi.

Bu kötü hisleri ve günleri yaşamamızın tek nedeni; insan beyni ve kalbidir. Beynimize hakim olamamamız,kalbimizin sesini dinlemediğimizdendir.İçlerini güzel şeylerle dolduramadığımızdandır.
Eşleri yada flörtleri tarafından öldürülen insanlar...Sayısı çok çok fazla.Neden aşırı sevgiden mi? Sevgisizlikten mi? Yoksa sevdiğini sanmaktan mı? Bence esasında bu olaylar yüzünden ''sevgililer günü'' kutlanmamalı yas tutulmalıdır. Ta ki insanlar sevdiklerini öldürmeyene kadar.

Sosyalleşmek,tanışmak,fikir ve duygu alışverişi yapmak her bireyin hakkı.Bu çok normal. Ama yukarıda sadece bir kaçını sayabildiğim nedenlerden dolayı kendi hayatını olduğu gibi başkasının hayatını da olumsuz etkilemek kimsenin hakkı olamaz. Her bireyin kendini kendince haklı nedenlerden dışa kapaması büyük bir mutsuzluk zincirine neden oluyor görüyorum.
''Güvenin azalıp'' , ''ben her şeyi bilirim'' in artması bence sevgili olamamanın ve mutluluğu bulamamanın başlıca iki nedeni.

Her güzel ve duygusal kutlama, yaraların sarılması ve bir tamirat için,vesile olsun isterim.
İnsanlar göz göze gelmekten, bir şeyler konuşmaktan çekinmesinler. Ve çok iyi eğitilsinler ki (her şeyin bilincinde olsunlar ki) sağlıklı bir ilişkileri, güzel işleri ve hayatları olsun.
Hiç kimse bilgeliğini,maddi gücünü başka bir insanı ezmek için kullanmasın isterim.Onları paylaşsınlar ki hayatı ve bu dünyayı güzelleştirebilelim. Ve o güzellikleri devam ettirebilecek bilinçli ve güzel kalpli nesiller ortaya çıkaralım.
Olur mu olmaz mı bilemiyorum.Olmaz demeye dilim varmıyor. Gördüklerim ümitlerimi yıkıyor.
Her günü bayram gibi kutlamak.Her günü sevgililer günü gibi yaşamak ister miydin? Evet bu satırları okuyan sen... Yoksa her şey çok doğru ve düzgünmüş gibi yaşamak daha mı çok işine gelirdi?
Dilerim bloğumda yazdıklarımı okuyan sevgili takipçileri yani sizleri, biraz olsun şu yazdığım bir kaç satırla insanlık adına güzel şeyler yapmaya heveslendirebilmişimdir.
''Bir tür güzel bir şeyler yaptım.''  eylemeni aklınıza getirebilmişimdir.

Herkesin birbirine kalpten ''Bir Şans'' verdiği güzel günleri görmek dileğiyle...


















www.burakkirmizituna.com




BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:






2 Ocak 2015 Cuma

KOMİK



Bu gün sizlere karşılaştığım bir kaç komik durumu anlatacağım. Dilerim benim gülümsediğim kadar siz de gülersiniz.

İnsanlar öyle detayları, kendilerine sorun yapıyor ve hayatlarının vazgeçilmez bir parçası kılıyorlar ki; ekonomik durumu herkesin aynı olmayabilir.Aşikar ortada zaten.Ama bundan utanılacak bir şey olmalı mıdır? Kimisi giyeceklerin orjinalini giyer, kimisi taklidini. Kimisi et yer, kimisi sadece çorba içebilir. Her neyse, yolum çok uygun fiyatlı bir markete düştü.Ordan içecek falan almıştım.Kasa sırasına girdim.Önümdeki gayet düzgün giyimli,bakımlı,full aksesuar takılı :) bir teyze yüklü bir alışveriş yapmıştı.Ödemesini yaptı sonra büyük bir torbanın içinden bir sürü torbalar çıkardı ve aldıklarını onların içine koymaya başladı. Torbaların üzerindeki markalar: ''Migros'' ''Macro Center''....:))
Ne olmuş oldu; teyze oralardan alış veriş yapmış oldu. Ve havasından bir şey eksilmemiş oldu.Bu gerçeği sıradaki bir kaç kişi ve kasiyer biliyor olmuş oldu.Biz önemli değildik. Onun için; muhiti,komşuları ve toplumun onu markalarıyla konumlandırması önemliydi ;)

Yada cebinde doğru düzgün parası yoktur.Borcu harcı vardır. Ekonomik olarak dibe vurmuştur.Ama onun için bu öyle zordur ki; bu güne kadar yarıştığı bilmem kim beyin karısının yüzüne nasıl bakacak, nasıl onlarla kahve içmeye gidecektir.Avm'nin birindeyim.Dükkanlara baka baka dolaşıyorum.Birden yanımdan hızlı adımlarla alımlı bir bayan geçti.Ellerinde ''versace'' ''gucci'' ''beymen'' ''vakko'' torbaları vardı.Az ileride bir dükkanın vitrinine bakmak üzere durdu.Tam arkasını döndü, adamın biri bir omuz koydu kadına.Elindeki iki torba yere düştü.İçinden bir su şişesi ile bir sürü gazete ve kıvrılıp bükülmüş kağıtlar yerlere saçıldı. Bunları görünce diğer iki torbada ne var merak etmedim değil doğrusu. Keşke ünlü markaların torbalarına ıvır zıvır koyup büyük avm'lerde boy göstererek ekonomik durumlar düzelebilse. :)

Yıllardır dikkat ettiğim bir konu da yılbaşlarında noel baba olan animatörler olmuştur. Bu arkadaşlar ekmek parası için soğukda,karda kışda çeşitli mekanların önünde satışı canlandırma amaçlı dururlar. Onlara elbette bir lafım yok. Benim söyleyeceklerim onları görevlendiren animasyon şirketlerine: Yahu hiç mi noel baba görmediniz. Elli kilo noel baba olur mu hiç. ikincisi noel baba elinde sigara ''geç abla geç yılbaşı donları iki lira'' der mi. Noel baba rugan ayakkabı giyer mi. Noel baba kılığındaki arkadaşın çenesine bir avuç pamuk koyarak altındaki kirli sakalının gözükmesine neden sebep olunur. İki noel baba dükkanın önünde karşılıklı kolbastı oynar mı be.  Bizde bu yabancı hayal kahramanlarını canlandırma ve kostümleme sorunu var. Biri ''tweety kostümü giyer kuşun bir gözü aya biri yere bakar'' ''batman kostümü giyerler yarasa mı karga mı anlayamazsın'' geçen yine bir Ninja kaplumbağa gördüm yeminle evdeki pilav tenceresini almış üstünü kumaşla kaplamışlar.(kaplayamamışlar) adamın sırtında tencerenin sapı gözüküyordu. :)) Hesapta kaplumbağanın kabuğu. Gözünede dandik bir yılbaşı maskesi takmışlar....elinede tahtadan bir kılıç, al sana Ninja kaplumbağa. Ama bir ''gazman'' ol desen. Hakkıyla kostümünden, karakteristik mimiklerine kadar canlandırırlar. Çünkü bakış açımız ''yakıştırmamız'' olmuştur. Bir yabancı hayali süper kahramanı hiç bir zaman ezik göremezsiniz.Kendiyle dalga geçilecek hikayelerin içinde yer almaz ve hep o galip gelir.Esasında mevzu her yerde halka yakın,halkın içinden bir kahramandır. Ama bizdeki süper kahramanlar hep halkın içinde kalarak farklılık gösterir. :))

Bir yılbaşı çekilişi macerası yaşamıştım. O zamanlarda bir kuruluşta görev yaparken departman olarak aramızda yılbaşı çekilişi düzenlemiştik. Çok sevdiğimiz ve bizi evlerimize bırakan servis şoförü Hüseyin abimiz vardı.Onu da kattık bu çekilişe.Benim çok iyi anlaştığım bir arkadaşımı çekiliş hileleriyle kendime çıkardım.Çünkü diğerleriyle pek aram yoktu.Onlara bir şeyler almak içimden gelmiyordu.Gülnur diye bir kıza da servis şoförü Hüseyin abi çıkmıştı.Neyse ben hediyemi seçmiştim.Benim arkadaş ''İndiana Jones''un fanatiğiydi.Uzunca bir süre onun fötr şapkasını aradığını ve sonunda da bulduğunu biliyordum.Ben de ona İ.Jones'un kullandığı kırbacı almaya karar verdim.Altından girdim üstünden çıktım ona yakın bir kırbaç buldum.Yılbaşının bir gün öncesi iş çıkışı iş yerine yakın bir cafede hediyeleri vermek üzere toplandık.Yaklaşık on kişi falandık.Bir masanın üzerinde hediyelerimiz duruyordu.Hediyelerin üzerinde de alacak kişilerin isimleri yazıyordu.Bir şeyler içildi ve depertman müdürünün konuşmasından sonra hediyeler sahiplerini buldu.Sıra Hüseyin Abi'nin hediyesine geldi.Herkes aldığı hediyeyi açıyordu.Hüseyin abi gülerek, keyifle hediye ambalajını parçalamaya başladı.Elinde en son kalan bir kırbaç olmuştu.Bir kahkaha tufanı koptu.Adam kıpkırmızı,Gülnur kıpkırmızı...E peki benim arkadaşın hediyesi ne çıkacaktı? Hemen ona adının yazdığı paketi açmasını söyledim.Açtı; kırmızı bir bayan iç çamaşırı çıktı paketten.Hediyeler karışmıştı.Kahkahalar arasında Hüseyin Abi'ye çıkan hediyenin benim arkadaşıma aldığım hediye olduğunu açıkladım.Hikayesini de anlattım.Kırmızı iç çamaşırlı hediyeyi de bir erkek arkadaşın uzun zamandır hoşlandığı ama bir türlü açılamadığı bir bayan çalışma arkadaşına aldığını öğrendik.

Yıllardır toplu taşıma araçlarında meşhur bir bayan kokusu boy gösteriyor: ''Candy''. Bu koku neden tutulmuştu? Erkekler bu kokuya bayılıyor muydu? Merak etmekteyim. Ben şahsen bu kokuyu algıladığımda boğazım yanıyor,gözlerim kızarıyor,geçici hafıza kaybı yaşıyor,eşşek gibi anırmaya başlıyordum.  Bence bu kokunun bir erkeği cezbetmesi imkansızdı. İmha etmesi daha mümkündü. Bütün ergenler bu kokuyu kullanıyordu. Bütün ortadirek ailelerin kız evlatları bu kokuyu  sürüyordu. Açık parfümerilerde bu koku yok satıyordu. Orjinaliyse var mı? Bilmiyorum. Pek de bilmek istemiyorum. Aslında pahalı ve popüler parfümlerin de çoğu baymıyor değil.Çünkü çok sıkınca daha güzel kokacak ve hiç çıkmayacak algısı var. Ne yazık ki kişisel kokuları şikayet edebileceğimiz bir kurum yok :))

Facebook'taki gizli online'lar. Chat kısmında offline gözüküp her daim facebook ile yaşayan kesim. :) Yani facebook'ta online olmak sizin herkese cevap yetiştirmek zorunda olduğunuzu göstermez.Gönül rahatlığıyla gözükebilirsiniz. Hee, ''bu ayrı bir ulaşılmazlık katıyor bana'' yada ''öyle sık sık muhatap olamazsınız benimle'' veyahut ''beni öyle face'de falan göremezsiniz'' imajı çizdiğinizi düşünüyorsanız, yenmiyor bilin. Çünkü offline'ken bir şeyler paylaşıyorsunuz, o zaman zaten sayfa başında olduğunuz anlaşılıyor. :)

''Müşteri Her Zaman Haklıdır.'' Tüketici Haklarında neler var doğrusu incelemedim.Beni ilgilendiren ilk etapta manevi haklar aslında. Ben bir müşteri olarak bize bu hakkı kimin verdiğini merak ediyorum.Çalışan bize bu hakkı veriyor mu? Onun her zaman çenesini kapayabileceğimize, onu paramızla dövebileceğimize, egomuzun altında onu ezebileceğimize ve de günün stresini üzerinde atabileceğimize izin veriyor mu? Heee tabi ya bu izni iş yeri veriyor. Daha çok müşteri, daha çok para....
''Sizin ve kendim için her şeyi yapmaya hazır asgari ücretle tuttuğum insanlar burada buyrun,buyrun efenim bu fırsatı kaçırmayın'' :))
Çalışan zaten o iş yerinde çalışarak her türlü şeyi kabullenmiş oluyor. ''Girmeseydin kardeşim, çık git işine gelmiyorsa'' ;)

Avm tuvaletlerinde ayak yıkayanlar, çekinmeden sümkürenler, tuvalet sifonu çekmiyenler, mağazalarda kabinlere çöplerini bırakanlar, züccaciye mağazalarındaki bardak reyonlarındaki bardak içlerine kabuklu yemiş pisliğiyle dolduranlar, fastfood kuyruklarında yumruk yumruğa sıra kavgası yapanlar, public alanlarda ayakkabısını çıkarıp ayağını uzatarak oturanlar, elindeki bilette koltuk numarası olmasına rağmen sinemada hala perdeyi en düzgün gören koltuğun kendisine ait olduğunu savunanlar, sırt sırta konumlu bir sandalyeyi taaak diye çekerek arka sandalyede oturan birinin 9.8'lik bir deprem yaşamasına neden olanlar,metrolardaki engelliler için konulmuş asansörlere engellileri görmezden gelerek ilk ben bineceğim sevdasında olanlar, oralarada gitmek istiyorsunuz değil mi? İngiltere, Fransa, Kanada.... He he :)

Yılbaşı ve Sevgililer günündeki alışveriş çılgınlığı kendime ''Geçim sıkıntısı ve işsizlik çeken bir toplum, bu günlere, bu kadar çok ve hırsla para akıtabilir mi? '' diye sormama neden oluyor.

Bir bayan elinde yedi-sekiz tane fotoğraf. Ve yedi-sekiz tane çerçeveyi reyondan alarak ve de resimleri değiştire değiştire tek tek çerçevelere koyarak deniyor. Ve de beğenmiyor. Şansını ve bol  zamanını başka bir dükkanda kullanmak üzere devam ediyor.

Tuvalette pisuvar'ın önündeyim.Tuvalet full çekiyor. Bir tek boy özürlüler,boyu kısa olanlar için konulmuş pisuvar boş. Abi 1.90'lık adam nasıl 1.50 oldu görmüş oldum.Herif öyle bir sıkışmış ki dizlerinin üzerine çöküp oraya işedi ya. Yüzündeki ifadeyi bir görmeliydiniz. Yok utanç ifadesi değil, rahatlama ifadesi :))

Son olarak Kırmızı'nın uğruna ve kuş pisliğinin bereketine inanmanın bize bir faydası olmayacağını hatırlatıyorum ve değerli zamanınızı bu satırlara da ayırdığınız için teşekkür ediyorum.




 

 

 

 

 

 

 www.burakkirmizituna.com 

 

 

 


BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:







26 Kasım 2014 Çarşamba

İÇİNE

 
 



Bu sayfalardan kimi zaman komik olan durumları, kimi zaman yaşanan duygusallıkları, kimi zaman temennilerimi, kimi zaman eleştirilerimi yazıyorum.Tabi bu yazılar benim bakış açımı, katıldığım konuları ve doğrularımı içeriyor.Ama çoğu konuda aynı ortak noktada buluştuğumuzu ve hayatınızda aynı güzellikleri istediğimizi biliyorum.
‘’Herkes doğruyu,güzeli biliyor da peki yanlışı kim yapıyor’’ diye soracak olsak cevabını veremeyiz. ‘’Herkes iyi de peki kim kötü’’ desek kimse üstüne alınmaz.
Benim kırk senedir içinde yaşadığım toplumdan gözlemlerim neticesinde çıkardığım sonuçlardan biri de şu oldu:
Bireyde , muhtemelen yetiştirme tarzından kaynaklı olduğunu düşündüğüm; ailenin evladına çok düşkün olmasından yada çok ilgisiz olmasından dolayı bir içine kapanıklık oluşuyor.Sonra birey kendi dünyasında bir hayat yaşamaya başlıyor.Kendini bu dünyada daha güvenli ve hayatına hakim hissediyor.Burada kendi düşünceleri,kuralları,tarzı şekilleniyor.Ve daha sonra da diğer bir kişiyle iletişim kurmakta ve sosyalleşmekde zorluklar yaşıyor.Kimseyle anlaşamıyor.Çünkü birey kendi dünyasında yalnız yaşamaya alışıyor.Büyüdüğü aile ortamında yalnızlığı başlıyor aslında kişinin…Odasına kapanıyor,internetten kafasını kaldıramıyor,yolculuğu esnasında yada bir cafe’de ilgisini çok gelişmiş cep telefonundan bir türlü alamıyor.Yani görmüyor.Görmek de istemiyor.Kimse umrunda olmuyor.Ta ki çıkarları işin içine girinceye dek. Diğerlerini kendisi için potansiyel bir tehlike olarak görüyor.Her an onların birinden bir zarar görecek,kandırılacak,canı yanacak,hayal kırıklığına uğrayacakmış gibi…Kişi kendi dünyasının içinden dış dünyaya baktığında bunlara mağruz kalmış bir sürü insan görüyor ve dışarıya dönük olmaktan çekiniyor.Bunun tersini yapabilmeyi kimse istemiyor.Her şeyi kurtarmaya çalışmayı,şans vermeyi,güvenmeyi…Bunu hiç kimse istemeyincede yalnızlık büyüyor ve yalnız kalabalık bir toplum oluyoruz.Bu içe kapanıklık hırçınlığı ve saygısızlığı da beraberinde getiriyor.Kişi kendi dünyasında hep ön planda ve her şeyden önce geldiği için (örneğin bir şirketin patronu çalışanına hükmettiği gibi sosyal hayatında da etrafındakilere öyle davranır ya…yada çalışanının gösterdiği hürmet ve bağlılığı bekler herkesten) her durum ve ortamda (iş hayatında,okulda,yolda…)yine öyle olacağını sanıyor.Ve çevredekilerden kendini üstün görerek kendi dünyasından onlara bakıyor.Çevredekilerde onu ‘’ukala insan’’ ‘’egolu insan’’ olarak yorumluyor.
Görmezden gelme,ne etliye ne sütlüye karışmama,negatiflik,adaletsizlik,saygısızlık,takdirsizlik ve şevkatsizlik.Bu vasıflarla hiçbir güzelliği kazanamayız.Bunlar kendi hayatımızı ve başkalarnın hayatlarını kabusa çevirmekten başka hiçbir işe yaramaz.
İçine dönük kendi dünyasını kurup yaşayan bireyler olduğu gibi, yine yetiştirilmeden      kaynaklandığını düşündüğüm herkesin dünyasında kendine yer açabilen ve yaşayabilen bireylerin de olduğudur.Maddi özgürlüğün genç yaşlarda ellerine verildiği, her türlü imkanları ailesi tarafından karşılanan,hayata hazır olmayan ve hayatı tanımayan bireyler.Genelde hovarda yaşayan,eğlence,muhabbet,gezi ağırlıklı hayatlarında rahat tavırlar sergileyebilen, kimsenin hayatında fazla kalıcı olamayan fakat çok fazla çevresi olan bireyler. Bu kişilerdede kendi dünyasına çekilmiş bir insanın aksine aşırı dışa dönük yaşamının getirdiği sorumsuzluk,rahatlık ve de dejenerasyonlar bulunur.Kişi; ’’Buna gemi emanet edilmez’’ imajı yaratmıştır.
Bana göre sonuçda kendi dünyanızda yaşamanın da, dışa dönük sorumsuzca yaşamanın da ormanda bir ağacın yaşamından farksız olduğunu düşünüyorum.
Benim hayatımda her şeyin yüzdesi yarı yarıyadır.Neyse bendeki iki yarısı vardır.Ama biri diğerinden az yada fazla değildir.Uzaklığım kadar yakınlığım vardır.Asla fikrimi söylemekten çekinmem.Fikirlerimin ve şahsımın başkaları tarafından şekillendirilmesini hiç sevmem.Her şeye karşı herkesi şaşırtan uzun bir sabır’ım vardır.Adalet mekanizmam çok
sağlamdır.
Hak vermek için bir kişiyi tanıyor olmam gerekmez.Yaptıklarını görmem,düşüncelerini dinlemem yeterlidir.Kalabalık ortamlarda kendimi kapamam.İnsanlarla iletişime açık bir halde onları izler halde olurum.Ulaşılmazı oynamam.Soru sormaktan,cevap vermekten kaçınmam.Herkese bir telefon kadar yakınımdır.
Birbirimizi anlamamız için ilk önce dinlememiz lazım.Sonra konuşmamız.Tanışmamız lazım.Paylaşmamız lazım.Konuşarak bir sonuç çıkarmak lazım.
  sonuçda güzel fikirlere,güzel muhabbetlere ulaşmamız lazım.O zaman arkadaş oluruz,sevgili oluruz,birbirimizi tanıyor oluruz.
Kaçarak,kabuğumuza çekilerek,ulaşılmazlıktan tadmin olarak,birisini görmezden  gelerek,burnundan kıl aldırmayarak,birilerine yaranmak için tavizler vererek,para için aklına ne geliyorsa yaparak,hak-hukuk yiyerek yada herkese bıkkınlık vererek ama bir fayda vermeyerek rahat tavırlar sergileyerek aşk isteyemeyiz,dostluk isteyemeyiz,çocuklara bırakabileceğimiz güzel bir dünya olabilir mi bilemeyiz.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:

9 Kasım 2014 Pazar

SEVİYORUM DEDİ


 
İnsanlar sevgiyi tadmadı. Adına ‘’sevgi’’ dedikleri olan hissi kafalarında tasvir ettiler.Ve hissedemedikleri ama muhteşem olduğunu düşündükleri muazzam duygular  kurdular.Sadece tariflerine uydurarak sevmeye çalıştılar.Sevdik sandılar.

Her ‘’sevgi’’ sandıkları ‘’ayrılık’’ çıktı. Mecburi beraberlik olarak sürdü.Ve de doğanın bir kanunu…

Yeri geldi bir anne evladından vazgeçti, yeri geldi bir hayvan eziyet çekti; ne doğaya, ne yaşadıkları topraklara acıdılar. Birbirlerine bile acımadılar.

Kendi yarattıkları ‘’sevgi’’ olgusuyla kendilerine örnek olabilecek (ve var olduğuna ispat gösterebilecekleri) kahramanlar yarattılar. ‘’Kerem ile Aslı’’ ‘’Ferhat ile Şirin’’ ‘’Leyla ile Mecnun’’…..

Onlara yükledikleri sevgi masallarını yaşayabilmek için uğraştılar.Onlar gerçek değildi ki; yaşadıkları sevgi gerçek olsun.

Hayali tekrar hayal kılıp filmler çektiler. Şiirlerde, şarkılarda yaşamaya çalıştılar bir türlü elde edemedikleri o muazzam efsanevi duyguyu.

Tam ‘’evet oldu seviyorum’’ diyen bir zaman sonra hissizleşmeye başladı.Hem de kendi eşini yok edecek kadar.Her şey bitti.

Allah, yanıldığını anladığı o ilk günlerde sevgiyi sadece insanın sanacağı bir hissiyat haline getirdi.

‘’SEVGİ’’ Allahın temsilcilerinin (elçilerinin) kalplerinde korumaya alındı.

İnsanların anlayışına göre tabii ki herkes sevmiştir.Ancak arınmışlık ve kutsal yönden (maneviyat) düşünürsek insanların ‘’sevgi’’ sandığı şey sevgi değil.Buna Allah katındakiler hariç hiçbir canlı ulaşabilmiş değil.

O yüce sevgiyi Allah ilk insanlara (Adem&Havva) verdi. Onlarla sevgisini,nimetlerini paylaştığında insan Allah’ın kendisine yasakladığını yapmakla yaratan’a bunu taşıyamadığını göstermiş oldu.Ve böylelikle insanlar kıyamete kadar ibadet ederek bir nevi Allah’tan özür ve af dilemeye başladılar:

‘’İnsanız hata yapabilecek acizlikteyiz,bizi doğru yolundan ayırma.Günahlarımızı affet.’’

diye dualar ettiler.Allah kolay bağışlayandı.Tüm düzeni ve her şeyi yaratandı.Allah insanın kalbinden çektiği yüce sevginin yerine nefis (irade) vermişti.Ve bir de iyi olabilmeleri için kalplerine o yüce sevgi tohumlarını bıraktı.Ama insan ne kadar tövbe etse de, dua etse de iradesine yenik düşüp bir yerde mutlaka yeni bir hata yapıyordu.Günahlarını tazeliyorlardı.O sevgi tohumları bir türlü büyüyüp yeşeremiyordu.Bu yüzden insanlara hep kendince bildikleri ‘’sevgi’’ şablonunu yaşamak daha kolay geldi.

-         Sen hiç sevmemişsinbelli. Seni seven hiç olmamış’’

-         Milyonlarca insanın sevgisini,sevdiği için akıttığı göz yaşını görmezden gelemezsiniz.

-         Ne yani siz annenizi yada ailenizi sevmiyor musunuz? Sevgi yok diyorsunuz ya..’’

-         Siz istediğiniz kadar sevgi yalan deyin, ben deli gibi seviyorum.

-         İyilik yapan bir sürü insan var onların kalplerinde sevgi olmasa iyilik yapabilirler mi?

v.s

İşte tam da insana has bir döngüye kaptırılmışlık. Ve döngüyü bozup başka gerçeklerle karşılaşacağım korkusunun cevapları.Bakış açısını değiştirmeme.Yaşadıklarını sorgulayamama.Asırlardır inanılan bir şeyin (sevgi olgusunun) farklı çıkmasının yaratacağı şokun endişesi.Öteyi görmek istememe.Anı yaşama tembelliği.Alışkanlıkların getirdiği monotonluklar.Bilinç altı otomatikleşmesi. Yani kendini sevdiğine inandırma.

-         Ben bizim bildiğimiz şekilde çok sevdim. Ama bilmediğimiz şekilde hiç sevmedim. Yani yüce duyguya herkes gibi ulaşamadım.Beni de aynı benim sevdiğim gibi sevdiler.

-         Milyonlarca insandan biriyim.Benim de göz yaşım çok aktı.Zaten duygusuz olduğumuzu kimse inkar edemez. Milyonlarca insanın her birinin hissettiği şey bir duygu bütünlüğüdür.Yani bütün insani hislerimizin tümü.Kontrol dışı insanın tüyleri diken diken olur ya.Otomatikman bu olur. Bunu engelleyemezsiniz.Sonuçta bize aittir.Biz  hislerimizin bütünüyle sevdiğimizi sanarken benim ulaşmak ve tadmak istediğim bir tek kalpten çok kuvvetli ve yüce bir şekilde sevmektir.

-         Ailemi bizim sevgi tarifi dahilinde tabii ki seviyorum. Ama onları da tadmadığım,tadmadığınız bir sevgiyle sevmek istiyorum.

-         Evet şu an sevgiyi yaşadığımız şekliyle düşünürsek bu sevgi olamaz. Yani sevdiğimizi sanıyoruz.Siz de bunu sanıp yetinmekle özgürsünüz.Benim yakalamaya çalıştığım sevgide vazgeçiş,tutku deformesi ve şiddet yoktur.

-         İyilik yapan insanlar, yaptıkları iyiliklerin kat ve kat fazlası yanlışlar yapıyorlar.İşte değişmesi gereken kırılma noktası da bu.Hayvan beslerken aç bir insanı doyurmuyorlar mesela…Alın teriyle kazandığı paralarla kimsesizlere yardım ediyor bir taraftan temeli sağlam olmayan bir bina yaptırıyorlar örneğin… v.b


 

Evet ben de aşk yaşıyorum,şarkılarını söylüyorum; sevgiye dair.Ama hayatta ve bu dünyada o sevgilerin (aşkların) o şarkının süresi kadar kısa olduğunu biliyorum.

Sevdiğim kadınlar neredeler? Beni deli gibi sevdiğini söyleyenler…? Çıkarı olmadan yanınızda duran var mı? Ailesini bile hayatından silenler yok mu? Yada evladını? Aşkım, canım diye haykırıp bir ay sonra aynı sözleri başkasına söyleyenler? Boşananlar? Çocuğunu dövenler? Hayvanlara eziyet edenler? İnançsızlar? Şevkatsizler? Ölüm döşeğindeki karısını aldatanlar? Sevgiyi cinsel açlıkla karıştıranlar? Sayfalara sığdıramayacağım bir sürü yapılan çirkinlik…Bunların hepsi sevdiğini,sevebildiğini söylüyor.

Ben, benim hissetmek istediğim aradığım ve bulmak içinde ömrümün yetmeyeceğini bildiğim ‘’sevgi’’ tarifsizliğinin içine bunların hiç birini karıştırmıyorum.
 


 
 
 
 
 
 




BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:

 
 
 

30 Eylül 2014 Salı

PİNOKYO




 
 
 

‘’Bizdeki keresteler daha önce pinokyo muydu? ‘’  diye düşündüm.

Dün ‘’Louis Armstrong’dan When You Wish Upon A Star’’ ı dinlerken bu geldi aklıma.

Hani Pinokyo daha önce tahtadan bir kuklaydı ya, sonra insan oldu.

Mesela bizim odunlar da bir ara tahtadan bir kuklaydı da sonradan mı canlandı, tam oluşumunu tamamlayamayanlar falan oldu gibilerinden bir kafa patlattım.

O masalda tahtadan bir kukla canlanıyordu.Düşünsenize bizim ülkede bütün tahtadan olan şeylerin bir insana dönüştüğünü:

Kızcağız azgın dalgalar üzerinde sörf yapıyor, kaptırmış gidiyor. Bir süre sonra dalga zayıflıyor.Kız yavaşça ayakta durduğu sörfün üzerine uzanı veriyor.Tam o esnada o da ne? Sırt üstü yüzen bir herifin sırıtmasıyla yüz yüze kalıyor.Tahtanın ilk söyleyeceği şey şu olurdu herhalde:

-          İlk defa bir orman olmak,koca bir aileye sahip olmak istiyorum.

Ya da bir okulda yazı tahtasının canlandığını düşünsenize;

-          Senelerdir toz yutturdunuz, ağzıma sı…nız benim.Gidiyorum lan,adam gibi yaşayacağım artık.

dediğini.

Tahtadan oyulmuş bir bereket tanrısı heykelinin canlanıp bir insana dönüştüğünü hiç düşünmek istemiyorum.Uzun boylu,kel bir adam falan…(niye kelse)

-          Niye bakıyonuz lan açıkta bi şey mi gördünüz?

(Evet açıkta yürüyor)

Bir dönüşüme gidiş başlıyor.Ülkede bütün marangozlar batıyor,işsiz kalıyor falan.

-          Ula İsmet gördün mü benim dükkandaki kerestelerin hepisu ayaklanıp çıktı gitti.

-          Ya sorma benim evdeki üçlü koltuk takımı kapıdan geçemedi,balkondan atladı.Töbe töbe.

Bir de pinokyonun meşhur,en bilindik özelliği bildiğiniz gibi yalan söylediğinde burnunun uzamasıdır.Bu bizim ilk önce odunken (Pinokyo iken) sonra insan olanların yada oluşumunu tamamlayamayanların her yalan söylediğinde alt tarafı, her ereksiyon olduğunda da burnu uzasa....Biz antikayız ya her türlü aksilik bizi bulur.Bizde olur.

-          Sevgilim burnu mu okşar mısın?

-          Aaaa manyak mısın sen be?

Yada

-          Canan bak valla yalan söylemiyorum.

-          Ama hikmet bak o öyle demiyor.

-          En sonunda budatıcaksın bana bunu.

Hatunlar bayılıyor bu pinokyodan bozma heriflere.

-          Ah ne kadar sert erkek; dipçik gibi, tahta gibi, kazma sapı gibi…Erkek dediğin böyle olmalı.

-          Ablacım o artık insan oldu, o pinokyo ikendi.Diyorum ki; o artık öyle odun gibi değil.İnsan o insan.Ya da olacak yakında.Umut bağlama yani.

 

-          Ahmet abi senin suratta bir kabarma var.

 

-          Hiç sorma,benim malzeme en kötü ağaçtan çıktı ya. Yağmuru yiyince böyle açılıyor,esniyor canım be.

 

 

Bütün milletin baba adı Gebetto. Nüfus müdürlüğüne gidiliyor;

-          Baba adı nedir?

-          ‘’Gebetto’’

-          Sen Geber pzvnk. Kalkmış ne diyo hele bag.

 
Bütün Pinokyodan olma insanlara ve yarı Pinokyo yarı insan kalmış kerestelere saygılar,sevgiler.





 

 

 
 
 
 
BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:

 
 


25 Eylül 2014 Perşembe

HAYATA BİR ARMAĞANIM YOK









Hayat; her sene başında iyi niyetlerle iyileştirilmeye çalışılan ‘’hayat’’.

Doğan canlı nasıl bir dünyaya ‘’merhaba’’ demelidir?

Taze gıdaların, temiz havanın olduğu, düzgün işleyen mevsim süreçlerinin birbirini takip ettiği, sağlıklı bir toplumun içinde güvenli,sevgi ve barış dolu bir dünyaya… değil mi?

Peki bu saydıklarımın hangisi var elinizde?

Dünyaya getirilen bir insanın doğmama gibi bir seçeneği kullanamayacağından dolayı, onu kendi rızası dışında böyle bir kaos’un içinde yaşamaya mecbur etmek ne kadar doğrudur düşünür oldum.

Sokak hayvanları için bile barınaklar yapan, hayvan hakları yasası çıkartan, sokaklara geçici yuvalar kuran, onları sahiplendirmeye çalışan, yaz aylarında kapı önlerine su-mama bırakan insanoğlu bu duyarlılığı neden kendi ırkına göstermiyor? Hayvan türlerini korumaya alan, kürk giymeye karşı olan insan; kendi türünü neden yok ediyor?

Her şeyi kendine yapmakta mübah gören, yıllanmış yasaları bile çiğneyip kişisel yasalarını uygulayan ve her bireyin kendini kusursuz gördüğü bir hayata toz pembe bakmaya kalkmak, bu düzenin sonsuza kadar sürüp gitmesine yardımcı olur.

İnsanların Amazon ormanlarında hayatta kalmaya çalışan bir türe dönüşmüş olması ne acıdır.

Bir çocuğun annesine; ‘’Küfür etmesem olmuyor, kavga etmesem dalga geçiyorlar, yalan söylemesem işlerim yürümüyor’’ demesi ne kadar düşündürücüdür. Hayat bu mudur? Yaşam savaşı böyle mi yapılır? Bir çocuğa dünyadaki güzelliklerin,  ve görüp görebileceğinin sadece bunlardan ibaret olduğunu sandırmak nasıl bir had bilmemezliktir ? Kimin buna hakkı olabilir?

Kendini yetiştiremeyen, dünyadan bir haber olup dünyayı hiçe sayan, hep bir bilardo topu misali başkalarının ıstakalarının uçlarına kaderlerini bağlamış, yüksek egolu, sadece kendini beğenen, maddi gücünü kötüye kullanan ebeveynlerin yetiştireceği bireylerin de bir kısır döngü olarak hayatı başkalarına zindan etmeleri de ayrı bir düşündürücü konudur.

Artık şiirler, şarkılar, mutlu sonla biten masallar, filmler, diziler, tebessüm ettiren komiklikler, güneşin batışı, yıldızlar v.b yetersiz kalmakta, anlık çözüm bile olamamaktadırlar. Bu bahsettiklerime sığınıp gerçeği kendilerine itiraf edemeyen yada ‘’benim dünyam bu; küçücük. Evden işe, işten eve. Bu da bana yeter, varsın dünya yansın.’’ diyen öyle çok insan var ki… Halbu ki tüm bunlar hayat güzel ve insan, insan olunca bir anlam kazanıyor.

Güzellikler, çirkinliklerle öyle çok bulandı ki milyarlar aynı anda ağlasa görünürler mi bilemem.

Düşünüyorumda; ‘’dünya başka bir yaşamın cehennemiyse’’ diye. Bu yakıştırma abes olmayacaktır.

Kısacası; tek başıma düzeltebileceğim ve iyi edebileceğim kendi hayatımdan başka bir şey yok. Diğer hayatlar için gücüm yetmez, şu ana kadar yaşamadığımız ama yaşadığımızı sandığımız günleri geri kazanmak için her insanda inanç ve gönül beraberliğini bulamam. Çünkü bunu isteyen yok. Yetersiz. Her şey yitirilmiş.

Benim bu bahsettiklerime karşılık verebileceğim en güzel cevap,ceza ve önlem; dünyaya bir evlad getirmemek olacaktır. Dış dünyadan arınmanın ölçüsünü koymak olacaktır. Bu hayatı armağan edebileceğim hiç kimsem olmayacak.

Yürekten dilerim ki; asırlar sonra bile olsa doğacak bebek bizlerin göremediği tüm güzellik ve iyilikleri görür. Ve o bebeği dünyaya getiren sevgili anne  büyük bir huzur ve mutlulukla yavrusunu dünya için yetiştirir.
 


















BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:




16 Haziran 2014 Pazartesi

İŞTE ÖYLE.....


DOYUMSUZ VE HIRSLI

Hatun hızlı adımlarla x dükkana girer. Hışımla reyonlardaki askıları itekleyerek ürünleri seçer.Koluna yığdığı onbeş-yirmi parça giysiyle soyunma kabininde tam bir saat geçirir.Sonuç: Hiç bir ürünü almadan çıkar. Tabi kabini kullanma sırası bekleyenlerin de zamanından çalmış olur. İşte öyle....

VİCTORİA SECRETS

Son üç aydır elma şekeri gibi parlayan,göz alıcı karton torbalarının her  kolda sallandığı, herkesin meğerse ''buralara da gelse'' diyerek yolunu gözlemiş olduğu marka.
Hiç anlamadığım;
- dükkanın girişinde parfüm sıkılarak karşılama yapmaları. (İçerideki bir şeye sizi hazırlarmışçasına :)
- diğeriyse 60-70 yaşındaki anane ve babanelerin bu dükkandan ne aradığı ?
olmuştur. Benim tahminim o yaşdaki insanların yüncü dükkanlarında çile rengi seçiyor olacağı şeklinde....İşte öyle...

TEŞHİR ÜRÜNÜNDE TATLI SOHBETLER

Bir çift bir saat teşhir ürünü bir koltukda yada bahçe salıncağında nasıl bir konsantreyle sıkılmadan ne konuşur :) Ve gayet normalmişçesine hiç bir şeye,reyona bakmadan kalkıp dükkandan çıkar.Hani sanki çay bahçesine gelinmiş yenilmiş içilmiş hesab ödenip kalkıp gidilmiş gibi bir hava...İşte öyle...

MİNİBÜSTE

Minibüste en arka taraftan bir öğrenci öne doğru ''bir tane öğrenci uzatır mısınız'' şeklinde parasını gönderdi.Şoförün arka koltuğunda oturan yaşlı takım elbiseli amca şoföre parayı uzatarak ''Bir tane öğrenci alır mısın'' dedi.Şoför yan gözle adama bakarak ''Amca senin öğrencilik halin mi kalmış'' diye söylendi. İşte öyle...

ÖNCEKİ HAYATIMDA

Bildiğiniz üzere önceki hayata inananlar, daha önce  hep iyi insan olmuş, iyi şartlarda yaşamış, yönetici, halk kahramanı falan olduğunu iddia etmiştir. Peki bunlar şu anki kimlikleriyle, e5 üzerinde çimenlere, yada sokaklarda duvar kenarlarına işeyen, çöp konteynırlarının az ilerisinde yollara çöp bırakanlar mıdır? İşte öyle...

AVM' deki CADDE KIZLARI

Bir avm'de tıklım tıkış bir asansöre bindim.Birden dirseğimde bir ıslaklık hissettim. Zorlanarak arkama döndüğümde irkildim. İlk olarak silikonlu dudaklar gözüme girdi sonra şahsın kolundaki çantadan kafasını çıkarmış titrek gözlerle bana bakan fino köpeği... İşte öyle...

HEP KOMİK OLDUK

Kendimize hiç birşeyi yakıştıramıyoruz.Buralarda bir robot trafik polisi olsa şöyle olur,böyle olur... Yok rüşvet alır, Yok alkol ölçü aleti pantolonunun ön tarafından çıkar sarhoş kişiye oraya üflemesini istese ne makara olur...Ay'a gitsek uzay gemimizde dantelli örtü olur, gaz pedalı olur, bol küfür olur...
Ya bunları üzerimize niye yapıştırmışlar anlamam.Benim hayalimde mesela böyle olmaz.Star Trek'te nasılsa aynı onun gibi cool ve orijinal olur.Biz de yaparız,biz de başarırız...

SÜPER KAHRAMAN

Neden dünya ülkelerince popüler olan  sektörlerde her daim üst sıralarda adımız geçmez. Veya geçse de bizce kimsenin haberi olmayacak kadar değersiz görülür.Neden bir kaç müzisyen (bir kaç kendi halinde ülkede ve kısa bir süre) adını duyurmuştur.Ve de neden son senelerde sinema sektöründe uluslar arası bir atağımız olmuştur. Bu bizim çıkışlar,başarılar neden dünyada akıllarda kalmaz ve sıkça tarafımızca yinelenmez.Yoksa bu tür başarılara ülkece sahip çıkmıyor muyuz? ''Bana ne dünya ülkelerinden'' şeklinde bir ''zaten dünya benim etrafımda dönüyor'' yanılgımız mı var?
Ben, bir çizgi roman kahramanımızın dünya çapında tanınmasını,hayranlarının olmasını çok isterdim.Sonra bu kahramana gişe rekorları kıracak bir film yapılmasını...DC Comics en büyük ve en çok tanınan ABD'li çizgi roman şirketlerinden biridir, diğeri Marvel Comics'tir. 1934 yılında National Allied Publications adıyla kurulmuştur.Mesela bu şirketlerin kahramanımızı desteklemelerini,irtiba göstermelerini....Gerçek kahramanlarımıza bizden daha çok sahip çıkan dünya,hayali kahramanımıza da sahip çıkabilir diye düşünüyorum. İşte öyle...


NURİ BİLGE CEYLAN & EMRE AYDIN

Nuri Bilge Ceylan'in "Kış Uykusu" isimli filmi 2014 yılında 67. Cannes Film Festivali'nde büyük ödül olan Altın Palmiye'ye layık görüldü. Böylece Yılmaz Güney'in Yol filminin ardından ikinci kez bir Türk filmi bu ödülü kazanmış oldu. Peki bu kimin için ne ifade ediyor? Kültür bakanlığından Nuri B.C.' a bir tebrik,bir teşekkür yazısı veya telefonu gitmiş mi? Bence bu film herhangi bir tv kanalı tarafından oynatım hakkı satın alınıp hemen gösterilmeliydi.Hatta kanallar bu filmi oynatabilmek için yarışmalıydı.Var mı böyle bir heyecan,atraksiyon? ''Yok''.
İngiltere'nin Liverpool kentinde yapılan 15.MTV Avrupa Müzik Ödülleri echo Arena'da düzenlenen ve 10 bin kişinin katıldığı törenle, 30 milyon  kişi tarafından televizyondan izlenerek sahiplerini bulmuştu.Emre Aydın ''Avrupa'nın En Sevilen Sanatçısı'' ödülünü almıştı.Kaç kişi biliyor? Ona da gösterilmesi gereken nezaket,önem,ihtimam gösterilmiş midir? ''Hayır''. İşte öyle...  
















BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA: