Sayfa Görüntüleme Sayısı

7 Ocak 2014 Salı

AZRAİL KİMDEN KORKMUŞ Kİ





Bu satırları yazmadan önce gözüm izleyeceklerimin arasında bekleyen,başrolünü ''Naomı Watts'' ın oynadığı prenses Dıana'nın 1995-97 yılları arasında yaşadıklarını anlatan filmin dvd'sine takıldı.
Sonra aklıma şu geldi; ''Ölüm kimden vazgeçmiş,Azrail kimden korkmuş ki..''
Sonra da gözümün önünden sırayla ''vay be o da ölmüş'' diye vefatlarını şaşkınlıkla karşıladığımız ,hiç ölmeyecekmiş gibi gördüğümüz insanlar geçti.
Bir ''grip'' olunca kuzu kesilen bizler  nedense ''ölüm'' karşısında ''kim,ben mi,bana daha var'' edasıyla hep bildiğini okumaya devam eden de bizler...  :)
Hayatımızda devrim yaratmış,biz tanımadan yıllar yıllar önce ölmüş ama buluşları yaşamımızın vazgeçilmezi olmuş isimlerinden tutunda,sahnelerin tozunu atmış idoller,olimpiyatlarda en ağır halteri kaldırmış güçlü sporcular,koca bir ülkenin yani içinde yaşayan milyonlardan sorumlu siyasetçiler,dokunulamayan milletvekilleri,doksan dakika sahiplendiği bir çok hayatın hepsine bir anda veda eden sinema oyuncuları.........kimler,kimler yok artık.
Kime torpil geçilmiş,kim telefonla dayısına ''abi beni almaya geldi de senin çevren geniştir,bir ara yap'' diye bilmiştir.
- Ben milyonların sevgilisiyim.Arkamda milyonlar var.Çabuuuk geri dön ve sakın böyle cüretler gösterme bi'daha.
şeklinde çıkışa bilen olmuşmudur Azrail'e...
- Bak ben çok iyi şarkı söylerim.ama daha burada kontratını yeni yaptığım mekanlar,en az bir seneyi dolduracak kadar sahne programım var.
gibilerinden sıyrılmaya çalışanlar falan.... :)
Ne ün,ne pahalı takılar,ne face'nizdeki arkadaş listesi :)) , ne en iyi yaptığınız iş,ne anneniz,ne babanız v.b hiç kimse gitmenize engel olamıyor.Kimse onu vazgeçiremiyor.
Azrail'e canınızı alamaması için geçerli bir neden söyleyecek olan var mı?
Yada onu şaşırtıp kararsız kılabileceğiniz bir soru geliyor mu aklınıza? :) Bir düşünün...
Vay be kimler gitti.Düşünüyorum da....
Bir cenazede gözyaşı dökerken yaşadığımız o ürkünç ve üzücü atmosferden dolayı dünyanın en masum ve iyi insanı olmaya içten içe söz veririz.Ta ki oradan ayrılıp minübüse binene kadar :))
Sonra insani katılığımız yine beynimizi ve kalbimizi sarmaya başlar; ''en yakın mesafe söylenerek en uzak noktada inmek'' , ''elli lira üstünü benim diye cebe atmak'' gibi insani şeyler işte :)
Acaba öldükten sonra öbür tarafa gidildiğinde günahlar gösterilip hesap sorulurken; ''yapılan sidik yarışlarını,kimse görmeden yapılmaya çalışılanları'' gibi detaylar da yüzümüze vuralacak mı?
insanız biz yarım bir gülümsemeyle Azraile dönüp elimizle göstererek;
-Gereksiz hareketler işte
şeklinde suyuna gitme (arkadaş olma) çabasına da gireriz :))
Öldükten sonra üzerimizde hakkı olan insanları (toplum olarak yada kişisel) hatırlamayarak da ne kadar cesur olduğumuzu kanıtlarız.
''Şu bedenin ve şu kalbin hakkını vererek yaşamak, Onun tarafından bize verilen güzel ikramların,jestlerin farkına varıp teşekkür etmeyi bilerek yaşamak....''  okurken kolay gibi değil mi?
Ben ve en sevdiğim ailem bile canım köpeğim,kedim ve çok sevdiğim bu diyarlar bile yok olacak.Ne kadar imkansız gibi görünüyor oysa ne kadar kolay;belki yakın...
Benim sonuçta varacağım nokta;  öldükten sonra acı çekeceğini bilen bir insan olarak yaşıyorken ve kendini hep haklı sanıyorken (kime nerede ne yanlış yaptığını çok iyi bilen bir insan olarak)  her şeyin en iyisini yapan kişi olsan ne olur? Dünyadaki gücünü,forsunu iyi şeylerden yana kullanamadıktan sonra....
Satırlarıma çok sevdiğim,benim için çok anlamlı olan 1803'te Münih yakınlarındaki bir manastırda bulunmuş  200 kadar şiir ve şarkının esin kaynağı olduğu düşünülen (fortuna) Carmina Burana'nın sözleri ve seslendirilmesiyle son veriyorum.


Ey talih ay gibisin,
Değişkensin
Daima yükselen alçalansın

Menfur hayat.....
Önce zulmeder sonra teselli eder

Dilediği gibi...
Fakirliği......kudreti.....buz gibi eritir.

Ölüm korkunçsun ve boşsun.
Sen feleğin çarkısın

Sen hainsin ; mutluluk beyhude daima solan
Gölgeli....örtülü....

En sonunda bana da bulaştın.
Artık bu oyunda çıplak sırtımı teslim ediyorum kahpeliğine.

Ölüm beni sevmiyor
Sağlıkta....ve erdemde tesir ediyor,eziyor,daima esir alıyor

Tesir ediyor.... sağlıkta ve erdemde.
Tesir ediyor....eziyor...daima esir alıyor.

Şimdi bu saatte gecikmeksizin titreyen tellere vurun.
Çünkü ölüm en güçlü adamı yere serer.

Öyleyse herkes benimle birlikte ağlasın!
Şimdi bu saatte gecikmeksizin titreyen tellere vurun.

Çünkü ölüm en güçlü adamı yere serer.öyleyse herkes benimle birlikte ağlasın!
 
 






 

 
BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:

 

21 Aralık 2013 Cumartesi

2013 DE GİDİYOR , BAZILARI DA...



Evet, gönlümden akıttığım her damla sevginin herkese,her şeye ulaşması için bu yıl da uğraştım.Hatalarım olmadı mı? Olmuştur.Kimini telafi edebilme şansım oldu,kimininse farkına varmadım.Ama özümde başta kendime layık olmaya çalıştım.Sevgiyi hak eden,hümanist olan tanıdık tanımadık herkese hak ettikleri değeri vermeye de çalıştım.
''Bu kadar kirliliğin içinde iyi bir şeyler bulabilmeyi nasıl başarıyorsun ? '' diye soracak olursanız.Aslında özellikle aramadığımı,nadir bulunan o insanların ve güzel olayların Allah'ın izniyle karşıma çıktıklarını söyleyebilirim.Aynı ''sevgi'' de olduğu gibi ''iyi bir insan'' da aranarak bulunmuyor.Mutluluk dolu,kötülüklerden arınmış bir ortam bulmaksa çok zor.Hayatıma katılan o güzel insanların ve yaşadığım güzel olayların sayısı tabii ki tadmin edici değil ama ''hiç olmasalardı'' olasılığını düşünerek şükretmeden geçemiyorum.
Bu sene sonunda 2014'ü karşılarken her hangi bir yeni yıl kutlamam olmayacak.Çünkü realist bir gözle genel bir değerlendirme yaptığımda ''insanlığın sınıfta kaldığını'' görmezden gelmenin kendimi kandırmaktan başka bir şey olmayacağını düşünüyorum.Hep öyle yapılmadı mı; Bir şeyler görmezden gelinilerek,boş laflarla süslenip insanlar ve durumlar kurtarılmaya çalışılmadı mı? Hep geçmişte bir kaç insanın yaptığı güzel şeylerden beslenilmedi mi?Güçlü güçlüyü tuttu,çıkarı olan diğerini sevdi. Aslında bazı kıymet verilmesi gerekilen şeyler yada kişiler o şişirme insanlar ve olayların gölgesinde kalmasalardı,biz ülke olarak da dünyanın gözünde farklı yerlerdeydik.İç huzurumuz da müthiş güzel olacaktı o zaman....
İnsanlar huzurlu,mutlu oldukları için birbirlerine kötü davranacak bir nedenleri kalmayacaktı.Düzgün yeni nesiller yetişecekti.Ama gördüm ki her sene yapılan o yeni yıl dileklerinden sonra; hep yanlış olan,sahte olan,zulüm seven,ego'suyla piyasa yapan el üstünde tutulmuş.O zaman bence bunun bedeli ''mutsuzluk''  ''mutlu ve başarılı olmayı sanmak'' olacaktır.Böyle bir yanılgı içerisinde olmayı fark edememek olacaktır.Yeni yıl dilekleriyse bir ''adet'den öteye gidemeyecektir.
Esasında bu benim için kıymetli olan satırları, yapılan ve inatla yapılmaya devam edilen can sıkıcı şeylerden ve insanların karakter yapılarından bahsederek ziyan etmek istemiyorum.Çünkü güzel şeyleri işitmek,okumak,izlemek isteyen insanlarda var.Azınlıkta olsalar da...Ve ben onlar için o güzel şeyleri yapacağım.
Ancak çoğu kişi bunları göremeyecek.Çünkü hayatımda iyilerin arasına karışmış malum kişileri de ''tarafımdan onlara tanınan müsamanın ve kredinin bittiğini'' gözünde bulundurarak ayıklamam gerekiyor.
Ego saygısızlık getirir,yok saymayı şart koşar,size dünyanın kendinizin etrafında döndüğünü hissettirir.Aynı bir şey alıp halüsinasyon görmeniz gibi...Sizi sevgiden yoksun kılar,insanlar hakkında yanılma yüzdeniz artar v.b
Hayatımda hiç egom olmadı.Hiç.....Belki görünüş olarak çok cool görünüyor olabilirim ancak yapacağınız değerlendirmenin değişmesinde bir davranış yada bir sohbet önemli bir rol oynayabilir.Bu yüzden hemen karar vermemek gerekir.İnanın ben bir insan için bir şey söyleyeceksem çok beklerim,çok izlerim.Ne yaptı,ne yapmadı...şartlar müsaitse fikirlerini de dinlerim.Çok affediciyimdir mesela...Hakkını vermek gibi bir takıntım var.En azından aynı fikirde olmasamda saygı duymayı başarabilmişimdir.Bazılarına bakarak gerçekten kendimin hakkını yemek,kendime haksızlık etmek istemiyorum.Her neyse bundan sonra benimle olmayacak kişiler için şunları diyebilirim;
Kendini beğenenlerden,yaptığı şeyleri takdir beklemeden takdir edenlerden hiç hoşlanmam...Şımarıklıktan...İş güzar,duruma göre şekil değiştirenlerden de...Karşısındakini aptal yerine koyanlardan...Saygısızlardan...Hayvanları zevk ve besi aracı olarak kullananlardan...Kadın dövenlerden...Kadını kullananlardan...Her yaptığı şeyi kendisinin iyi yapabileceğini sananlardan...Hak yiyenlerden,adaletsizlikten nefret ederim...Adamcılıktan da...Ezmekten zevk alanlardan...
Kıskançlık,çekememezlik gibi komplekslerim de hiç bir zaman olmamıştır.
Anlayacağınız size göre zor bir adamım bazısına göre de doğru...
Bir temenni sadece ama artık olup olmayacağı da umrumda değil;
Dilerim uzaktan yakından bir şekilde karşılaşıp iletişimimizin olduğu insanların arasından artık beni yanında göremeyecek olanlar şapkasını önüne koyup nerede yanlış yaptıklarını bulma zahmetine girerler.En azından kendileri için...Yol yakınsa....

























 
BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:




11 Aralık 2013 Çarşamba

HUMAN NATURE


Herkese merhabalar!
Esasında Türkiye'de ''Hayvan'' olmaktan bahsedecektim ancak aklımı bir konu daha kurcalamakta.Onu da sizinle paylaşmak isterim;
Mevzu şu: ''Durumdan Faydalanmak''
''Nasıl yani?'' dediğinizi duyar gibi oluyorum.Şöyle; daha önce hiç bir şekilde o insanla ve o durumla  alakası olmayan kişilerin duruma karışmaları ve o durum sayesinde adının bir yerlerde geçmesi yada bizzat kendisinin gözükmesi...Benim dikkatimi çeken çok rahat bir biçime bürünme yeteneğimizin olduğu.Örnek vermek gerekirse; bir ünlünün (müzik,sanat,siyasi,spor fark etmez) hasta olması veya vefat etmesi durumunda sosyal paylaşım sayfalarında o kişinin resimleriyle süslü baş sağlığı mesajı yarışları...hiç izlemediği,dinlemediği birine sanal olarak üzülmek (aman bundan geri kalmayayım,nasıl duyarlı olduğumu görsünler meselesi)
Evde,kahvede bir futbol takımına küfürler yağdıran birinin oynanan yurtdışı maçlarında (şahsi reytingi) için centilmen tavırlarını,tebriklerini,esirgememesi...Hatta o takımın taraftarlarıyla formalarla resim çektirmesi falan...
Kürk'ü sırtından çıkarmayan hatunların yolda kameralar eşliğinde kedi-köpek sevmesi gibi...
Adamın yolda yürürken kedi tekmelemesi,köpek dolaştıran bir hatunun gidip köpeğini sevmesi...
Herkesin kutlanacak bir şeyler çıksada ince ruhumu sergilesem yarışı...
Gibi gibi çoğaltılabilir haller...Yalnız  manidar olan şudur ki; bu tavırların bu hallere bürünmeyenler tarafından havada kaldığının çok kolay fark edilmesi ve bıyık altı tebessümlere yol açmasıdır. ;)

''Türkiye'de Hayvan olmak'' demiştim.Bu cümleyle; ''Ne kadar hayvansın'' imasına maruz kalan kişilerden bahsetmek için bir zemin hazırlamıyorum tabii ki...
Sadece şunu demek istiyorum; İnsanların gözünde görülen; hayvanların zulüm çekmesiyle ilgili neden neydi? Can'larının olması,yaşamaya haklarının olmasına yeterli bir neden değil miydi? Düşünemiyor olabilirler,konuşamıyor olabilirler fakat her şeyi anladıklarını üstelik eğitildiklerinde çoğu insandan çok daha çabuk anladıklarını bizzat kendi beslediğim hayvanlarımdan biliyorum.
Sadık kalan onlardı,koruyan onlardı,evlerimizin neşesi olan onlardı,hizmet eden onlardı...Ancak canları çok kolay yakılanlar da onlardı...Diğer avrupa ülkelerinden imrenmemiz ve örnek almamız gereken; Universal Declaration on Animal Welfare (Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi) 'ni yürürlüğe sokup tam anlamıyla uygulamaya başlıyor olmamızdır. Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi 15 Ekim 1978 tarihinde Paris'teki Unesco Merkezinde törenle ilan edilmiştir. Bu metin, 1989 yılında Hayvan Hakları Federasyonu tarafından tekrar düzenlenerek 1990 yılında UNESCO Genel Direktörü'ne sunulmuş ve aynı yıl halka açıklanmıştır.Bu bildirgede hayvanların da insanlar gibi birer canlı olduğunu, onlarında hakları olduğunu belirten bir bildirgedir. Bu bildirge onlara zulüm etmeyi önlemek ve onların refah standartları geliştirmek için önerilen bir hükümetler arası anlaşmadır. Beraber yaşadığımız ve aynı dünyayı paylaştığımız hayvanların tıbbi ve kozmetik deneylerde kullanılması, derileri için vahşice öldürülmeleri, eğlence amaçlı avlanılmaları veya bizi eğlendirmek amaçlı kötü muamele ile eğitilmeleri, hayvancılık sektörüne hayvan yetiştiren firmaların uygunsuz alanlarda besilicik yapması gibi ihlaller hayvan hakları tarafından denetlemektedir.
Peki sizce bizler bu anlaşmada var mıyız? Varsak da ne kadar bu beyanname'ye itaat ediyoruz.Denetleme mekanizmamız var mı? işliyor mu?
Sonra da yurt dışında bir çok konuda lider ve titiz davranan ülkelere ''tu kaka'' demeye kalkarız.Bazı eksiklerimizi kabul etmekle ve egolarımızın o havalanan yelkenlerini suya indirmekle işe başlayabiliriz.
Dini bayramımız olan ''Kurban Bayramı' nda yaşadığımız o görüntüleri hatırlatmama gerek yok herhalde. Kesim usulüne uygun olmayan yerlerde ve daha önce hiç kurban kesmemiş insanlar tarafından eziyetle kesilen hayvancıkları,can havliyle kaçan hayvanlara uygulanan yakalama yöntemlerini kimse hatırlamak istemez herhalde...
Hayvanlar insanların aklına esir düşmüşlerdir.Allah onlara da bir akıl bahşetseydi nasıl bir hayat paylaşırdık merak ediyorum.
Hayvanlara farklı hislerle ve niyetlerle yaklaşanların var olma olasılığını bile hatırlamak istemiyorum.
Onların değerini bilene,hayatlarına saygı duyana şükranlarımı sunuyorum.İnsanların birbirleri için güzel hisler besleyemedikleri bu zamanlarda hayvanlar için güzel şeyler istemek belki çok lüks kaçabilir ancak o hayat arkadaşlarımızı,aynı oksijeni soluduğumuz o canlıları seven vicdanlı insanların da var olduklarına inanıyorum.
Sizleri 14 maddeden oluşan ''Hayvan Hakları Evrensel Bildirge'' siyle selamlıyorum.

1. Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.
2. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan , öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma, ve korunma hakları vardır.
3. Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.
4. Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üretme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.
5. Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bir türden olan bütün hayvanlar uyumlu bir biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.
6. İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız ve aşağılık bir davranıştır.
7. Bütün çalışan hayvanlar iş süresi ve yoğunluğunun sınırlandırılması ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.
8. Hayvanlara fiziki ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki her türlü deneyler için de durum böyledir.
9. Hayvan beslenmek için yetiştirilmişse de bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalıdır.
10. Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır.
11. Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.
12. Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur.
13. Hayvan ölümüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanın öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonda yasaklanmalıdır.
14. Hayvanları koruma ve savunma kuralları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.


    My Second Family




 
 
 

 

 
 










 
BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:


20 Kasım 2013 Çarşamba

KORKU



 
 

Korkum görünmeyenden ve bilinmeyenden yana da olmuştur hep.
Bir de düzenimi bozacak köklü değişikliklerden. Savaştan,huzur bulduğum yerlerin elimden alınmasından ya da toprağım hakkında yapılacak olanların bir vatandaş olarak onayım alınmadan yapılmasından...Kendi evimde yabancı olmaktan korkarım. Cahiliyete esir düşmekten de...
Bir de yükseklik korkum vardır. uçakta koridor tarafını tercih ederim. ve mümkünse benimle konuşulmamasını ve de ben isteyene kadar bana servis verilmemesini...gözlerimi kapar kulağımdaki müzikle beraber koltuğa gömülmüş bir şekilde ineceğimiz anı beklerim. uçakta olduğumu hatırlatacak hiç bir şey duymak ve görmek istemem. bünyeme dokunmasa uyku ilacını tercih edeceğim ama kullanamıyorum. huzursuz ve kafam dolu yattığım uykularda hep yüksekten düşerim. ya da çok yüksek bir yerin kenarlarında yürür görürüm kendimi. siz hiç yüksekten düşerken size gülen bir kuş gördünüz mü?
Dev dalgalarla boğuşurken sizi kurtaran bir yunus? deniz de benim için tedirginliktir. çünkü ona da ne gücüm ne de aklım yeter. aynı Allah korkumda olduğu gibi. inanmak istedikten sonra onun işaretlerini inanın bir çok anda görüyorsunuz. ama farkında olmayı yürekten istemek lazım.ona açık olmayı... parasız kaldığım ve almayı çok istediğim bir şeyin karşısında çaresiz durduktan sonra oradan ayrılıp yoluma devam ederken yerde para bulmamdan tutun da; çocukluğumdan beri mama niyetine yediğim şu müziğe profesyonel anlamda katılmamda gerçekleşen olayların tam karşılığı ''mucize'' dir. onu gerçekleştiren ''Allah'' tan başkası değildir. ondan korkmamız için çok nedenimiz var. Allah korkusu tüm yapılan iyilik ve duyulan vicdanların başıdır.
Bir de tiksindiğim şeyler vardır; korkmam ama iğrenirim. yılanlar mesela...kara sinekler...midemi bulandırır.
Öbür dünyaya ait olanlar var bir de... derler ya; ''ölüden korkma canlısından kork'' bu laf bir filmde gördüğüm bir kaç sahneyi aklıma getiriyor: kurt adam bir insandan kaçıyordu. bir vampiri bir köpek ısırıyor,pamuk prenses de bir sepet elmayı cadıya yedirmeyi başarıyordu.
Bir gün belki karşıma çıkarsa bir vampire; ''neden insanların kalçasını değil de boynunu tercih ettiğini'' , bir kurt adama; ''kurt haliyle başka bir kurtla çiftleşirken mi yoksa insanken bir insanla çiftleşirken mi daha çok zevk aldığını'' , bir iskelete de; ''insanın içi boş halinden neden bu kadar korktuğunu'' sormak isterim.
''Maymunlar Cehennemi'' ni izlemiş miydiniz? oradaki mesaj çok düşündürücü gelmiştir bana. filmde maymunların dünyasında yırtıcı ve tehlikeli olarak görülen insanların yaşam savaşı konu edilmişti. hayvanlar insan,insanlar hayvan yerine konulmuştu. düşünsenize bu güne kadar dünyada işkence gören bütün hayvanların insanları esir alıp ''artık sizin şartlarınızda biz,bizim şartlarımızda da siz yaşayacaksınız'' dediklerini.
Benim köpek koltuğuma oturmuş,kumanda elinde,bir tarafında da popcorn,bana posta koyuyor. kuaföründen randevu almamı istiyor falan... hoş zaten evde beslenen tüm hayvanlar sahibinin yaşam kalitesinde hayatlarını sürdürüyorlar. sahiplerine kötü davranmalarını gerektirecek bir durum yok ortada yani :)) olan sahipsizlere oluyor.
Bir de insanoğlu var. ''İnsanlardan korkar mısın?'' diye soracak olursanız;
 ''o kadar hayvan , doğa ana , esrarengiz yaratık ve şeytan bile insandan korkuyorsa ben neden korkmayayım'' derim size.


 
 
 
 

KORKTUN MU?

 

Kapıda biri var

İçimde bir korku

Dünyanın binbir hali

Şimdi sıra bende mi?

Korktun mu?

Evet korktum

Sanki çok yüksekten düşüyordum

Ölmeden uyandım

Ama sanki

Arkamda bekleyen biri var

 

Beni benimle bıraktın

Bu korkumla yüzleşmeye yatırdın

Yalan mı sandın?

Bana inanmadın

Ve o duyduğum seslere…

Bak şu ellerime,gözlerime

Karanlıkta yalnızlar

Bak şu ellerime karanlıkta kayboldular

Bak şu gözlerime karanlıkta yalnızlar

 

 


 


 
 
BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA:

15 Kasım 2013 Cuma

ÇOK UZAĞA...






Bence çok uzağa gitmeli.
Kişisel sorunlarını kendi çemberinde yaşayamayanlar çok uzağa gitmeli.
Kendi dünyasını ıssız bir yerlere taşımalı,egosunu sırtlayıp gitmeli.Taşıyabilirse tabi...
Kimsenin canını artık sıkmadan...çok ıssızlarda kendini bir şey sanmalı. veremediği insan ve hayvan sevgisini yalnızlığına vermeli.
Kızmadan kimseye; kendisine karşı,kendisi gibi davranan insanlara darılmadan gücenmeden...
Kendini bir şey sanmaktan çok sanılacağı bir yere doğaya gitmeli. taşa,toprağa dinletmeli kendini.
Anlayacağın; şapkasını önüne koymalı insan.
Madem bu kadar vurdum duymazsın ve ulaşılmaz...o zaman yalnızlığı bilirsin.tek başına ölmelisin.
Kendini anlatabildiğin ve seni tek dinleyen o taş toprak var ya; ona gömülmelisin.
''Herbokolog'' tarzınla her şeyden anlar ve kimseyi konuşturmazsın ya, işte o kurduğun ''Egolaxi'' gezegenindeki bir hastaneye kendin gibi başhekimler atayabilirsin.onlar da zaten senin dengin kişiler olur ki; oralara kadar seninle gelmelerinden bunu anlaması zor olmaz.
Becerini , icranı; sevmediğin insanlara göstermenin bir anlamı olmamalı değil mi senin için ?
Evet o zaman gitme vaktin geldi.
Çok uzağa gitmeli.
Neden başarılı ve popüler insanlara yakın durursun? Neden hep güçlünün yanında olmak istersin? onların sırtına egonla binip onları alaşağı edip kendini yukarı çekmemelisin.ya da onlara denginmiş gibi görüp yanlarında olmak isteyerek kendini kandırmamalısın. sen de biliyorsun aslında; bütün bunların farkında olunulması seni rahatsız ediyor,hedefin geçikiyor.öyleyse bunları yedireceğin tek yer olmalı; bir çok ''sen'' in dolandığı o yalnız ve ıssız yaşama alanları.
Mesela kendinden bir üstünün mutlaka olabileceği ihtimaliyle frenlemeli insan kendini.
Beklemediği bir şeyle karşılaşma olasılığına ve kendinden daha iyisi olabileceği gerçeğine karşı mütevaziliği bir kalkan gibi kullanmalı.
Önemli değil ben de seni tanımıyorum.ne ben senin güneşinle yanarım ne de sen benim soğuğumla donarsın.herkes geldiği gibi gider.ama doğru olan insanların birbirleri için önemli seviyeye gelebilmeyi başarabilmeleridir.
Egon kulağına bir şey mi söylüyor? seçim senin...o zaman çok uzağa gitmelisin.
Havadar alanlarda bol bol hava atabilir,otu çimeni beğenmezsin.cevabını yağmurla,rüzgarla alır görmezden gelemezsin.
Uzak durmalısın kendi halinde yaşayan insanlardan,işinde gücünde olanlardan...cebinde her gün bir koçan sevgi çekiyle dolaşanlardan...gönlü bol,eli açık...
Kendi kendine kirlenmelisin. He pardon unuttum; ego'nu bırakma buralarda kimseye lazım olmaz merak etme.aksine ayakbağı olur. neme lazım takılır düşeriz o büyük şeye...
Benim hayatımdan,sayfamdan gitmelisin. hala gerçeği göremeyen şevkatli bir kaç insanın hayatından da...
Ne olduğunu gördüm,ne olacağını görmek istemem. insanım ben; acırım.
Şimdi ilk işin valizini toplamak olmalı.
Benden bir şeyler de koymamalısın.
Sadece çok uzağa gitmelisin,çok uzağa...






















BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA

http://www.dailymotion.com/tr/relevance/search/burak+k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna/1
http://www.songaz.com/videosearch.asp?search=burak%20k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna
http://www.youtube.com/watch?v=Isvar68uOn8

12 Kasım 2013 Salı

YAZ ve AŞK





Eskiden yaz aşkları vardı.Ne güzel sıcaklıklardı onlar.
Evet; yaz aşklarında bahsedilen o bilindik muhabbetleri yaşadım.Kumsalda ateş eşliğinde gitardan tutun kumsalda yanyana yatarken yıldızların birbirlerine kaymalarını izlemeye kadar bütün klişeler. :)
Öyle heyecanlı ve masum ki o aşklar,öyle kaptırırsın ki kendini o aşklara; bir bakarsın yaz aşkından kış aşkına ve belkide hayat arkadaşlığına dönüşmüş olur.
Yaz aşkımın en güzeli Fatoş'du.
Dans pistinde tanışmıştık.çünkü ben onu tanışmak için dansa kaldırmıştım.on sekizli yaşlarımdı.yüksek sesli müzik altında konuşmaya çalışıyorduk.yaşadığı yerin Üsküdar olduğunu yanlış anlamamın sonucunda duyduğum sevinci ve sonra da dışarıda devam ettiğimiz muhabbet esnasında İsviçre'de yaşadığını öğrenmemin bana yaşattığı ''baştan aşağı kaynar su'' durumunu unutamam. İsviçre'yi nasıl Üsküdar olarak duyabilmişimdir hala çözemem.İstanbulda ve aynı yakada oturuyor olmanın sevinci ve kafamda beliren yazdan sonra yapacaklarımız hakkındaki heveslerim geri dönüşüm kutusunda geri dönmemek üzere yok olmuşlardı.
Konuştukca kafamdan dökülen sıcak suyun derecesi iyice ısınıyordu.neden mi? çünkü yarın tatilinin sona erdiğini ve yaşadığı yere geri döneceğini öğrenmiştim.benimse daha iki günüm vardı.bir hatunla tatilinin son günü tanışmak ? içimden ''şansımı si....'' diye birşeyler geçirdiğimi hatırlıyorum.böyle güzel bir varlık neden bu şartlarda çıkmıştı ki karşıma? hiç çıkmasaydı ya...
Fatoş'un inci gibi düzgün bembeyaz dişleri,düğme gibi burnu,koyu yeşil gözleri ve kumral beline doğru uzanan kıvırcık saçları vardı.boyu bana yakın (1.80) zayıf yapılı biriydi.
Çok güzel bir gece geçirmiştik.çorba içtiğimiz yerden kalkıp arkadaşları arkamızda bırakarak yan yana birbirimize gülümseyerek yürüyorduk.onun kaldığı yerin önüne geldiğimizde avuç içlerimiz öpüştü ve aşağı yukarı sallandı.gözleri ışıl ışıldı.aynı benim takındığım kırık bir gülümsemeyle ''tanıştığıma memnun oldum'' demişti.o an öyle kararsız kaldım ki ''telefonumu vereyim mi? '' diye. (o yıllarda cep telefonu yoktu sadece ev telefonları vardı hatta mektuplaşma vardı) ama o an doğruculuğum ve mantık adamı olacağım tutdu.ülke dışında yaşayan bir hatunla telefonda flört edip yazdan yaza mı görüşecektim? bu bana saçmalıkmış gibi geldi.ben de ona ''ne kadar keyif aldığım ve tatilin başında tanışmış olamamanın üzüntüsü'' hakkında bir kaç cümle söyleyebilmiştim.dudaklarımızdan çıkan bir ''iyi geceler'' in sonunda arkasını dönüp içeriye doğru yavaş yavaş yürümüştü.ben de otelime gitmek için bir kaç adım attım.sonra arkasından kaldığı yere ve girdiği kapıya doğru baktım.yol boyunca aklımdan çıkmadı sonra uyumaya çalışırken ,sonra İstanbulda okurken,yemek yerken,yürürken,gülerken,ağlarken...koca bir kış yüzü karşımdan,avuç içinin sıcaklığı elimden gitmedi.
Kış geçti.sonra ki yaz aynı ayın aynı tarihinde o akşam o mekandaydım.mekan kapanana kadar.hatta dans ettiğimiz o şarkıyı ''Nothing's Gonna Change My Love For You'' yu bir kaç defa çaldırmıştım.
Kimse gelmedi. ''kapatıyoruz'' demeye gelen garsondan başka...
Mekandan çıktım.ayaklarımın altı ve kulaklarım yanıyordu.gözlerim buğuluydu.yakamoz'a bakarak yürümeye devam ederken geçen sene geceyi noktaladığımız o çorbacının önünden geçmiştim.insanlar mutluydu.aynı benim geçen sene olduğum gibi.daha sonra da onu bıraktığım pansiyonun önüne gitmiştim.bahçesinde bir teyze oturuyordu.ilk başta sormaya çekindim,saat sabaha karşı olmuştu.ama bir kez daha pişmanlık duymak istemiyordum.
- Teyzecim pansiyonun sahibisiniz herhalde...
- Evet yavrum.
- Burada kalan Fatoş adında biri var mı,geçen sene de bu tarihlerde burada kalmıştı.
- Yok evladım tanımıyorum.
Kafam öne düşmüştü.yutkunmuştum.sonra da güneş doğana kadar kumsalda oturmuştum.
Orada olmanın hiç bir anlamı kalmamıştı.tatili yarıda kestim ve ertesi gün İstanbul'a geri döndüm.
Kabullenmek ve olabilecek tesadüfi aşklar için...
Özlemiyle ulaşılmaz aşklar için...

 
Evet aradan yirmi bir sene geçmiş.Fatoş nerededir ve kiminledir bilemem ama bildiğim o yaz'ların,zamanların hatta Fatoşlar'ın yok olduğudur.
Yeni neslin parayla bile satın alamayacakları o yıllara ait (eskiye ait) güzellikleri,hatta cep telefonsuzluğunu tadan şanslı bir adam olarak sevgilerimle....





BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA: