Sayfa Görüntüleme Sayısı

4 Nisan 2013 Perşembe

ANKET & OPEN

 
 
ANKET & OPEN
 
 
''yollar yollar bazen bomboş ıssız bazende tıklım tıklım yalnız.her insan ayrı bir hikaye;bu kadar insan farklı amaçlarla yoldalar ve bu kalabalığı oluşturuyorlar.kimbilir anlatacak neleri var.'' diye düşünürken.kutu içine yerleştirilen kapağını açınca üzerinize sıçrayan yaylı oyuncaklar var ya aynı o misal önüme yeşil önlüklü bir hatun fırladı;anlatacak bir şeyi vardı.anketlere pek inanmam çünkü kimse katılmaz ve çoğu anket yapanlar tarafından doldurulur.anketör'ün yüzünde güller açıyor öyle mutlu ki sanki milyarları var ve hayatında her şey mükemmel.
- merabaaaaa. bi kaç dakkanızı alabilir miyim?
ağzıma gelen ''yok olman için 3 sn.'yen var'' cümlesini yuttum.
şimdi diyeceksiniz ki ;
''ama onlar var ya onlar yağmurda çamurda o soğukta ekmek parası kazanıyor yaaaa''
esasında işin bu tarafı beni ilgilendirmiyor.beni ilgilendiren tarafı; insanların birbirlerine işi düşünce veya birisinden bir çıkarı olacağını düşündüğünde ona ne kadar güleç ve sevecen yaklaşıyor olduğu...ben anketi kabul etmeyince ters yöne doğru dönen hatunun düşen suratını bir görseydiniz.yanımdan uzaklaşırken başka birine gidene kadar maskesini cebine koymuştu.
bu bayanı sivil düşünelim ve bir de bay olsun uzaktan oturduğu yerden onunla ilgilenen ve bu bay cesaretini toplayıp medenice tanışmaya gitse hanım kızımızın yanına;
iş hayatında bir anket doldurmak ve anket başına  X lira alacağım diye erkek kadın tanımadığı kişilere gidip sorular sormak isteyen anketör kızımızın ne yapacağını tahmin edebiliyorsunuz herhalde : yerinden kalkıp uzaklaşma,çantayla kafaya vurma,biber gazı sıkma,ufak bir çığlık,tel ile tanıdık çağırmaca gibi gibi ihtimaller.
biri para için iletişim kurma çabası diğeri insani güdülerle bir duygusal bağ istemi için iletişim kurma çabası.yani işin özeti; insanlar kendi işine ne kadar yarayacaksa bir insanı o kadar kendine yaklaştırıyor ve iletişime izin veriyor.kişi zor durumdaysa çıtasını iyice düşürüyor,iletişime daha da kolaylık sağlıyor.insanların duygusallığa ve birbirlerine olan güvenleri yerlerde.üzücü.
sokaklarda belki zamanında milyonları olan ve kimseye bir hayrı dokunmamış bir kişi şimdi gözünün görmediği o insanların 1lirasına muhtaç kalmış olarak dolaşıyor,avuç açıyor. insan yok olacağını anlayınca insan seviyor,bir insanı hayatına sokuyor.bir doktoru,bir avukatı,bir öğretmeni tanıyor.halbu ki onlarında o kalabalıkta yürüyen ve uzak durduğu insanlardan biri olduğunu bilmiyor insan.
------------------------------------------------------------------------------------müzik setleri ve dvd player'lardaki open tuşu cd'yi yerleştirmek yada geri almak için o aparatın açılıp kapanmasına yarar değil mi?
peki uzaktan kumandada ki ''open'' tuşu ne işe yarar ?
cd bitti tamam kumandaya basıp kapağı açtın.e kardeşim kalkıp cd'yi almayacak mısın? uçmayacak ya cd ordan yerine.o zaman kumandaya o tuşu koymanın ne alemi var aletin yanına gideceksen.yarım yamalak iş.sonunu düşünmeden üretilen teknoloji :)  ''kapağı açtırttık e bari bir yay taksaydık içine koltuğa doğru fırlatıp atsaydı'' diye düşünememişler.belki başka bir mantıklı açıklaması vardır o uzaktan kumandadaki ''open'' tuşunun.ben kaçırmışımdır.bilen varsa da merakta bırakmasın bu gerçeği açıklasın artık :)

 

3 Nisan 2013 Çarşamba

SATIŞ

 
 
 
SATIŞ
 
 
 
 
adam elindeki poşetten lastik gibi renkli bir şeyler avuçluyor sonra birini alıp diğerlerini poşetin içine bırakıyor.önünde durduğu banka'nın camına dönerek;
- örümcek adam istanbulda abla  (niye ablaysa? herhelde otomatikman adamcağız şey düşünüyor:örümcek adam kaslı falan,atletik hani ablaların daha bir dikkatini çeker,''aaa  nerde hani'' der diye herhalde. e abicim tezgahın önünü bu yolla kalabalıklaştırdın da elindeki bamya kadar oyuncak lastik örümcek adamı görünce ablaya nasıl açıklayacaksın durumu;eve gidince şişirirsin mi diyeceksin :) satıcı devam ediyor:
- duvarda yürüyen örümcek adam burda (e boşuna örümcek dememişler kardeşim) satıcı banka camına atıyor örümcek adamı oyuncak lastik örümcek adam yapışa yapışa yuvarlana yuvarlana camdan aşağı iniyor. fiyatı 1 lira.garantisi yok oyuncağın çünkü köpeğinizin ağzına yapışmazsa ya da bir yerinize kaçmazsa bozulma olasılığı yok.
- çocuğunu sevindir dost canlısı örümcek adam geldi (bak sen oyuncağı bile dostu düşmanı ayırt edebiliyor.kahraman olmak kolay değil kardeşim.bir de türkçe de biliyor bak sen. bir de işi bırakmış çocukların derdini dinliyooor bak bak. ya kardeşim toyzz shop'ta bunun uzaktan kumandalısı var oyuncağın yemediği halt yok kimse suratına bakmıyor.çocuk bu lastik parçasını ne yapsın.)
(yaşlı amcanın biri de satıcının önünde durmuş ağzını açmış kasketi de geriye atıvermiş hayranlıkla; ''adamlar yapmış be'' edasıyla yuvarlanan lastik parçasını izliyor örümcek adam niyetine.)
satıcı tekrar ''örümceeek....'' diye cümle kuracaktı ki içeriden güvenlik görevlisi hışımla çıktı ''so..cam örümcek adamına şimdi ha. al örümceklerinı de get la'' adam bir torba örümcekle tozzzz.
trende bir zamanlar seyyar satıcılar çoktu.trenin kapıları açıldı.james bond çantayla lastik terlikli kafada fotr şapkalı biri bindi.biner binmezde dikkati çekmeyi başardı.(satış taktiği he?)
çok geçmeden de yeteneklerini sunmaya başladı.önce özür diledi rahatsız ettiği için ama istemeden yapıyor herhalde tik olmuş artık;rahatsız etmeye de devam etti.
 
- sayın yolcular şu elimde gördüğünüz küçük  japon devi  ''okşayi çakmak'' bir mucize olarak ayağınıza geldi. cagmağın sibop kısmının yanında gördüğünüz siyah noktaya bastırıp bıraktığınızda orada küçük bir çıkıntı belirecek.o baş vermiş çıkıntıyı iki parmağınızın tırnağıyla yakalayıp çektiğinizde yıldız uçlu bir tonavidanız olduğunu göreceksiniz. (yani teknoloji bir yandan ateş olanağı sunarken bir yandan da vida sıkma keyfi yaşatıyor.ama alet ikisini aynı anda yapamıyor.o bir üst modeliymiş elinde kalmamış)
- bu cagmakla ateş,sigara,kagıt,uç vermiş kaçık kazak ipliği,mangal,uzamış binumum vücud kılı,konserler de romantik ışık yakabiliyorsunuz. (çok mantıklı açıklamalar ya,allah seni ne yapmasın.uzaya çık inşallah bu akılla.milleti kıçınla güldürdün kendine ya....)
(artık satıcı baktı ki alan çıkmadı.son bombasını patlattı:)
- çok kıymetli yolcular bu cagmak yüzerken,koşarken her türlü fırtınada yanar.
(dedi ya. ulan hangi insan evladı yüzerken sigara yakar,hangi manyak koşarken sigara içer,ya kim söyle kim fırtına da bir sigara yakayım der yaaaaa.''dur şu tufan koparken son bir sigara yakayım dur elleme beni'' )
arkadaşlar benim gibi oha dediniz , hadi be dediniz belki inanmadınız bunlara ama gerçek bunlar gerçek ühü ühü.....
 

2 Nisan 2013 Salı

DIŞARI ÇIKTIM

DIŞARI ÇIKTIM

 
dışarı çıkmak istedim,dışardakiler ne yapar,nasıl yaşar bakmak istedim.yok arabayla değil,kimseyle değil kaçamak yaparak bir şapka bir eşofmanla.kapıyı kapadım,heyecanla hiç görmediğim bir filmi izleyecek olmanın merakı sarmışcasına  indim merdivenleri.siteden çıktım.havayı kokladım mevsim dönümü polenleri hapşırttı beni.hapşırmayla başım öne eğildi.cebimden bir mendil çıkartarak başımı kaldırdım.bir duvarla yüzyüze geldim.dibi çöp dolu bir duvarla.''BURAYA ÇÖP DÖKEN İBİNEDİR'' yazılıydı duvarın üzerinde yamuk yumuk yazılmış bir yazıyla.yazan nasılda duygulanmıştı kimbilir.içi cız edip eli titremişti belli bu mısrayı yazarken.başım önde bir yüz metre yürüdüm caddeye çıkmak için.evet etraf kalabalıktı anlaşılan haftasonunun etkisiydi bu.karşıya geçmek için arabaları kolluyordum. sağım müsait solumda yirmi metre ileride bir taksi müşterisini indiriyor.eh geçeyim bari; aniden kulaklarımda bir patinaj sesi çınladı şoförle gözgöze geldim.arabanın burnu havalanmıştı adam kuzu görmüş bir kurt edasıyla üzerime doğru bir anda gelmişti.karşıya atar atmaz kendimi el işaretiyle durdurdum taksi'yi göz kırpıp kafa salladım.taksici meşhur şoför rajonuyla açtı camını, ''abicim beni görünce neden gazladın öyle anlayamadım'' dedim. kafayı yana doğru yatıran şoför kısık gözlerle ''ben seni nerden tanırım birader,ne basacam gaza yağğğ'' dedi. ''e eziyordun beni'' dedim. ''atlamasaydın yola birader'' dedi. arabayı hareket ettirip ilerlemeye başladı.dursun diye ne demeliydim,daha sözüm bitmemişti ''beyfendi bir dakka daha istirham edeyim.'' diyemezdim.''hassittir lan beyfendi'' diye seslendim kibarca durmadı :(  yolda ilerleyip sağıma soluma bakmaya başladım.bir otobüs durağının önünden geçiyordum.biri ordan sanırım erkekti ''geldi geldi 31 T'' diye bağırdı sonra ne olduysa kendimi otobüsün kapısında buldum bana doğru gelen 20 kişi bana abanarak kapıya kadar sürüklemişti beni hatta kapıya yapıştırmıştı.adeta gideri tıkayan bir havlu kağıt gibiydim kapıda.sonra da iri bir amca ''binmeyeceksen cekil la'' diyerek beni avucuyla eledi.düşen şapkamı ayak altlarından kurtararak hızlı adımlarla arkama dönüp dönüp onlara bakarak oradan uzaklaştım.kafamı önüme doğru çevirmemle bir vatandaşla dudak dudağa öpüşmeme ramak kalmıştı.ben bi şey demeden o dedi ''abi cakmagın va mı'' ''yok ben sigara kullanmam'' dedim. o zaman ''bi liran va mı abi'' dedi. acaba bir lirayla çakmak mı alacaktı? cebime elime attım ilk çıkan kağıt parayı verdim.adam beni öpmeye kalktı.eline baktım elli lira. ''abi gel yemek ısmarlayayım'' dedi. gülerek yanından uzaklaştım.yürümeye devam ettim.oldum olası yürümeyi severim zaten.yürürken dikkatimi bir şey çekti.benim yürüdüğüm istikamette bana doğru gelen insanlar yanımdan geçip gitmiyorlardı.hep onlarla yol boyu  vals edermişcesine sağa sola kaçıştık ve kucaklaştık.bazen de gurbette ki bir yakınıymışım gibi kucakladılar beni.kimisi de sağolsun düşmeyeyim diye ''önüne baksana'' diye uyardı.sanki mubarek sevimli hayalet casper'dım.kimse görmüyordu beni.ya da herkes bunalımdaydı; kimsenin gözü beni görmüyordu.e bayağı yol kat etmiştim ve acıkmıştım.ismi lazım değil bir yere girdim karnımı doyurmak için.garson gülümseyerek karşıladı.oturttu beni,menüyü verdi.bir on dakika sonra geldi.siparişimi aldı.hemen sonrasında da ''ne iş yaparsınız'' dedi.bu soru siparişe dahil miydi anlayamadım.hani ''soslu mu sossuz mu?'' gibi.''şarkı söylerim'' dedim.iki elini hızlıca birbirine vurdu,kafayı yana salladı ''ah gerçekten mi?'' dedi.belki inanmayacaksınız,sallıyorum zannedeceksiniz ama adam bana geldi gitti kendi bestelediği şarkıları söyledi.bir ara kamera falan aradım şaka mı bu diye.yan masalar bakıyor,adam kollarını açıp söylüyor.ulan tam makara..geçmişten beri şarkı söylemek ve sahneye çıkmak isteyen bir arkadaşımızdı o. ve ben isteyip de hayat şartları yüzünden istemediği işi yapmanın ne demek olduğunu çok iyi bildiğimden hep onu teselli ettim.ve ona albümü mü hediye edeceğime söz verdim (mehmet burdan sevgiler sana).gerçekten güzel bir sesi vardı ama bilmeliydi ki şarkı söyleyebilmenin yolu sıkı bir torpilden geçiyordu.eve dönmeden bu yakınlardaki bir müzik markete uğrayıp piyasayı  kolaçan etmek istedim.''D... '' girdim içeri her zaman yaptığım gibi yeni çıkanların rafından konser dvd'lerine.....dolandım.çıkmadan görevliye ''burak kırmızıtuna var mı?'' diye sordum. uzatarak ve yayarak ''kimm'' dedi.''experience burak kırmızıtuna adlı albüm var mı dedim.'' gitti orhan babanın yanından benim albümü getirdi.ya ne alaka pop albümü değil mi bu hadi onu da geçtim kapağına baksana arkadaşım arabesk albümüne benziyormu bu. hadi onu da geçtim bu raftakiler alfabetik dizilmiyor mu?  orhan'ın ''O'' su yanında ne işi var burağın ''B'' sinin.sonra görevli canım kardeşime dedim ki ''albüm ne kadar var elinizde soran oluyor mu?'' ne dese beğenirsiniz. ''var var toplu alım mı yapacaksınız?'' dedi sonunda dayanamayıp albümü suratımın yanına doğru tuttum.birbirimize gülümsedik.''eee siz siz şey'' alı al,moru mor durumları.konuştuk gülüştük.ve artık yuvama dönmenin vakti gelmişti benim için.fakat o kadar yolu tekrar yürümek ve yeni maceralara yelken açmak hiç içimden gelmiyordu.bir taksi çevirdim.(yok bana çarpıcak olan taksici değildi o kadar da değil :) hoş bu da beni sigara dumanından öldürüyordu ama... evimin önüne gelmiştim.parayı verdim üstünü aldım.kapıyı açtım.inerken hemen iki adım ötemden geçmekte olan bir vatandaş boğazında,genizinde ne kadar sümük varsa ayağımın dibine boşaltmasın mı. ah yavrum ''tarlada cebimize mi tükürecektik'' de mi. zaten bu sağlık sorunu bir tek bizim insanımızda var. hiç bir ülkede yolda ''hırrrrrg'' diye böğürüp ağzından pislik atan birine rastladınız mı acaba.sümküren adam elinin tersiyle ağzını burnunu silerken yüzüme baktı.ben de tebessüm edip kafamla selam verdim ona.taksinin kapısını kapadım.ve koşarcasına canım evime girdim.bundan böyle çıkarken yanıma alacaklarımı da belli başlı yerlerden sipariş ettim.


BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA
 


31 Mart 2013 Pazar

KISKANÇLIK


KISKANÇLIK

Genelde kıskançlık denilince flört eden iki çift arasında yaşanan çekişme akla gelir.oysa en tehlikelisi aşağılık kompleksiyle ateşlenen kıskançlık nöbetleridir.flört aşamasındakiler tatlıya bağlanabilir,tolere edilebilir ama bir başarının yada flörtün dışında bir insana duyulan kıskançlıktan her şey beklenilebilir.kötülüğe neden olan her türlü şey bana bir hastalıkmış gibi geliyor.''benim ondan neyim eksik'' ,''ben ondan daha iyisini yaparım'' , ''ben ona burda şu yardımı yapmıştım bak o bana yapmadı'' gibi düşüncelerle dolu fikirler taşıyan  bir insanın yarattığı komplike olmuş işler curcunası ve çoğu zaman haberiniz olmadan bu insanın hedefi olmanızdır ''kıskançlık''
Belirtileri
- ilgisiz gibi görünme,gizliden kıskanılan kişinin yaptıklarını takip etme
- içten içe kıskanılan kişiyle bir yarış içerisinde olma
- kıskanılan kişinin yaptığı şeylere yakın şeyler yapmak
- devamlı kıskanılan kişiyi (tabii haberi olmadan) karalama
- kıskanılan kişinin işlerini bozma çabasına girme
Bu beş tanesine sahip  bir insan varsa etrafınızda bunu hissediyorsanız ve de bu kişi veya kişilerin bir açığını yakalamışsanız zaten anlayın ki; farklı birisinizdir,bir çekiciliğiniz vardır ve bu bazıları için tahammül edilemez bir durumdur.sizin gibi olmaya çalışan,sönük ve ezik karakterli birinin var olma çabasının bir besini oldurulmaya çalışılıyorsunuzdur.parlayan insanlar kendini vasat hisseden insanlar tarafından her zaman söndürülmeye çalışılmışlardır.bu sanki doğanın kanunu gibidir.fakat aslında bunun doğayla falan bir ilgisi yoktur,bu insanın kendiyle ilgili sorunlarını kendisiyle çözememe durumudur.kendisiyle barışık olamama ve kendini sevmeme durumu...
tabii ki ben de flört ettiğim kadınları sahiplendim ama hiç bir zaman haksızlık yapmadım,sıkmadım ve gereksiz şeylerle güzel zamanları kabusa çevirmedim.
başka türlü kıskançlığımsa hiç olmadı.ne bir ün kıskandım,ne bir başarı (sadece imrenmişimdir) ne bir insan....
ve hayatımın bu anına kadar ihtirasımın,hırsımın kurbanı olmamaya dikkat etmişimdir.çünkü aşkda ve işde hırs ve ihtiras olmalıdır ama dozunda olmak şartıyla.
ben buna benzer tüm deneyimlerimin (insan tanıma yetimin) uzun süreli bir iş hayatına sahip olmaktan geçtiğine inanıyorum.geçmişte yaptığım iş gerçekten bir insanın bakışındaki manayı bile çözmeme çok yardımcı oldu.her ne kadar bu deneyimi (çoğu zaman canımı yaksa da bana ''sen de mi'' dedirtse de) bir savunma mekanizması olarak bana bahşedilen bir hediyeymiş gibi kabul etmek istiyorum.
insanları üzecek hiç bir kıskançlığım olmadı; belki de kıskanılmanın da güzel taraflarını görerek yoluma devam etmem gerekecek.


BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA
 










9 Şubat 2013 Cumartesi

AŞÇI GURME ŞARAP


AŞÇI GURME ŞARAP
Uzaydan birileri bakıyorsa bizlere eminim şaşırıyorlardır; yuvarlak şeyin peşinden koşan onbire...ve insanların bu yuvarlak meşin için kendi türünü yaralamasına, öldürmesine, yakıp yıkmasına...
İnsanların bazı şeylere ( bana göre tuhaf gelen ya da komik) ne kadar çok önem verdiklerinden yola çıkarak o ilk paragrafı yazdım.
Bu konuyla ilgili esasında örneklerim aşçılar, gurmeler ve şarap. 
Bir ömür boyu kendine tarz, felsefe, yaşam biçimi, iş (her neyse) edinmiş bir aşçıya benim akıl sır erdirmem mümkün olmuyor. Niye mi? Allah'ın verdiği nimetleri kesip karıştırıp ısıtarak bir insanın önüne koyması bana çok büyütülecek bir işmiş gibi gelmiyor. İnsan kötü tadı olan ve soğuk bir şeyi zaten yemez. Yiyeceği şeyler de belirlidir. Alt tarafı karın doyuracaktır işte. Hiç yemek yapamıyorsa dondurulmuşunu yer. Peynir ekmekle de doyurur karnını, pastayla da etle de tavukla da. Ama bunun bir meslek haline gelmesi bana garip geliyor. Her evde illa ki bir aşçı vardır. Ve o evdeki aşçılar mutfakta olmaktan sıkılmıyorlarsa çeşitli krema ve soslar yapmayı beceriyorlardır. İşte bu :)
Tavuğun ya da domuzun bir tarafına bir şey tıkan (domates, biber vs.) ve tabağın kenarlarını süsleyen kişi "aşçı" adı altında milyarlar kazanıyor. Az ve pahalı porsiyonlarla değişik gıdaları karıştırıp, süsleyip sunma işine aşçılık deniyor. Ve ağıza değişik ve güzel bir tad veriyor diye bu yemeklere restaurant , kafe veya en gözalıcı mekanlarda dünya para veriliyor. Oysa o kişi(ler) bamyayla da doyacak insan evlatlarıdır. Ama ...
Bu ehemmiyet ve şaşayı bir türlü anlamış değilimdir. Bütün hayatı boyunca yemeği oluşturan gıdaları kesen mıncıklayan bir adam ya da kadın... tüm hayatı bunları yaparak geçiyor. yapabildiği en iyi işin bu olduğunu kabul ederek günlerini bu uğurda harcıyor. "ben insanları doyurmak için doğmuşum" diyor :) Eminim siz olmasaydınız herkes aç kalacaktı ve bir "Chateau Briand "(Şatobiryan)' ımız olmayacaktı. 
Bir de yapılanı yiyerek para kazananlar var. "Gurmeler" . Ya ne icatlar var:) Hani iş çıkarma başımıza derler ya, ne yapayım diye düşünmüş boşta gezenin biri yemek tadayım demiş. Neden demiş ki? Onda ki dil ve mide herkes de var. Bu kişinin içinde ölçer mi var? Yemekteki malzemelerin yağını tuzunu pişme derecesini bilsin. Bir de bu yemeğin " oluru bu böyle yiyeceksin" diye dayataraktan... Hikaye bu ya:) Böyle bir sektör oluşmuş. Zaten her evde her akşam kazanlar kaynıyor ya. Tv'deki bu kişinin önerilerinin ışığı altında ona göre mutfak alışverişi yapılıp yemekler pişiriliyordur mutlaka...Gerekli öyle deme... 
Şaraba gelince. Asırlar önce biri üzümü sıkmış, saklamış, yıllandırmış, damıtmış ve bir kitlenin uğrunda öleceği bir içecek çıkarmış ortaya. Bu bağımlılığı anlayamıyorum ben. Her şarapta ağız şapırdatarak farklı lezzet aramalar falan. Bu şartlanma niye?Dik kafana iç işte; hararetini alır:) Üzümden yaptın şarabı, lezzetlensin diye saklıyorsun. Ömrün yetmiyor içemiyorsun. Ya gelip biri döküyor onu ya da oturup başkası içiyor. Böyle bir sevda var mı ya?  İçmesi ayrı merasim (bardak çalkalama falan) servisi başka merasim. Tattırıyorlar falan adam az buçuk alıyor bardaktan "yok beğenmedim yenisini getir" falan diyor. Neye göre beğenmedin yahu; belki miden bozuk, dilin bembeyaz olmuş bak...yanında hatun var diye yüzüncü şişeyi açtırıyorsun. İnsaf...
Parayı kolay kazananların boş uğraşları bunlar.
Bu şarapların kimliğini yedi ceddini bilen garson arkadaşlar var bir de...telefonunda otomatik aramayla herkesi arar;numara aklında tutamaz ama şarabın doğduğu yıldan tut üzümünün nerelerden toplandığına kadar bilir. Bunu biliyor diye de para kazanır :)
Ben kola içmesini seven biriyim. Hiç bilmem doğuş yılını içinde ne olduğunu , hangi yıl hangi şişede satıldığını. Gereksiz bulurum. Seviyorumdur alır içerim. Bitti. 
Evet yazı da bitti zaten :)   





BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA                                                             

http://www.songaz.com/videosearch.asp?search=burak%20k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna
 



 
  

3 Şubat 2013 Pazar

İNATLA MERAKLA VE BOŞUNA


İNATLA  MERAKLA  VE  BOŞUNA


on kişi var.evet iki elin on parmağını geçmeyeceği on kişi...tv'nin her kanalında hemen hemen aynı kişiler hakim olmadıkları konularda bile farklı farklı programlarda boy göstermekteler.ekran karşısındakiler bu on kişinin yaşamlarında nereleri gezdiklerine,ne yediklerine,hangi konu hakkında ne düşündüklerine kadar her şeyi bilmekteler.hatta yapılan magazin programlarında kamera evlerinin içine kadar girmekte bize hangi tasda yemek yediğinden nasıl bir tuvalete yaptığına kadar göstermektedir.bu süre gelen düzen halk tarafından rağbet görmekte,istenmektedir.
şimdi herkesin söylediği klişe bir cümle olan ''seyretmek istemiyorsan kanalı değiştir'' geyiği sizin de dilinizin ucuna gelmiş olabilir.fakat düz mantık düşünmekten bir an olsun vazgeçersek bu izlenme nedeni saçma sapan şeylere dayalı olan insanları bir tv kumandasıyla yazlıkların arasına kaldırıp bir daha ki yaza kadar (en azından bir süre) ortaya çıkmalarına engel olamayacağımızı  anlamak daha kolay olacaktır.
beni ilgilendiren kısmı;bu on kişinin söylediklerine ,görüntülerine neden bu kadar ihtiyaç duyduğumuzdur.belki köşe başlarında ölen sanatçılarımıza da magazin kuklalarına verilen değer verilseydi bu durum o kadar batmazdı aklı başındaki insanlara.evet bir çok absürdlük yurt dışındaki magazin başlığı altında yaşanmıyor mu , reyting almıyor mu ? evet oluyor ancak ordakiler nerede duracağını biliyor.her değeri ayrı ayrı platformlarda değerlendiriyorlar.yani anlayacağınız işin suyunu çıkarmıyorlar.
kim ne yaparsa yapsın;bir program istediği kişiyi isterse prime time'da her akşam yayınlasın fakat izleyen insanların hayallerini süsleyerek yanlış örneklere neden olmasın,insanların kendilerine ve topluma faydalı olabilecek zamanlarını bu insanları izleterek kimse çalmasın ve insanlara yıllarını işinde harcayarak emek vermiş sanatçılar unutturulmasın.ülkemizi çok özel bir şekilde temsil edebilecek insanları sırf size göre sıradan,monoton ve düzgün hayatları var diye kimse görmezden gelmesin.
televizyon ve internet bırakın yaşadığınız ülkeyi tüm dünyaya ulaşmanın en kısa,en hızlı ve en etkin biçimidir.siz böyle güçlü bir olanağı sadece ıvır-zıvır hareketler yapan,sözler söyleyen,çarpık yaşayan insanlara sırf kanalınız izleniyor,radyonuz dinleniyor ve programınızın adı duyuluyor diye verirseniz zaten hak teslim etmekten uzak yanlış bir yoldasınız demektir.açıkca bu yanlış yayın politikasının ve olanaklarınızı yanlış insanlar üzerinde kullanmanızın nedeni ortadadır: reyting-maddi kazanç kaygısı-popülerlik
yanlış da yapsanız bunların çekiciliği her şeye değer değil mi? nasıl olsa herkes böyle yapıyor,düzen böyle işliyordur.işte her şey gibi bu da basittir o dünyada.
ve ondan sonrada ; yaklaşık on yıldır bir tek görüntüsü ve şarkısı yayınlanmayan,takip edilmeyen sanatçımız için ağlanır.kim ağlar biliyor musunuz onlara: o on kişi ağlar. ne de olsa burdan da bir haber çıkar kendileri hakkında ve adları hep gündemde kalır. ağlamayansa kimdir onu biliyor musunuz: halktır. günahı yoktur onların çünkü gerçek değerler tanıtılmamış hatırlatılmamıştır ki.
 bu halkı siz yönlendireceksiniz.örnek olacaksınız.ne vereceğinizin bilincinde olacaksınız.kime ne değer vereceğinizi bilmiyorsanız öğreneceksiniz.sorumluluğunuzun bilincinde olacaksınız.dünyalık sevdalara kapılmayıp gücünüzü boşa harcamamayı empati kurarak vicdan hesabı yaparak maneviyatı,verilen emeğe saygı duymayı işinize katıp yaşam tarzı haline getireceksiniz.




BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA

http://www.songaz.com/videosearch.asp?search=burak%20k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna



1 Şubat 2013 Cuma

SUSMAK

SUSMAK

''Susmak en iyi cevaptır'' derler ya; aslında karşındakini deli etmek için biçilmiş kaftandır. Susmak temkinli davranmaktır. Bazen suskunluğun ardından yarım bir gülüşle bakılır, bazen de kafa sallanır sessizce. Bu; ''Ne olduğunu biliyorum sadece zamanını bekliyorum'' demektir.
''Haklı olan adam hatasız olduğunu düşünüyorsa başı yukarıda dinler söylenen her şeyi kafası önde değil'' derler. Ama bilmezlerki o kişi başı önde onlara kıs kıs gülüyordur. 
Çeşit çeşittir cevaplar.Susmak kafada plan yapmak yada söyleyeceklerini toparlamak için kendine biçtiğin zamandır. Her susmanın bir nedeni vardır;
Tek başına yapayalnız kalmışsındır veyahut öten bir kuşun aniden susması gibi etrafı dinlersin tedirginlikle, ne olduğunu çözmeye çzlışırsın. Örneğin çok konuşan birinin karşısında susuyorsan sıranı bekliyorsundur. Bir cenazede sadece göz yaşı dökmekten başka bir şey gelmez elden, mecbur susarsın. Bir kütüphanede, bir sinemada, sahnede nutuk atan birini dinlerken, köprüden atlayan birine şahit olurken, bir insan sokakta şiddete maruz kalırken, bir karar açıklanırken... Baskı altındayken ve istemediğin şeylere evet derken susarsın ama içiniz hiç susmaz.
Ve de mecburi suskunluklar vardır doğuştan, en zor olanıda konuşmak isteyip de konuşamamaktır. İşaret edersin, çırpınır anlatmak istersin. Bazende kaybetmekten korktuğun biri için susarsın. Görürken görmezden gelir susarsın, görmeyenler; ‘’Göremiyorum ki ne konuşayım’’ diye susar.
Ancak susmak aptallık değildir. Harekete geçmek için izleyeceğin yolu en doğru şekilde seçme sanatıdır. Kendi içinde hoş bir sohbettir. Sırasını bekleyen bir star'dır: ''Susmak'' 

En sonunda konuşmaya susarsın. Ağızlardan içecek konuşmalar ararsın.



BURAK KIRMIZITUNA VİDEOLARI İÇİN TIKLA

http://www.songaz.com/videosearch.asp?search=burak%20k%C4%B1rm%C4%B1z%C4%B1tuna